May 06

İŞSİZLİĞE HAKSIZLIĞA SÖMÜRÜYE KARŞI SENDİKALI OL GÜÇLÜ OL

Yurdun dört bir tarafında yaygın ve kitlesel bir şekilde kutlanan 1 Mayıs a sendikamız da bulunduğu her yerde tüm gücüyle katılım gösterdi. İstanbul, İzmir, Manisa ve Bilecik de üyelerimiz ” İşsizliğe, Haksızlığa, Sömürüye karşı, Sendikalı ol Güçlü ol” pankartı ile katıldı. En çok Kıdem Tazminatının fona devrine karşı sloganların atıldığı 1 Mayıs kutlamaları coşku içinde bayram havasında gerçekleşti. Haftalar öncesinden başlayan afişleme ve bildiri dağıtımları ile yoğun bir şekilde 1 Mayısa katılım çağrıları yapıldı.

 

Nis 21

DİSK BAŞKANLAR KURULU SONUÇ BİLDİRGESİ

19 Nisan 2017 tarihinde DİSK Genel Merkezinde, Referandum ve 1 Mayıs gündemleriyle toplanan DİSK Başkanlar Kurulu, aşağıda yer alan konuları görüşerek aldığı kararları kamuoyu ile paylaşmayı gerekli görmüştür:

Bilindiği gibi 3 Şubat 2017 tarihinde toplanan DİSK Başkanlar Kurulu, halkoyuna sunulan Anayasa değişikliği teklifine dair usulden ve esastan eleştirilerini sunmuş ve bu eleştiriler ışığında “Memleketin ve işçilerin geleceği için HAYIR” demiştir. O günden bugüne usulden ve esastan eleştirilerimizi pekiştirecek, bu eleştirilerin haklılığını ortaya çıkaracak bir dizi gelişme yaşanmıştır. Bu eleştirilerimizi bugün yaşananların ışığında hatırlatmak isteriz:

  1. DİSK Anayasa değişikliği teklifinin “TBMM’den olağanüstü bir hızla, medyadan, hatta vekillerden kaçırarak, muhalefeti susturarak, hukuka aykırı açık oylamalarla, kavga gürültü içinde geçirilmiş olmasını” eleştirmiştir. Referandum süreci de bundan farklı yaşanmamıştır. Adaletsiz, eşitsiz, hukuksuz, manipülasyona dayalı kampanya sürecine tanık olunmuş, kamu kaynakları pervasızca kullanılmış, kamu idarecileri hukuka aykırı biçimde açıkça taraf olmuş, işçilerin ve kamu çalışanlarının oy tercihleri türlü baskılarla tahakküm altına alınmaya çalışılmış, açık oylamaya dair bir dizi görüntü ortaya çıkmış, hapishanelerin muhaliflerle doldurulduğu bir ortamda ve OHAL koşullarında bir referandum gerçekleştirilmiştir. Oy verme ve sayım aşamasına dair sonuçları değiştirebilecek ciddiyette itirazların ve uluslararası gözlemcilerin tespitlerinin YSK tarafından görmezden gelinmesi, YSK’nın kendini TBMM’nin yerine koyarak “mühürsüz pusula ve zarf”ların geçersizliğine dair yasayı yok sayması, sonuçların meşruluğunu daha da tartışmalı hale getirmiştir.
  2. DİSK Başkanlar Kurulu 3 Şubatta “Anayasa değişikliklerinin içeriği hakkında halkın bilgilenmesi, sağlıklı bir kamuoyu oluşturacak biçimde tartışma yürütmesi sistematik olarak engellenmiştir. Anayasa gibi hayati bir konuda bu şartlarda yapılacak bir referandumun meşruluğunun ciddi biçimde zedelendiğini düşünüyoruz” değerlendirmelerine yer vermişti. Anayasa değişikliklerinin tartışılması kampanya sürecinde de sistematik olarak engellenmiştir. Muhalefetin kitle iletişim araçlarını kullanması sınırlanmış, birçok toplantı yasaklanmış veya zor kullanarak bastırılmış, değişikliğe “Evet” kampanyası yürütenler ise Anayasa’nın 18 maddesini anlatmak yerine, yurttaşların HAYIR diyen yarısını düşmanlaştırıcı bir söylem izlemiştir.
  3. Anayasanın bir toplumsal sözleşme olduğunu hatırlatan DİSK Başkanlar Kurulu 3 Şubat 2017’de şu değerlendirmelere yer vermişti: “Ülkenin yarısının evet dediği, yarısının hayır dediği, büyük bir bölümünün içeriğini bilmediği bir Anayasanın iddia edildiği gibi “güçlü Türkiye”yi yaratmasının imkansız olduğunu; tersine siyasi istikrarsızlık, kutuplaşma ve kriz getireceğini görüyoruz”. Sonuçlar ortadadır. Neredeyse yarı yarıya çıkan evet ve hayır oyları tablosu, toplumun ikiye bölündüğüne işaret etmiş, anayasa oluşumu için gerekli toplumsal uzlaşma kesinlikle oluşmamış,  Türkiye’de bu kapsamdaki bir anayasa oylamasına şimdiye dek verilmiş en zayıf destek alınmıştır.  Ülkenin yarısı bu Anayasaya HAYIR derken, ülkenin ekonomik, kültürel, politik sürükleyicisi olan büyük kentler başta olmak üzere il ve ilçe merkezlerinde çoğunluk HAYIR demiştir. “Güçlü Türkiye” hedefinin güçlü dinamiklerinin HAYIR demiş olması;  toplumun yarısının her türlü baskıya/manipülasyona ve tek taraflı propagandaya rağmen bu Anayasayı reddetmesi göz ardı edilerek bu ülkenin geleceğine dair bir plan yapılamaz.
  4. DİSK’in Anayasanın esasına ilişkin itirazlarının haklılığı da bu süreçte yaşananlarla bir kez daha gözler önüne serilmiştir. Daha referandum sonuçları kesinleşmeden, yeni rejime dair emareler ortaya çıkmıştır. Yargının yürütmenin vesayetinde olmasının sonuçları YSK’nın TBMM’nin çıkardığı yasayı çiğnemesiyle görülmüş, YSK’nın hukuksuz kararına karşı demokratik haklarını kullananlara karşı bir cadı avı başlatılmıştır. OHAL ilan edilip meclis tatile sokulmuş, ülkenin kararnamelerle yönetilmek istendiği bir kez daha anlaşılmıştır.
  5. 50’nci yılını kutlayan DİSK, bu süreçte tarihsel görevini yerine getirmiş olmanın gururunu taşımaktadır. Referanduma sunulan Anayasa değişikliği teklifinin Türkiye demokrasisini olduğu kadar işçilerin haklarını da tehdit eden, emekçilerin talepleri ve özlemleri ile hiçbir biçimde uyuşmayan içeriği konusunda DİSK yoğun bir çalışma ile geniş kitlelere ulaşmıştır. ILO, ITUC ve OECD verilerine dayanarak hazırlanan araştırma raporumuzda, dünya örnekleriyle de karşılaştırarak, başkanlık rejimlerinde parlamenter rejimlere göre işçi haklarının ve sendikal hakların daha çok gasp edildiği, insani gelişmenin çok daha düşük düzeyde olduğu ortaya konmuştur. Anayasa maddelerinin işçilere olası etkilerini somut örnekleriyle anlatan DİSK, “İşçilerin Hayırı”nı örgütlemiştir. Yeni Anayasa teklifinin emek alanındaki sonuçlarını anlatan tek işçi konfederasyonu olan DİSK tarihsel öncülük görevini de yerine getirmiştir. Özellikle kıdem tazminatı, taşeron işçileri ve güvencesiz çalışma gibi sorunlar üzerinden teklifin olası sonuçlarını anlatan kampanya, işçi sınıfında önemli bir karşılık bulmuştur.
  6. Göz göre göre gelen bir tehdit ile ilgili işçi sınıfına yönelik uyarılarımızın haklılığı referandumdan hemen sonra kıdem tazminatı ile ilgili gelişmelerle bir kez daha açığa çıkmıştır. İşçilerin 80 yıllık kazanımı olan kıdem tazminatını işverenin üzerinde “yük” olarak niteleyen bir yaklaşım doğrultusunda, “Kıdem Tazminatı Fonu” dayatmasının yeniden gündeme sokulacağı açıklanmıştır. İş güvencesinin son kalesi olan kıdem tazminatının fona devri ve/veya azaltılması gibi önerilere DİSK olarak HAYIR demeye devam edeceğimiz açıktır.

