Kas 13

Kluh işçileri: Ekmeğimiz için mücadele ettik, pişman değiliz

Sendikamız Genel Sekreterinin 13.11.2017 Evrensel Gazetesinde yayınlanan yazısıdır.

Kluh Destek işçilerinin günlerdir süren direnişinde neler yaşandı.

Cam sektöründe dünyanın en büyük üç devinden biri olan Şişecam’da sular durulmak bilmiyor. Kırklareli Paşabahçe Cam Fabrikasında fırın kapatma bahanesiyle işten çıkarılan işçilerin mücadelesinin üzerinden henüz bir ay geçmişken bu sefer Şişecam’ın taşeronluğunu yapan Alman sermayeli Kluh Destek isimli firmanın İstanbul Tuzla da bulunan fabrikasında 40’a yakın işçi işten çıkarıldı. Çok yakından takip etme fırsatı bulduğumuz Kluh işçilerinin 10 günü aşan mücadele deneyimleri üzerine izlenimlerimi paylaşmak istedim.

Kluh’ta Çimse-İş’in örgütlenerek yetki almasının ardından 1 Nisan itibariyle TİS masasına geçildi. Yüzde 60 zam alacağını vadeden Çimse-İş Şube Başkanı, ücretlerle ilgili son görüşmede işçilerin seçtiği baştemsilci ve diğer üç işçi temsilcisinin karşı çıktığı tutanağa imzayı atınca olayların fitilini ateşlemiş oldu.

SEÇİLMİŞ TEMSİLCİLER MASAYI TERK ETTİ

Sonuçta seçilmiş baştemsilci ve diğer temsilciler imza atmadan masayı terk etti. Yüzü kızarmadan sözleşmeyi işçilere açıklamaya çalışan şube başkanı tepki gösteren işçilere “Siz benim muhatabım değilsiniz” deyince, hak ettiği sopayı yedi. İşte o gün işçiler için de, patron için de bir karar aşamasına gelindi. Patron ve işbirlikçisi sendikacılar açısından -her ne kadar plansız programsız kendi doğallığında gelişen bir tepki olsa da- bunu işçilerin yanına bırakmak ileride daha büyük problemlerin önünü açacaktı. Bunun farkında olan işçiler hem gelecek baskıları bertaraf edebilmek hem de toplusözleşmeyi biraz olsun iyileştirebilmek için bir şeyler yapmak zorunda olduklarını hissediyordu. Her ne hikmetse ikinci temsilci, olacakları önceden tahmin etmiş gibi sözleşmenin imza tarihinden iki gün sonrası için önceden bir toplantı organize etmişti. Bir salon ayarlanmış ve ODTÜ’den bir hocanın gelip işçi haklarıyla ilgili konferans vereceği işçilere söylenmişti. Tabi olayların ardından bu toplantıya da ilgi oldukça artmıştı. Uzak bir köşeden yarım saat kadar izleme fırsatı bulduğum toplantıda konuşan kişi, uzun yıllar Türk-İş’te danışmanlık yapmış, üniversite de işçi-işveren ilişkileri üzerine dersler veren, şimdilerde ise Aydınlık’ta köşe yazan Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Koç’tu.

‘GAZA GELMEMELERİ’ ÖĞÜTLENDİ

Ertesi gün sözleşmenin yenilenmesi için üretimi durdurmaya hazırlanan işçiler pür dikkat dinlerken, Yıldırım Koç işçilere gaza gelmemelerini öğütlüyor, “Ne yaparsanız yapın bu iş bitmiş imzalar atılmış, hepiniz istifa da etseniz bu sözleşme üç yıl geçerlidir” diyordu. “İlk sözleşmeler zor olur” diyen Koç’un yanında oturan ikinci işçi temsilci de o ne derse kafasını sallayarak onaylıyordu. Mücadeleden yana olan baştemsilci, “Hocam Renault işçileri kısmen de olsa başardı, sözleşmenin üzerine bir şeyler koydu. Biz de başaramaz mıyız?” diye sordu. Renault işçilerinin başarısını kabul eden Koç, mümkün ama kolay olmadığını söyleyerek, “Siz daha burada birlik olamıyorsunuz. Buradaki herkesin sırtında yumurta küfesi var, bu iş uzun sürerse borcu harcı olanlar, hastası olanlar ne yapacak? Dışarıdan provokatörler sizi gaza getirir ekmeğinizden olursunuz” gibi sözlerle adeta umut kırıcılığı yaptı.

Bir bir şeyler söyleyecek gibi olan baştemsilciyi de da hedef göstererek “Böyle heyecanla, atarla temsilcilik olmaz, yakarsın bu insanları” dedi. Ancak hakkını yememek beyaz yakalıları yanlarına çekmeleri ve Tekirdağ’ın Saray ilçesinde bulunan Kluh’un diğer fabrikasındaki işçileri de mücadeleye katmaları gerektiği gibi doğruları da dile getirdi. Toplantı sonrası iki çift laf etme fırsatım olsaydı ona şunu diyecektim: “Burada bir işveren temsilcisi ya da Çimse-İş’ten bir yönetici olsaydı bu işçilerin direncini ve umudunu bu kadar kıramazdı kesinlikle. Üniversitelerde hocalar böyle ders veriyorsa vay haline bu memleketin.”