Bu tespitlerden hareketle Başkanlar Kurulumuz şu kararları almıştır:

  1. Meclis süreci, kampanya süreci, oy verme ve oy sayma süreci hukuken ve vicdanen sakatlanmış olan, tartışmalı, kutuplaştırıcı bir Anayasaya bu ülkenin sığmayacağı açıktır. Referandumun yenilenmesi çağrısı yapan DİSK Başkanlar Kurulu, esas olarak kutuplaştırıcı bir Anayasa yanlışından, başkanlık dayatmasından dönülmesi gerektiğinin altını çizer.
  2. Türkiye’nin önünü açacak olan, huzuru, güveni, istikrarı sağlayacak olan bir Anayasa toplumsal uzlaşmanın ürünü olarak yazılmalıdır. Ülkemizin bugünkü acil ihtiyacını eşitlikçi, özgürlükçü, laik, demokratik ve sosyal bir Anayasa olarak tarif eden DİSK Başkanlar Kurulu, böyle bir Anayasa’nın hazırlanması için emek ve meslek örgütlerinin, siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin, üniversitelerde bu konuda çalışma yapması engellenen akademisyenlerin, toplumun en geniş kesimlerinin katılımıyla bir Anayasa tartışmasının başlatılması için DİSK’in çabalarının yoğunlaştırılması gerektiğine işaret eder.
  3. Başta kıdem tazminatı olmak üzere işçi sınıfının haklarının tehdit altında olduğu bir dönemde 1 Mayıs Birlik, Dayanışma ve Mücadele gününün işçilerin ve toplumun geniş kesimlerinin hak gasplarına, taşeron düzeni başta olmak üzere güvencesizliğe işsizliğe, iş cinayetlerine ve antidemokratik düzene “HAYIR” diyecekleri bir gün olarak örgütlenmesi gerektiğine işaret eden DİSK Başkanlar Kurulu, bu dönemde Türkiye çapında olabildiğince yaygın, kitlesel ve coşkulu 1 Mayıs kutlamaları örgütlemenin tarihsel önemine işaret eder. 1 Mayıs 1977 katliamının 40’ıncı, DİSK’in kuruluşunun 50’nci yılında tarihsel bir sorumlulukla DİSK, 1 Mayıs’ı bugüne kadar beraber örgütlediğimiz emek ve meslek örgütlerinin ve 1 Mayıs kutlamalarına katılan bileşenler başta olmak üzere mümkün olan en geniş kesimlerin, tüm demokrasi güçlerinin 1 Mayıs meydanlarında buluşması için çaba gösterecektir.

Mar 25

Batıçim Çimento fabrikası işçileri, Çimse-İş Sendikasından istifa ederek Cam Keramik-İş Sendikasına geçti.

Bornova’da bulunan Batıçim Çimento fabrikası işçileri, özellikle sendika temsilcilerinin patron temsilcisi gibi davranmasından rahatsızlık duydukları için Çimse-İş Sendikasından istifa ederek, Cam Keramik-İş Sendikasına geçti.

İşçiler ve Cam Keramik-İş Sendikası temsilcileri Naldöken Kültür Merkezi’nde bir araya gelerek bir toplantı gerçekleştirdi.

Cam Keramik-İş Genel Sekreteri Ergin Ay, sendikanın işçilere açık ve şeffaf olması gerektiğini söyledi. Ay, “Sizler bizi denetler, yanımızda durduğunuz zaman kendi sözleşmenizi hazırlamış olusunuz. Sözleşmeler işçilerle hazırlanır. İşyerimizde komiteler oluşturulup taslaklar hazırlayacağız. Görüşmelerde işçi temsilcileri olmalı, patron ve sendika başkanı arasında sözleşme yapılamaz. İşçilerin onayı olmalı” dedi. Bu mücadeleye kazanmak için girdiklerini ifade eden Ay, örgütlülüklerini sağlamlaştırdıkları zaman patronu masaya oturtabileceklerini söyledi.

Toplantıda söz alan işçiler “Biz bu yola çıktık. Geri dönmeyeceğiz. Ama sizlerin de bizim yanımızda olduğunu görmemiz lazım” dedi. Toplantı sonrası farklı bölüm ve vardiyalardan oluşan işçilerden komiteler kuruldu.

Ayrıca aynı saatte Çimse-İş yöneticileri ve patronun da işçilerle fabrika içinde toplantı yaptığı ve sendikadan istifa eden işçileri, ikramiye ve toplu sözleşme haklarından yararlanamayacaklarına dair söylemlerle tehdit ettikleri öğrenildi. (İzmir/EVRENSEL)

Şub 15

DİSK 50. YAŞINI KUTLADI

DİSK üyesi işçiler ve DİSK dostları 50. kuruluş yıldönümü etkinliğinde buluştu. Şişli Kent Kültür Merkezi’nde gerçekleşen coşkulu ve kitlesel etkinliğe, demokrasiyi kurmak ve hayır demek için biraraya gelme çağrısı damga vurdu

Sınıf ve kitle sendikacılığının Türkiye’deki ilk ve tek temsilcisi olan, yarım asırlık çınar DİSK’in kuruluş yıldönümü için Şişli Kent Kültür Merkezini hınca hınç dolduran işçiler, DİSK’in ve DİSK üyesi sendikaların geçmişten bugüne görev yapan yöneticileri, uluslararası sendikal hareketin temsilcileri, dost emek ve meslek örgütlerinin temsilcileri, akademisyenler, gazeteciler, milletvekilleri, siyasi parti ve demokratik kitle örgütü temsilcileri birlik-mücadele ve dayanışma coşkusunu yaşadılar.