İŞÇİLERİN GARDI DÜŞTÜ

Ertesi gün gardı düşmüş şekilde işbaşı yapan Kluh işçileri, baştemsilcinin zorunlu olarak bir hafta izne çıkarıldığını duyunca alkışlarla, ıslıklarla fabrika içinde protestolar yapmaya başladı. Her molada ve giriş çıkışlarda tek yumruk eylemler sürdükçe yeniden özgüven kazandılar. Üç günün ardından, işverenin elebaşı olarak gördüğü 4-5 kişiyi daha zorunlu izne çıkardı. Bunun üzerine işçiler toplu halde viziteye çıkma kararı aldılar ve Perşembe günü fabrika boş kaldı. Kluh yetkilileri beyaz yakalı işçilerin yanı sıra doktor raporu olmalarına rağmen bazı işçileri evlerinden alarak, işten atma tehdidi ile çalıştırdı. Bu sırada baştemsilci Tekirdağ’daki işçi temsilcisini birlikte hareket etme konusunda ikna etmeye çalışıyordu. Oradaki temsilciye göre, Saray ilçesindeki fabrikanın işçileri de sözleşmeye tepkiliydi ancak köylerden gelen işçilerin çoğu kirada oturmuyor ve ek gelirleri olduğu için sorunu Tuzla’daki işçiler kadar yakıcı bir şekilde hissetmiyordu.

SÖYLENTİLER YAYILDI

İşçiler Cuma günü vardiya değişimi sırasında bir saat iş durdurma kararı aldılar ancak işten atma tehditleri nedeniyle eylem tüm gün sürdü. O gece işveren hamlesini yaptı ve işçiler içerisinde Tekirdağ’da ki fabrikadan 40 işçi getirileceği, hatta otelde yerlerinin ayrıldığı söylentisini yaydı. Bunun üzerine toplanan işçi komitesi (ikinci temsilci dahil), diğer fabrika işçileriyle karşı karşıya gelmemek ve üretim alanını boş bırakmamak adına sabah işbaşı yapma ancak üretimi yavaşlatma kararı aldı. Tabi bir kişiyi dahi içeri almayacak olurlarsa içeridekiler yeniden üretimi durdurup dışarıya çıkacaktı. Kelimesi kelimesine konuşulanlardan haberdar olan patron ve işbirlikçi sendika yöneticileri de boş durmuyor ve sabaha hazırlanıyordu.

Kluh destek işçileri: Mücadelemizi sürdüreceğiz

SARI ÇİZGİ

Turnikelerden geçip fabrikaya ilk adımı attığınızda yerde sarı bir çizgi bulunmaktadır ve sabah tüm yöneticiler sarı çizginin başındadır. Kart basıp sarı çizgiyi geçen her işçiye bugün ne olursa olsun bu sarı çizginin diğer tarafına geçenler tazminatsız işten atılacaklar denildi. Yaklaşık otuz kişiyi fabrikaya almayan Kluh yetkilileri içeride terör estirirken, polis ve özel güvenlik görevlilerin dışarıdaki bekleyişi işçiler üzerinde baskı kurdu. İçeriye girmek isteyen işçiler uzaklaştırıldı. Dışarıdaki arkadaşlarının yanına geçmek isteyen işçilere öyle bir baskı uyguladılar ki içeride sinir krizi geçirenler ve bayılanlar oldu. Bu arada ikinci temsilci artık safını gizlemiyor, işveren ağzıyla, arkadaşlar tazminatlar yanacak hatta “İşveren zararını bizden tazmin edecek” diyerek açıkça eylem ve dayanışmayı kırıyordu. İlerleyen saatlerde de dışarıdaki işçilerin yanına gelerek Çimse-İş Sendikasının baştemsilciyi görevden aldığına dair belgeyi uzatarak provokasyon yapmak istedi. Bu arada yine aralarında bir avukatında olduğu Vatan Partili bir grup atılan işçilere yaptıkları işin yasadışı olduğunu söyleyerek moral bozmaya çalışıyor ve baştemsilciyi hedef gösteriyordu. Akşama kadar içerideki yıldırma, baskı ve yalan üzerine kurulu işbirliği de sonuçlarını vermeye başlamış ve direniş tamamen kırılmıştı. Hedef saptırılmış, baş temsilcinin görevden alındığını bildiği halde bunu gizlediği ve kendini kurtarmak için herkesi ateşe attığı yalanı, işsiz kalma korkusuyla birleşmiş ve işçiler bölünmüştü.

Kluh Destek işçileri direnişte

PİŞMAN DEĞİLLER

Sonuç olarak baş temsilci dahil 40’dan fazla işçi işten tazminatsız atıldı ve bu işçiler hukuk mücadelesini kazanana kadar işsizlik ödeneğinden de faydalanamayacaklar. Kuvvetle muhtemel sendikasız işyerlerinde yeniden çalışmaya başlayacak ve yine aynı mücadelelerin içinde olacaklar. İçerideki işçiler en az üç yıl Çimse-İş’in imzaladığı sözleşmeye tabi bir şekilde asgari ücretlerle sürekli baskı altında çalışacak. Ancak Kluh işçileri verdikleri mücadeleden pişman değil. “En azından bundan sonra bazı sendika yöneticileri işçiye sormadan imza atarken iki kere düşünecek aşağıda dayak yer miyim diye” uyarın işçileri şunu dile getirdi: “Hem ekmeğimiz hem de onurumuz mücadele ettik, pişman değiliz.”