 

Oca 23

“GREV YASAĞINI TANIMIYORUZ.”

 

Önce Bursa/Orhangazi’de faaliyet yürüten ve 647 işçinin çalıştığı Asil Çelik işyerinde örgütlü sendikamız Birleşik Metal-İş’in başlatmak üzere olduğu grev, gece yarısı alınan bir Bakanlar Kurulu kararıyla 60 gün ertelendi.

Hemen ardındandan EMİS’e bağlı 13 fabrikada çalışan ve 2200 işçiyi kapsayan TİS görüşmelerinin tıkanması üzerine 20 Ocak’ta başlayan metal işçilerinin grevi de bir kaç saat sonra aynı şekilde ve aynı gerekçeyle, “milli güvenliği bozucu” nitelikte olduğu gerekçesiyle yasaklandı. Erteleme süresi sonunda işçilerin yeniden greve çıkma hakkı olmadığı için bu kararlar yasaklama anlamına geliyor.

Birleşik Metal İşçileri sendikası yaptığı temsilciler kurulu toplantısının ardından yasağı tanımayacakları ve mücadeleye devam açıklaması yaptı. iş yerlerine dönen işçiler anlaşma sağlanana kadar üretim yapmayacak. Metal işçilerinin bu onurlu mücadelesini selamlıyor ve sonuna kadar bu doğru kararlarının yanında olacağımızı ilan ediyoruz. Bu saldırı sadece metal işçilerine yönelik bir saldırı değil tüm işçi sınıfımıza yapılmış bir saldırıdır. işçilerin en önemli hakkı olan grev hakkımızı sonuna kadar savunacağız.

15 yıllık iktidarı döneminde farklı işkollarında birçok grevi yasaklayan AK Parti hükümeti yine metal işçilerinin iki sene önceki grevini de aynı gerekçeyle yasaklamıştı. Anlaşılan o ki patronların çıkarlarıyla milli güvenliği bir tutan hükümet, patronlar ne veriyorsa işçilerin onunla yetinmesi gerektiğini düşünüyor. Vergi affı, SSK pirim desteği gibi grev yasaklarını da patronlara bir teşvik olarak sunabileceğini zannediyor.

Grev hakkı işçi sınıfının uzun ve zorlu mücadelelerle kazandığı en önemli haktır ve patronlara karşı haklarını koruyabileceği tek “silah” tır. Grev hakkı yoksa hiçbir hak yok, pazarlık yok demektir. Haklar korunamayacağı gibi sendikaların varlığı da anlamsız hale gelecektir. Anayasal bir hak olan grev hakkı, Bakanlar Kurulu kararları ile fiilen gasp edilmektedir. Bu işçi düşmanı tutum kabul edilebilir olmadığı gibi meşru da değildir. İşçi sınıfımız biricik hakkını, grev “silah”ını teslim etmeyecek ve gereken cevabı mutlaka verecektir. Çünkü bu yasak sadece birkaç fabrikadaki işçileri ilgilendiren bir yasak değil tüm işçi sınıfına yapılan bir saldırıdır. Grev yasaklarına karşı güçlü bir cevap vermek işçi sınıfımızın ve tüm sendikaların görevidir.

Başta DİSK’e bağlı sendikalar olmak üzere bütün sendikalar ve emek örgütleri, tüm ayrılıkları bir tarafa bırakarak acilen bir araya gelmeli ve hükümete geri adım attıracak bir eylem planı belirlemelidir. Ülke genelinde yapılacak birkaç saatlik bir iş bırakma eylemi gibi uyarıcı ve caydırıcı eylemler örgütlenmeli ve metal işçileriyle güçlü bir dayanışma gösterilmelidir. Grev hakkı bugün yeniden ve fiilen kazanmamız gereken bir haktır. Grevler yasaklanıyorsa, direnmek haktır.

 

Oca 23

SERAPOOL İŞÇİLERİNE CEZA DAVASI

2015 yılı Haziran ayı içerisinde sendikamıza üye oldukları için işten atılan Serapool işçileri, aylarca fabrika önünde direnmiş ve bu güne kadar haklı davalarına sahip çıkmışlardır. Önce işverenin açtığı yasadışı grev tespiti davasını kazanan işçilerimizin büyük çoğunluğunun işe iade davaları da kazanımla sonuçlanmış ve işveren her işçimize 16 brüt maaş tutarında tazminat ödemek zorunda kalmıştır. Mahkemelerin verdiği işe iade kararlarını uygulamayarak hukuku hiçe sayan Serapool patronu işçilerimizin Kıdem ve İhbar tazminatlarına da ödemeyerek süreci biraz daha uzatma yoluna gitmiş ve kötü niyetini bir kez daha açık etmiştir.

Tüm bu yaşananların üzerine yenilgiyi hazmedemeyen Serapool patronu, şimdi de içlerinde sendika yöneticilerimizin de olduğu 115 işçi ile ilgili, çalışma hürriyetini ihlal gerekçesiyle ceza davası açmıştır. Uzun süredir tanık olmadığımız cinsten bu işçi düşmanlığı ve bu aymazlık karşısında Serapool işçileri yine birlik içinde aynı kararlılıkla gerekli cevabı verecektir. Anayasal bir hak olan sendikalaşma hakkını kullandığı için bir işçimizi “bir daha çocuğunu görememekle” tehdit eden, 15-20 yıllık işçilerini tazminatsız işten çıkaran ve mahkeme kararına rağmen işe geri almayan, kıdem tazminatlarının üstüne yatmaya çalışan işveren utanmadan işçilerimizin cezalandırılmasını istemektedir.

17 Ocak Salı günü Kartal Adliyesi 16. Asliye Ceza Mahkemesinde görülmeye başlayan ve üst üste dört gün süren davada ifade veren işçilerimiz, işverenin iddialarının asılsız olduğunu beyan ederek beraatlarını talep etti. duruşma 31 Mart tarihine ertelendi.

Ara 29

ASGARİ ÜCRET, YİNE SEFALET; 1404 TL

Her açıklamada Türkiye ekonomisinin ne kadar büyüdüğünden, ne büyük işler başardıklarından bahseden hükümet, 2017 yılı asgari ücretini 1404 TL olarak belirledi. Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) dahi, tek bir kişinin asgari geçim maliyetinin 1669 TL olduğunu açıklamasına rağmen, hükümet işçiye al 1404 TL ile aileni geçindir demiştir. Çalışma bakanı kredi borcuna batmış milyonlarca işçiye bir de dalga geçer gibi, “az veren candan çok veren maldan” açıklaması yapmıştır. Her fırsatta milli iradeden bahsedenler, bir kez daha milleti hüsrana uğratmış, işçilere ve emekçilere sefalet ücretini reva görmüşlerdir. Ancak anlamadıkları bir şey var. Bu hayat pahalılığında bu rakamla yaşamak gerçekten mümkün değildir ve bu rakam işçiyle alay etmektir. İşçilerin mücadele etmekten ve meydanlara çıkmaktan başka çaresi kalmamıştır. Sendikalar ve konfederasyonlar fikir ayrılıklarını bir tarafa bırakarak acilen bir araya gelmeli ve birlikte mücadeleyi örgütlemelidir. Madem ki asgari ücret en büyük toplu sözleşmedir, bu rakamı kabul etmeyerek mücadeleyi en ileriden başlatmalıdır. 2017 artık işçilerin ayağa kalktığı, emeğine sahip çıktığı ve mücadeleyi büyüttüğü bir yıl olmalıdır.

Ara 13

ARTIK YETER..

Yine bir bombalı saldırı, yine ölüm, yine korku, yine terör.. yine acılı ailelere başsağlığı yaralılara acil şifalar diliyor, yine kandan beslenenleri lanetliyoruz. Artık yeter.

Son 1.5 yılda ülkemizin çeşitli yerlerinde, 20’ nin üzerinde bombalı saldırı gerçekleştirildi. Yüzlerce insanımız canından oldu, binlerce insanımız sakatlandı. Toplum korku içinde yaşamaya, farklı kesimler birbirine şüpheyle bakmaya alıştırıldı. Halkımız barış dedikçe, kardeşlik dedikçe, huzur dedikçe, kandan beslenen çevreler yaşamımızı dinamitlemeye devam ediyor. Şiddet şiddeti doğuruyor da bu işten kimler kazançlı çıkıyor. 

Bu yaşananların sorumlusu, muhatabı ülkeyi yöneten siyasi iradedir. Yürütülen yanlış politikalardır. Dışarıda ve içeride savaş politikalarını hayata geçiren, tekelci sermayenin çıkarları uğruna komşu ülkelere asker gönderen, emekçi halkların karşılıklı düşmanlaşmasından başka bir sonuç vermeyen bu politikalar ülkemizi uçurumun kenarına sürüklemiştir. Bu kadar acı yaşanırken istihbarat teşkilatları ne iş yapmaktadır. Ülkeyi yönetenler hesap vermeli ve bu gidişe dur demelidir. Taziye mesajlarıyla ve intikam çağrılarıyla nereye kadar gidilecektir.