İŞÇİLER ASGARİ ÜCRETİN ALTINI KABUL ETMEDİ

Sendikacılık tarihine bir utanç belgesi olarak geçecek olan üç yıllık sözleşmeye göre aynı işi yapan işçiler bir şekilde beş ayrı gruba bölünmüş. İşçilerin yüzde 70’i en düşük ücretli birinci gruba yerleştirilmiş ve ilk altı ay için 1900 TL brüt ücret verilmiş. Bunun üzerine, 2018 de 165 TL brüt zam, 2019 ve 2020 de ise açıklanacak enflasyon oranı artı bir puan zam denilmiş. Yani görüldüğü gibi işçilerin maaşları büyük ihtimalle asgari ücretin altında kalacak. Bilecik’te bulunan Porland Seramik fabrikasında aynı sorun yaşanmış ve işçiler Çimse-İş’ten istifa ederek sendikasızlığı tercih etmişti. Aynı sorunu yaşayan Güral Porselen işçileri de şu anda Çimse-İş’ten kurtulmaya çalışıyor. Toplusözleşmeye dönecek olursak, ilk altı ay için 200 TL, 2018 de 20 günlük, 2019 da 25, 2020 de 30 günlük ücret karşılığı ikramiye. Yanlış anlaşılmasın 1 yıl için verilecek 20 günlük ücret birde maaşa bölünecek. Aynı şekilde 400 TL sosyal yardım da 12 ye bölünerek maaşa katılacak. Bir de dalga geçer gibi her sene işçilere bir havlu bir de sabun verilecek. Kısaca sendika da bir brüt yevmiye aidat kesince işçiler yüzde üç civarı yaklaşık 50 TL artışla “sendikalı” olmuş oldular.

ÖFKE BÜYÜYOR

yıldırım Koç ‘hocamız’ büyük ihtimalle bu yaşananlara bakıp, “Ben demiştim zaten” diyecek ve üniversitede ders vermeye devam edecek. Ancak her direnişten olduğu gibi bu direnişten de çıkarılacak çok önemli dersler ve kazanımlar da var ‘hocam’. Aşağıda çok büyük bir öfke birikiyor. Açlık sınırında ağır şartlarda çalışmaya mahkum edilen işçiler OHAL demeden, yasak dinlemeden mücadelelere girişiyor. Örgütlenmeye, sendikalı olmaya çalışıyor, sendikalı yerlerde de sendika ağalarına karşı mücadele ediyor. Köleliğe karşı buldukları her fırsatta güçleri oranında seslerini yükseltiyor. Yasalarla, baskıyla, zorla bu iş yürümüyor ‘hocam’ ve ne kadar elini kolunu bağlar, ne kadar bunaltırsanız bu işçileri, o kadar büyüyor öfke.

ŞİŞECAM ÖRGÜTLÜLÜĞÜ TAŞERONLA DAĞITMAK İSTİYOR

Şişecam’da çalışan işçiler yarım asırdan fazla bir süredir Kristal-İş Sendikası’nda örgütlüdür ve cam işçilerinin tarihi örnek mücadele deneyimleri ve kazanımlarla doludur. Son yıllarda cam işçileri yalnız işverene karşı değil, sendikalarına çöreklenmiş olan işbirlikçi sendika bürokratlarına karşıda mücadele etmek zorunda kalmış ve her işkolunda olduğu gibi toprak iş kolunda da sendikalara olan güven giderek azalmıştır. Tüm olumsuzluklara rağmen cam işçilerinin ruhuna işlemiş olan mücadele azmi, ülkedeki işçilerin genel durumuyla kıyaslandığında sahip oldukları sosyal haklar ve ücretler, Şişecam patronları için büyük sorun teşkil etmekte. Şişecam fabrikalarını kırsal bölgelere taşıyarak ve birçok işi taşerona yaptırarak, hem maliyetleri düşürmeyi hem de cam işçisinin örgütlülüğünü dağıtmak istediği herkes tarafından biliniyor.

ÇİMSE-İŞ ŞÜPHE UYANDIRMIŞTI

Otomotiv sektörüne otocam üreten Şişecam, bu camların montaj, kalite kontrol, tamir ve temizlik işlerini Kluh Destek isimli firmaya vermiştir. Firmanın Tuzla fabrikasında 300 Tekirdağ Saray ilçesindeki fabrikasında 320 işçi çalışmaktadır. Balıkesir’de de çok büyük bir arazinin hazırlandığı ve oto cam işinin tamamen bu firmaya verileceği söyleniyor. Klüh işçileri 2 sene önce Kristal-İş Sendikası’nda örgütlenmek istediklerini ancak kendileriyle pek ilgilenilmediğini söylüyor. Hatta bir süre sonra işveren durumdan haberdar olmuş ve bazı işçiler işten çıkarılmış. Hiçbir sosyal hakkı olmayan ve asgari ücretle çalışan işçiler pes etmemiş, Çimse-İş Sendikası’yla görüşerek üyelikleri başlatmışlar. Yine kısa bir süre sonra müdürlerin sendikalaşmadan haberdar olduğunu söyleyen işçiler, öncekinden farklı olarak müdürlerin bu duruma sessiz kaldığını hatta “Sizin için daha hayırlı olur belki” dediklerini, bundan şüphelenmekle beraber üyeliklerin çok hızlı tamamlandığını anlatıyor.

Eyl 29

BATIÇİM İŞÇİLERİNİN TOPLU SÖZLEŞME TALEPLERİ..

 

Eyl 29

BİLECİK DE İŞÇİ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ EĞİTİMİ..