Hükümet, çözüm üretmek, barışı ve huzuru tesis etmekle yükümlüdür. Artık yeter.

Ara 05

Bireysel emeklilikte kademeli geçiş olacak

52247

Düzenlemeye göre;
– İlk aşamada bin ve üzeri çalışanı olan özel sektör 1 Ocak 2017’de, memurlar (genel ve özel bütçeli idareler) ve 250-1000 çalışanı bulunan özel sektör 1 Nisan 2017’de sisteme geçecek.

– 100 ile 249 çalışanı olan özel sektör, 1 Temmuz 2017’de, mahalli idareler ve KİT’ler ise 1 Ocak 2018’den itibaren sisteme dahil olacak.

– Öte yandan özel sektörde faaliyet gösteren, 10-49 çalışanı olanlar işverenler aracılığıyla 1 Temmuz 2018’den itibaren, 5-9 çalışanı olanlar da 1 Ocak 2019’dan itibaren sisteme girebilecek.

ZORUNLU EMEKLİLİK NEDİR

6740 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Ağustos 2016’da kabul edildi ve Ocak 2017’de yürürlüğe girecek.

45 yaş altı çalışanlar (işçiler ve kamu görevlileri) Ocak 2017’den itibaren otomatik olarak BES’e katılacak. Yeni düzenlemeyle kademeli geçiş olacak.

Çalışanlardan sosyal güvenlik primine esas brüt kazançlarının yüzde üçü oranında kesinti yapılacak.

İsteyenler iki ay içinde cayma hakkını kullanarak sistemden çıkabilecek.

Çalışanların bizzat kendilerine imzalatılacak emeklilik sözleşmesi, işveren tarafından hazırlanacak.

Zorunlu BES’te devlet sisteme girişte bir defaya mahsus olmak üzere bin TL katkı yapacak. Ayrıca her ay devlet yüzde 25’i oranında katkı yapacak.

Daha fazla tutarda kesinti yapılmasını isteyen çalışan, emeklilik sözleşmesinde bunu talep edebilecek.

İşveren katkı payını zamanında şirkete aktarmaz veya geç aktarırsa çalışanın birikiminde oluşan parasal kaybından sorumlu.

Yükümlülüklerine aykırı davranan işverenlere, her bir ihlal için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB) tarafından 100 Türk Lirası idari para cezası uygulanacak.

Ara 05

ÜCRET ASGARİ, EŞİTSİZLİK AZAMİ! ASGARİ ÜCRET GEÇİM ÜCRETİ OLMALIDIR! ASGARİ ÜCRET 2000 TL NET OLMALIDIR!

DİSK Yönetim Kurulu adına DİSK Genel Başkanı Kani Beko’nun 2017 asgari ücreti ile ilgili olarak Genel Merkezimizde yaptığı açıklama

img_1565-1024x683

2017 yılı asgari ücreti bildiğiniz gibi Aralık ayı içinde belirlenecek. Asgari ücret tespiti öncesinde özellikle sermaye ve hükümet çevrelerinde asgari ücret artışını düşük tutmaya dönük açıklamalar gelmeye başladı.

Hükümet ve sermaye çevrelerinin asgari ücretin yüksekliğine ilişkin abartılı ve gerçekdışı değerlendirmelerine dair görüşlerimizi paylaşmadan önce bir hatırlatma yapmak isteriz.  Bilindiği gibi DİSK olarak 2015 yılı asgari ücretinin net 1800 TL olmasını, 2016 asgari ücretinin ise net 1900 TL olmasını savunduk. Asgari ücrette esaslı bir artış yapılmasına yönelik başta konfederasyonumuz tarafından dille getirilen talepler, 7 Haziran 2015 seçimleri öncesinde partilerin gündemine girdi. 1400 ile 1800 TL arasında asgari ücret, muhalefet partilerinin seçim vaatleri arasına yer aldı.