Sendikamızın Bilecik temsiliğinde düzenlenen etkinliğe Bilecik ve ilçelerinden işçiler katıldı. İş kazaları ve iş cinayetleri üzerine bir sunum yapan Cam Keramik-İş Genel Sekreteri Ergin Ay, “Patronlar daha fazla kâr elde etmek uğruna, işçinin çalışma şartlarının güvenli ve sağlıklı olmasını sağlamamaktadır. İşçiler ağır şartlar altında sendikasız çalışmaya zorlanmaktadır. Türkiye’de işçi cinayetleri dünya ülkelerine göre başı çekmekte, patronların kârlılık oranları da dünya ülkelerine göre ilk sıralarda yer alıyor. Diğer ülkelerdeki patronların, işçiliğin bu kadar ucuz ve işçi güvenliğinin bu kadar önemsiz ve patronların kârlılık oranlarının çok yüksek olduğu Türkiye’yi kıskandığı doğrudur” dedi.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda en büyük görevin işçilere düştüğünü ifade eden Ay, “İşçi kardeşlerimiz kişisel koruyucu malzeme kullanımına özen göstermeli ve haklarını iyi bilmelidir. İşçi sağlığı ve güvenliği konusunda işçi arkadaşlarımıza kapılarımız her zaman açık, buyursunlar akıllarına takılan soruları sorsunlar her zaman yardımcı oluruz” diye konuştu.

İşyeri Hemşiresi Ayşe Kuş ise başta silikozis hastası işçiler olmak üzere, meslek hastalıklarını ve meslek hastalıklarına maruz kalan işçilerin nasıl bir yol izlemesi gerektiğini anlattı. Sendikaların işçi sağlığı konusunda ciddi çalışmalar yapmadığını söyleyen Kuş, işçi sağlığı ve güvenliği yasasının yetersiz olduğuna dikkat çekti.

Ağu 14

ÇALIŞAN KADINLARIN KREŞ HAKKI

Bizim ülkemizde kadın olmak zor, çalışan kadın olmak daha da zor. En zoru da çalışan anne olmak. Ne kadar sıkça duyduğumuz sözler. Eminiz ki birçok kadın bu söylemlere katılıyor. İşin ağırlığı, evin sorumlulukları birde çocukların bakımı hepsi başlı başına birer zorluk olarak çıkıyor çalışan kadınlarımızın başına.

Çalışan her anne ve potansiyel olarak anne adayları, kadınlarımız; çocuğunun büyüdüğünü görememek, ilk adımına şahit olamamak bunlardan mahrum kalmanın para olarak karşılığı yoktur. Peki sistemin direttiği koşullarda çalışmak zorunda kalan annenin evladını emanet edebileceği güvenilir yakınları yada bakıcı tutma imkanına sahip değilse? İşte birçok kadın bu durumda kariyerinden işinden vazgeçmek durumunda kalıyor. Ama bu konuda bazı iş yerleri için kanunla korunan bir hakkı var çalışan kadınların.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği kanununa dayanarak çıkarılan ‘Gebe veya emziren kadınların çalıştırılma şartlarıyla emzirme odaları ve çocuk bakım yurtlarına dair yönetmelik” kapsamında kreş açma zorunluluğu düzenlenmiştir. Yaşı ve medeni hali ne olursa olsun, 150’den fazla kadın çalışanı olan işyerlerinde, 0-6 yaş aralığındaki çocukların bırakılması, bakılması ve emziren çalışanların emzirmeleri için işverence, çalışma yerlerinden ayrı ama işyerine yakın bir yurdun kurulması zorunludur. Yurt, işyerine 250 metreden daha uzak ise işveren taşıt sağlamak zorundadır.

Bu yükümlülüğü olan işverenler isterlerse bir araya gelerek, ortaklaşa bir yurt da açabilirler ya da kamu kurumlarınca yetkilendirilmiş yurtlarla anlaşarak işçilerini buralara da yönlendirebilirler. Çalışan kadınlar çocuklarının sağlıklı ve güvenli bir şekilde bakılması gözlem altında olması ve yeni bir şeyler öğrenebilmesi için bu haklarını işverenden talep etmelidirler.

Kimler çocuk bakım yuvası hizmetinden faydalanabilir dersek. Şöyle özetleyebiliriz. Kadın işçiler ile erkek çalışanlar içinden çocuğunun annesi ölmüş olan veya çocuğunun velayeti babaya verilmiş olanlar faydalanır. Çocuk bakım yurduna velisinin isteği üzerine ilkokul kaydı henüz yapılmayan 66 aylığa kadar çocuklar alınır.

Kanunun işveren tarafından uygulanmaması durumda ise yaptırımı vardır kanuna uymadığı her ay için para cezası ile cezalandırılır.

Yazdığımız makalede yer alan bilgiler özet niteliğindedir. İş yerinin kreş açma zorunluluğu konusu ve dahi tüm çalışma hayatı ile ilgili konularda detaylı olarak yardım almak için bize ulaşabilirsiniz.  

Unutmayalım ki evlatlarımızın geleceği bizler için çok önemli bu nedenle güvenle büyümeleri için hassasiyet göstermeliyiz. ‘’Çünkü çalışmak kadının hakkı, haklarından haberdar olmak ise sorumluluğudur’’.

CAM KERAMİK İŞ SENDİKASI GENEL MERKEZİ

Ayşe KUŞ

Ağu 14

ÇİMENTO İŞÇİLERİNİN TALEPLERİ!..

ÇİMENTO İŞÇİLERİNİN TALEPLERİ!..

Batıçim de direnen Çimento İşçileri, Grup Toplu Sözleşmesi(TİS) için, tüm çimento işçilerini aşağıdaki talepler etrafında birlik olmaya ve mücadeleye çağırıyor.

  • Sözleşme taslağı işçilerle birlikte hazırlanmalı ve fabrikada seçilecek temsilcilerle sözleşme komiteleri oluşturulmalıdır. Her aşamada işçiler bilgilendirilmeli ve işçilerin onayı olmadan kesinlikle imzalanmamalıdır. Sözleşme en fazla 2 yıllık olmalıdır.
  • Grup sözleşmesi zorunlu değildir. Bir fabrikanın işçileri gerekli görürse gruptan çıkılabileceği ya da ek protokol yapılabileceği unutulmamalıdır. Bu sefer iyi bir sözleşme için işçiler mücadeleye hazırlanmalı ve uyarı eylemleri yapılmalıdır.
  • Kıdemli işçilerle yeni işçiler arasına nifak sokan ücret adaletsizlikleri giderilmeli ve giderek büyüyen sektörden işçilerde refah payını artık almalıdır. İş grupları yeniden düzenlenmeli ve Saat ücretleri hak ettiği düzeye artık çekilmelidir.
  • Gerçek yaşam şartları göz önüne alınarak öncelikle seyyanen en az 400TL net iyileştirme talep edilmeli ve saat ücretlerine yapılacak zammın üstüne de kıdem farkı zamları eklenmelidir. Toplamda % 50’nin altına kesinlikle düşülmemelidir.
  • Gece vardiya zammı her saat için 5 TL olmalıdır. Evlenme, doğum, ölüm ve doğal felaket gibi durumlarda yardım adı altında ödenen komik rakamlar, iki maaş tutarına yükseltilmeli ve vergi artışlarından kaynaklanan kayıplar önlenmelidir.
  • Çok tehlikeli sınıfta yer alan iş kolunda kıdem tazminatı hesapları hala 30 gün üzerinden yapılmakta. En az 45 gün üzerinden hesaplanmalıdır. Disiplin kurulları işverenin keyfi işten atmalarını önleyecek şekilde yeniden ele alınmalıdır.
  • Çok tehlikeli Çimento iş kolunda Fazla mesailerde işçinin rızası olsa dahi, günde üç saat, yılda 270 saat kuralına uyulması sağlanmalı, Hafta tatili ve Resmi tatillerde işçinin kesin rızası alınmalı ve ücret farkları daha da arttırılmalıdır.
  • İşçi sağlığı ve güvenliği kurallarına eksiksiz uyulması, iş kazaları ve meslek hastalıklarına karşı etkin korunma için işçi denetimi mutlaka sağlanmalıdır.
  • Bütün Çimento fabrikalarında çalışan ve toza maruz kalan her işçinin, Fiili Hizmet Süresi Zammı’ndan yararlanmasını sağlayacak bir madde TİS’ e mutlaka konulmalıdır. İşçinin geleceğinden ve emekliliğinden çalınmasına kesinlikle izin verilmemelidir.

Esnek çalışma, Taşeron sistemi ve Kiralık işçilik gibi uygulamaları fabrikalardan uzak tutmak için gerekli                      düzenleme yapılmalı, İnsanca ve Huzurlu bir çalışma ortamı sağlayacak bir sözleşme imzalanmalıdır.

Ağu 14

İŞTEN ATILAN BATIÇİM İŞÇİLERİ DİRENİŞE BAŞLADI.

BASINA VE KAMUOYUNA

Batıçim Batı Anadolu Çimento San. A.Ş. de çalışan işçiler yıllardır birikerek büyüyen sorunlarını çözüm üretmek ve ekmeklerini büyütebilmek için sene başında sendikamız Cam Keramik İş ile iletişime geçtiler. Fabrika kurulduğundan beri işyerinde yetkili sendika olan Çimse İş Sendikasının kendilerinden çok işverenin yanında durduğundan şikayet eden işçiler, kendi göbeğini kendi kesmeye karar vermiş ve örgütlenmeye başlamışlardır. İşverenin ve sendika bürokratlarının durumdan haberdar olması ve işten atma tehdidi üzerine 150 işçi bir günde sendikamız Cam Keramik İş’ e üye oldu. Üyelerimizin birlik ve beraberliği karşısında önce bir adım geri çekilen patron görüşme taleplerimize yanıt vermedi. Sonrasında baskısını arttırdı ve fabrika içerisine adeta kamp kuran Çimse İş yöneticileri ile birlikte, işten atmakla tehdit ederek işçileri böldüler.

Sendikamız her zaman işçilerin birliğinden yana oldu. Yaklaşan Toplu İş Sözleşmesi döneminde sendika ayrımını bir tarafa bırakarak, işçilerin iradesinin açığa çıkması ve daha iyi bir sözleşme imzalanabilmesi için üyelerimiz fabrikada bir anket çalışması başlatmıştı. Durumdan rahatsız olan Batıçim patronu ve işbirlikçi sendika yöneticileri 10 üyemizin ekmeğiyle oynadı ve hukuksuz bir şekilde, üstelik bazılarını tazminatsız işten çıkardı. Batıçim patronu aynı zamanda Çimento Endüstrisi İşverenleri Sendikası(ÇEİS)’nın da başkanlığını yürütüyor.  ÇEİS ile kardeş sendikası Çimse İş, on yıllardır tüm çimento fabrikaları için tek bir grup sözleşmesi yapmakta ve adeta bu sektörü tekellerine almışlardır. Çok tehlikeli bir işkolu olan sektörde çok düşük ücretlerle işçi çalıştırılıyor. Şirketler her gün biraz daha büyürken ve çimento patronları giderek zenginleşirken, işçiler sahte sendikanın da işbirliğiyle giderek yoksullaştı. Her yıl daha çok işçi iş kazalarında hayatını kaybetmekte, tozdan kaynaklı meslek hastalıklarına yakalanmaktadır. Tüm işçilerin yararlanması gereken Fiili Hizmet Süresi Zammı’ndan işçilerin çok küçük bir kısmı göstermelik olarak faydalanabilmekte.