Asgari ücretin artış taleplerine kulaklarını tıkayan ve 7 Haziran seçimlerinden büyük oy kaybıyla çıkan AKP hükümeti, 1 Kasım seçimleri öncesinde ise net 1300 TL asgari ücreti kabul etmek zorunda kaldı. 2016 asgari ücretinde yaşanan yüzde 30’luk artış başta konfederasyonumuzun yürüttüğü kampanya olmak üzere emek hareketinin önemli bir kazanımı oldu. Hükümet ve sermaye çevreleri şimdi bu kazanımı aşındırmak için çeşitli gerekçelerle asgari ücret artışını baskılamak istiyor. Oysa Türkiye’de asgari ücret geçim ücreti olmaktan hala çok uzaktadır ve ücretler asgari iken eşitsizlikler azamidir. Bu konuda konfederasyonumuzun araştırma birimi DİSK-AR tarafından hazırlanan Asgari Ücret Raporu’ndan çeşitli bulguları sizlerle paylaşmak istiyoruz.

  1. Türkiye’de emeğin milli gelirdeki payı düşmektedir.

Asgari ücretin enflasyonun üzerinde artmış olması, gelir dağılımında ve yaşama koşullarında anlamlı bir etki yaratmamıştır. Nüfusun en düşük gelir grubunu oluşturan yüzde 20’lik diliminin milli gelirden aldığı pay, uzun süredir yüzde 6 civarında çakılı kalmıştır. Buna karşın nüfusun en yüksek yüzde 20’lik grubunun milli gelirden aldığı pay yüzde 46 civarında seyretmektedir. Nüfusun en düşük gelire sahip yüzde 20’lik dilimi ile en yüksek gelire sahip yüzde 20’lik dilimi arasında 8 kat fark vardır. 1999’da yüzde 52,2 olan ücretlerin milli gelir içindeki payı 2000’li yıllarda sistemli biçimde azalarak 2015 yılında yüzde 34 seviyesine gerilemiştir. Bu da Avrupa Birliği ortalaması olan yüzde 55’in hayli gerisindedir.

  1. İşverenlerin iddialarının aksine Türkiye’de işgücü maliyetleri düşüyor

2000 yılında 100 olan işgücü maliyeti, 2015 yılında 27 puanlık düşüşle 73’e gerilemiştir. Oysa aynı dönem içinde AB ülkelerinde işgücü maliyetlerinde sadece üç puanlık düşüş yaşanmıştır.

Asgari ücret artışlarının gerçek maliyeti işverenler tarafından üstlenilmemektedir. İşverenler, teşvikler ve verimlilik artışı yoluyla, yük olarak ifade ettikleri işgücü maliyetlerinden sürekli olarak tasarruf etmektedir. Yani, ücret ve verimlilik arasındaki makas açılmakta, uzun çalışma saatleri ve yoğun/ağır çalışma koşulları da işgücü maliyetinin düşmesine yol açmaktadır.

  1. Asgari ücretin işverene maliyeti azalıyor.

Sermaye çevreleri özellikle 2016’daki yüzde 30’luk asgari ücret artışını bahane ederek, maliyetlerinin çok arttığından dem vurmaktadırlar. Ancak bu yakınmaları gerçeği yansıtmıyor. Asgari ücretin işverene maliyeti bir yandan Asgari Geçim İndirimi (AGİ) öte yandan 5 puanlık SGK prim indirimi nedeniyle önemli ölçüde düşmektedir. 2016 itibariyle AGİ hariç asgari ücret 1300 TL değil, 1177 TL’dir. İşveren tarafından işçiye ödenen net asgari ücret budur.

Asgari ücreti “yük” olarak göstermek isteyen işverenlere yönelik yüzde 5’lik SGK prim desteğinin bütçeye getirdiği yük, 2010-2016 arasında 63 Milyar TL’dir. Asgari ücret artışının çok önemli bir bölümü kamu kaynaklarından sağlanmaktadır. Böylece işverenin yükümlülüklerinin bir bölümü, halkın/emekçilerin sırtına yüklenmektedir. Halkın/emekçilerin vergileriyle işverenler finanse edilmekte, işverenlere bütçenin neredeyse yüzde 4’ü aktarılmaktadır.

  1. Hükümetin iddialarının aksine Türkiye düşük asgari ücretli ülkeler arasındadır.

Asgari ücretin rakamsal olarak karşılaştırmasının emekçiler açısından anlamı yoktur. Önemli olan asgari ücretin alım gücünün karşılaştırılmasıdır. OECD 2015 verilerine göre asgari ücretin satın alma gücü açısından Türkiye 26 OECD ülkesi içinde 20. sırada yer almaktadır. Yine satın alma gücüne göre bir değerlendirme yapıldığında AB ülkeleri ortalama Türkiye’nin 2 ile 2,5 kat daha yüksek asgari ücrete sahiptir.

  1. Asgari ücret dolar karşısında eriyor.

2008 yılı başında 414 dolar olan asgari ücret 2016 Kasım ayı itibariyle 377 dolara geriledi. Döviz kurlarındaki erime asgari ücreti de aşındırmaktadır. Dövizdeki artış nedeniyle enflasyonun yükselmesi, reel olarak geriletecektir.

Bu gerçekler ışığında 2017 asgari ücreti ile ilgili olarak taleplerimiz şunlardır:

  1. İşçi-memur ayrımı yapmadan tüm çalışanlar için tek asgari ücret.

Asgari ücret tüm çalışanlar için ortak ve toplu pazarlıkla belirlenmelidir. Görüşmeler kamuoyuna açık hale getirilmeli, anlaşmazlık durumunda işçilerin üretimden gelen güçlerini kullanabilecekleri yasal zeminler oluşturulmalıdır.

Ülkemizde 2012 sonrasında memurların ücretleri ve dolayısıyla memur asgari ücretleri, eksik yönlerine rağmen toplu sözleşme yoluyla belirlenmektedir. Ancak devletin işçi çalışanları ile devletin memur çalışanları arasında asgari ücret açısından farklılıklar ortaya çıkmaktadır.

En düşük devlet memuru maaşı Temmuz 2015 yılı itibariyle 2 bin 191 TL, Temmuz 2016 itibariyle 2 bin 517 TL olarak gerçekleşmiştir. Kuşkusuz bu memur maaşlarının yüksek olduğunu değil, işçilerin asgari ücretinin düşük olduğunu göstermektedir.

  1. Asgari ücret AGİ hariç net olarak hesaplanmalı ve vergi dışı bırakılmalıdır.

2008’de AGİ’nin dahil edilmesiyle net asgari ücret olduğundan yüksek gösterilmeye başlandı. Oysa AGİ işveren tarafından ödenmiyor ve ücret değil. Net asgari ücret işveren tarafından işçiye ödenen miktardır. AGİ ise devlet tarafından sağlanan bir destektir.

Mevcut uygulamada asgari ücret AGİ yoluyla kademeli olarak vergiden muaf tutulmaktadır. Evli ve 5 çocuklu çalışan tümüyle vergiden muaf olabilmektedir. Ücretin asgari ücret kadar bölümü tümüyle vergiden muaf tutulmalıdır.

  1. Asgari ücret tespitinde uluslararası ilkelere, ulusal mevzuata ve TÜİK verilerine uyulmalıdır.

Ülkemizdeki asgari ücret tespit mevzuatı asgari ücreti işçinin kendisinin asgari ihtiyaçları ile sınırlamaktadır. Bu tespit yöntemi değişmeli ve işçinin ailesini dikkate alan bir tespit yöntemi kabul edilmelidir. Asgari ücret İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 131 sayılı sözleşmesi ve Avrupa Sosyal Şartı’na uygun biçimde işçinin ve ailesinin insanca yaşamasına yetecek şekilde belirlenmelidir.

Ancak asgari ücret TÜİK tarafından hesaplanan bir işçinin geçimi için gerekli besin içi ve besin dışı harcamalara ilişkin asgari tutarın dahi altında kalmaktadır. TÜİK tarafından 2015 Aralık ayında Asgari Ücret Tespit Komisyonuna sunulan ve Kasım 2015’teki değerleri içeren miktar 1600 TL iken, enflasyon ve milli gelir artışından pay da hesaba katılmadan asgari ücret 1300 olarak belirlenmiştir.

  1. Asgari ücret 2000 TL net olmalıdır.

Bir işçinin geçimi için gerekli miktarın aradan geçen bir yıl içinde en az yüzde 10 oranında arttığı kabul edilmelidir. Bu durumda 2016 Kasım ayında bu miktar 1750 TL civarında olacaktır.

2017 için ise döviz kurlarındaki sıçrama nedeniyle enflasyonun da artacağını söylemek kehanet olmayacaktır. Dolayısıyla 2016 Kasım ayında 1750 TL civarında olan tek bir işçinin asgari yaşam maliyeti 2017’de 2000 TL’yi rahatlıkla bulacaktır.

Asgari Ücret Tespit Yönetmeliğinde yer alan esaslar işçinin ve ailesinin insanca yaşamasına yetmemekle birlikte, bu yönetmelikteki ilkelere uyulması durumunda dahi 2017 yılı asgari ücretinin en az 2000 TL net olması gerekir. Zorunlu BES uygulamasının ücretleri aşındıracağı dikkate alındığında “2000 TL net asgari ücret”,  gerçekten asgari bir taleptir.

Asgari ücretin sadece asgari ücretlileri değil tüm çalışanları ilgilendirdiğinin, tüm ücretleri belirlediğinin bilinciyle, tüm işçileri 2000 TL net asgari ücret talebine sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Toplam 12 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12345...10...Son »