İşte bu yüzden çimento fabrikaları kaynamaktadır. İşçiler arasındaki huzursuzluğun farkında olan patronlar, üyelerimizin yaptığı anketten ve bu duyarlılığın diğer fabrikalara sıçramasından korkuyor. Toplu Sözleşme öncesi tüm işçilere gözdağı vermek istediler. Bu hukuksuz işten atmalara bir de kılıf uydurmaya çalışan Batıçim patronu, üyelerimizi önce Söke fabrikasında görevlendirmiş ve sözde bu görevi kabul etmedikleri için attığını iddia ediyor. Yasaların arkasından dolanarak işi kotaracağını düşünenler bu sefer baltayı taşa vurdu. Cam Keramik İş Sendikası olarak, atılan işçilerimizle birlikte sonuna kadar direneğiz. Bu haksızlığa, hukuksuzluğa karşı her türlü meşru mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. İşçiler baskılarınıza, tehditlerinize pabuç bırakmayacak ve eninde sonunda sırtındaki bu iki kamburdan da kurtulacaktır. Bu gidişat böyle sürdürülemez. Nasıl ki milletin iradesi deniyorsa, işçinin iradesine de saygı gösterilmek zorunda. İşçiler istediği sendikayı seçebilmeli ve kendi sözleşmesinde söz sahibi olmalıdır. Buradan Batıçim patronuna bir daha çağrı yapıyoruz. Cam Keramik İş Sendikası olarak iş barışının sağlanması ve sorunların diyalog yoluyla çözülmesini istiyoruz. İşçilerin sendikal hak ve özgürlüklerine saygı gösterin ve hukuksuz bir şekilde işten çıkardığınız işçileri geri alın. Bugün burada kurulan Direniş çadırı her gün biraz daha büyüyecek bundan kimsenin şüphesi olmasın. Burada yanan çoban ateşini diğer fabrikalara taşıyacağız. Ve bir kez daha söylüyoruz; Atılan İşçiler Geri Alınsın.

Buradan tüm İzmirlileri, tüm işçileri, sendikalaraı, demokratik kitle örgütlerinei bu onurlu mücadeleye omuz vermeye ve dayanışmaya çağırıyoruz. Bu emeğin kavgasıdır, alın terinin kavgasıdır. Adalet istiyoruz ve mutlaka biz kazanacağız.

 

Direne Direne Kazanacağız. Yaşasın İşçilerin Birliği.

 

CAM KERAMİK İŞ SENDİKASI GENEL MERKEZİ

May 06

İŞSİZLİĞE HAKSIZLIĞA SÖMÜRÜYE KARŞI SENDİKALI OL GÜÇLÜ OL

Yurdun dört bir tarafında yaygın ve kitlesel bir şekilde kutlanan 1 Mayıs a sendikamız da bulunduğu her yerde tüm gücüyle katılım gösterdi. İstanbul, İzmir, Manisa ve Bilecik de üyelerimiz ” İşsizliğe, Haksızlığa, Sömürüye karşı, Sendikalı ol Güçlü ol” pankartı ile katıldı. En çok Kıdem Tazminatının fona devrine karşı sloganların atıldığı 1 Mayıs kutlamaları coşku içinde bayram havasında gerçekleşti. Haftalar öncesinden başlayan afişleme ve bildiri dağıtımları ile yoğun bir şekilde 1 Mayısa katılım çağrıları yapıldı.

 

Nis 21

DİSK BAŞKANLAR KURULU SONUÇ BİLDİRGESİ

19 Nisan 2017 tarihinde DİSK Genel Merkezinde, Referandum ve 1 Mayıs gündemleriyle toplanan DİSK Başkanlar Kurulu, aşağıda yer alan konuları görüşerek aldığı kararları kamuoyu ile paylaşmayı gerekli görmüştür:

Bilindiği gibi 3 Şubat 2017 tarihinde toplanan DİSK Başkanlar Kurulu, halkoyuna sunulan Anayasa değişikliği teklifine dair usulden ve esastan eleştirilerini sunmuş ve bu eleştiriler ışığında “Memleketin ve işçilerin geleceği için HAYIR” demiştir. O günden bugüne usulden ve esastan eleştirilerimizi pekiştirecek, bu eleştirilerin haklılığını ortaya çıkaracak bir dizi gelişme yaşanmıştır. Bu eleştirilerimizi bugün yaşananların ışığında hatırlatmak isteriz:

  1. DİSK Anayasa değişikliği teklifinin “TBMM’den olağanüstü bir hızla, medyadan, hatta vekillerden kaçırarak, muhalefeti susturarak, hukuka aykırı açık oylamalarla, kavga gürültü içinde geçirilmiş olmasını” eleştirmiştir. Referandum süreci de bundan farklı yaşanmamıştır. Adaletsiz, eşitsiz, hukuksuz, manipülasyona dayalı kampanya sürecine tanık olunmuş, kamu kaynakları pervasızca kullanılmış, kamu idarecileri hukuka aykırı biçimde açıkça taraf olmuş, işçilerin ve kamu çalışanlarının oy tercihleri türlü baskılarla tahakküm altına alınmaya çalışılmış, açık oylamaya dair bir dizi görüntü ortaya çıkmış, hapishanelerin muhaliflerle doldurulduğu bir ortamda ve OHAL koşullarında bir referandum gerçekleştirilmiştir. Oy verme ve sayım aşamasına dair sonuçları değiştirebilecek ciddiyette itirazların ve uluslararası gözlemcilerin tespitlerinin YSK tarafından görmezden gelinmesi, YSK’nın kendini TBMM’nin yerine koyarak “mühürsüz pusula ve zarf”ların geçersizliğine dair yasayı yok sayması, sonuçların meşruluğunu daha da tartışmalı hale getirmiştir.
  2. DİSK Başkanlar Kurulu 3 Şubatta “Anayasa değişikliklerinin içeriği hakkında halkın bilgilenmesi, sağlıklı bir kamuoyu oluşturacak biçimde tartışma yürütmesi sistematik olarak engellenmiştir. Anayasa gibi hayati bir konuda bu şartlarda yapılacak bir referandumun meşruluğunun ciddi biçimde zedelendiğini düşünüyoruz” değerlendirmelerine yer vermişti. Anayasa değişikliklerinin tartışılması kampanya sürecinde de sistematik olarak engellenmiştir. Muhalefetin kitle iletişim araçlarını kullanması sınırlanmış, birçok toplantı yasaklanmış veya zor kullanarak bastırılmış, değişikliğe “Evet” kampanyası yürütenler ise Anayasa’nın 18 maddesini anlatmak yerine, yurttaşların HAYIR diyen yarısını düşmanlaştırıcı bir söylem izlemiştir.
  3. Anayasanın bir toplumsal sözleşme olduğunu hatırlatan DİSK Başkanlar Kurulu 3 Şubat 2017’de şu değerlendirmelere yer vermişti: “Ülkenin yarısının evet dediği, yarısının hayır dediği, büyük bir bölümünün içeriğini bilmediği bir Anayasanın iddia edildiği gibi “güçlü Türkiye”yi yaratmasının imkansız olduğunu; tersine siyasi istikrarsızlık, kutuplaşma ve kriz getireceğini görüyoruz”. Sonuçlar ortadadır. Neredeyse yarı yarıya çıkan evet ve hayır oyları tablosu, toplumun ikiye bölündüğüne işaret etmiş, anayasa oluşumu için gerekli toplumsal uzlaşma kesinlikle oluşmamış,  Türkiye’de bu kapsamdaki bir anayasa oylamasına şimdiye dek verilmiş en zayıf destek alınmıştır.  Ülkenin yarısı bu Anayasaya HAYIR derken, ülkenin ekonomik, kültürel, politik sürükleyicisi olan büyük kentler başta olmak üzere il ve ilçe merkezlerinde çoğunluk HAYIR demiştir. “Güçlü Türkiye” hedefinin güçlü dinamiklerinin HAYIR demiş olması;  toplumun yarısının her türlü baskıya/manipülasyona ve tek taraflı propagandaya rağmen bu Anayasayı reddetmesi göz ardı edilerek bu ülkenin geleceğine dair bir plan yapılamaz.
  4. DİSK’in Anayasanın esasına ilişkin itirazlarının haklılığı da bu süreçte yaşananlarla bir kez daha gözler önüne serilmiştir. Daha referandum sonuçları kesinleşmeden, yeni rejime dair emareler ortaya çıkmıştır. Yargının yürütmenin vesayetinde olmasının sonuçları YSK’nın TBMM’nin çıkardığı yasayı çiğnemesiyle görülmüş, YSK’nın hukuksuz kararına karşı demokratik haklarını kullananlara karşı bir cadı avı başlatılmıştır. OHAL ilan edilip meclis tatile sokulmuş, ülkenin kararnamelerle yönetilmek istendiği bir kez daha anlaşılmıştır.
  5. 50’nci yılını kutlayan DİSK, bu süreçte tarihsel görevini yerine getirmiş olmanın gururunu taşımaktadır. Referanduma sunulan Anayasa değişikliği teklifinin Türkiye demokrasisini olduğu kadar işçilerin haklarını da tehdit eden, emekçilerin talepleri ve özlemleri ile hiçbir biçimde uyuşmayan içeriği konusunda DİSK yoğun bir çalışma ile geniş kitlelere ulaşmıştır. ILO, ITUC ve OECD verilerine dayanarak hazırlanan araştırma raporumuzda, dünya örnekleriyle de karşılaştırarak, başkanlık rejimlerinde parlamenter rejimlere göre işçi haklarının ve sendikal hakların daha çok gasp edildiği, insani gelişmenin çok daha düşük düzeyde olduğu ortaya konmuştur. Anayasa maddelerinin işçilere olası etkilerini somut örnekleriyle anlatan DİSK, “İşçilerin Hayırı”nı örgütlemiştir. Yeni Anayasa teklifinin emek alanındaki sonuçlarını anlatan tek işçi konfederasyonu olan DİSK tarihsel öncülük görevini de yerine getirmiştir. Özellikle kıdem tazminatı, taşeron işçileri ve güvencesiz çalışma gibi sorunlar üzerinden teklifin olası sonuçlarını anlatan kampanya, işçi sınıfında önemli bir karşılık bulmuştur.
  6. Göz göre göre gelen bir tehdit ile ilgili işçi sınıfına yönelik uyarılarımızın haklılığı referandumdan hemen sonra kıdem tazminatı ile ilgili gelişmelerle bir kez daha açığa çıkmıştır. İşçilerin 80 yıllık kazanımı olan kıdem tazminatını işverenin üzerinde “yük” olarak niteleyen bir yaklaşım doğrultusunda, “Kıdem Tazminatı Fonu” dayatmasının yeniden gündeme sokulacağı açıklanmıştır. İş güvencesinin son kalesi olan kıdem tazminatının fona devri ve/veya azaltılması gibi önerilere DİSK olarak HAYIR demeye devam edeceğimiz açıktır.

Bu tespitlerden hareketle Başkanlar Kurulumuz şu kararları almıştır:

  1. Meclis süreci, kampanya süreci, oy verme ve oy sayma süreci hukuken ve vicdanen sakatlanmış olan, tartışmalı, kutuplaştırıcı bir Anayasaya bu ülkenin sığmayacağı açıktır. Referandumun yenilenmesi çağrısı yapan DİSK Başkanlar Kurulu, esas olarak kutuplaştırıcı bir Anayasa yanlışından, başkanlık dayatmasından dönülmesi gerektiğinin altını çizer.
  2. Türkiye’nin önünü açacak olan, huzuru, güveni, istikrarı sağlayacak olan bir Anayasa toplumsal uzlaşmanın ürünü olarak yazılmalıdır. Ülkemizin bugünkü acil ihtiyacını eşitlikçi, özgürlükçü, laik, demokratik ve sosyal bir Anayasa olarak tarif eden DİSK Başkanlar Kurulu, böyle bir Anayasa’nın hazırlanması için emek ve meslek örgütlerinin, siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin, üniversitelerde bu konuda çalışma yapması engellenen akademisyenlerin, toplumun en geniş kesimlerinin katılımıyla bir Anayasa tartışmasının başlatılması için DİSK’in çabalarının yoğunlaştırılması gerektiğine işaret eder.
  3. Başta kıdem tazminatı olmak üzere işçi sınıfının haklarının tehdit altında olduğu bir dönemde 1 Mayıs Birlik, Dayanışma ve Mücadele gününün işçilerin ve toplumun geniş kesimlerinin hak gasplarına, taşeron düzeni başta olmak üzere güvencesizliğe işsizliğe, iş cinayetlerine ve antidemokratik düzene “HAYIR” diyecekleri bir gün olarak örgütlenmesi gerektiğine işaret eden DİSK Başkanlar Kurulu, bu dönemde Türkiye çapında olabildiğince yaygın, kitlesel ve coşkulu 1 Mayıs kutlamaları örgütlemenin tarihsel önemine işaret eder. 1 Mayıs 1977 katliamının 40’ıncı, DİSK’in kuruluşunun 50’nci yılında tarihsel bir sorumlulukla DİSK, 1 Mayıs’ı bugüne kadar beraber örgütlediğimiz emek ve meslek örgütlerinin ve 1 Mayıs kutlamalarına katılan bileşenler başta olmak üzere mümkün olan en geniş kesimlerin, tüm demokrasi güçlerinin 1 Mayıs meydanlarında buluşması için çaba gösterecektir.

Mar 25

Batıçim Çimento fabrikası işçileri, Çimse-İş Sendikasından istifa ederek Cam Keramik-İş Sendikasına geçti.

Bornova’da bulunan Batıçim Çimento fabrikası işçileri, özellikle sendika temsilcilerinin patron temsilcisi gibi davranmasından rahatsızlık duydukları için Çimse-İş Sendikasından istifa ederek, Cam Keramik-İş Sendikasına geçti.

İşçiler ve Cam Keramik-İş Sendikası temsilcileri Naldöken Kültür Merkezi’nde bir araya gelerek bir toplantı gerçekleştirdi.

Cam Keramik-İş Genel Sekreteri Ergin Ay, sendikanın işçilere açık ve şeffaf olması gerektiğini söyledi. Ay, “Sizler bizi denetler, yanımızda durduğunuz zaman kendi sözleşmenizi hazırlamış olusunuz. Sözleşmeler işçilerle hazırlanır. İşyerimizde komiteler oluşturulup taslaklar hazırlayacağız. Görüşmelerde işçi temsilcileri olmalı, patron ve sendika başkanı arasında sözleşme yapılamaz. İşçilerin onayı olmalı” dedi. Bu mücadeleye kazanmak için girdiklerini ifade eden Ay, örgütlülüklerini sağlamlaştırdıkları zaman patronu masaya oturtabileceklerini söyledi.

Toplantıda söz alan işçiler “Biz bu yola çıktık. Geri dönmeyeceğiz. Ama sizlerin de bizim yanımızda olduğunu görmemiz lazım” dedi. Toplantı sonrası farklı bölüm ve vardiyalardan oluşan işçilerden komiteler kuruldu.

Ayrıca aynı saatte Çimse-İş yöneticileri ve patronun da işçilerle fabrika içinde toplantı yaptığı ve sendikadan istifa eden işçileri, ikramiye ve toplu sözleşme haklarından yararlanamayacaklarına dair söylemlerle tehdit ettikleri öğrenildi. (İzmir/EVRENSEL)

Şub 15

DİSK 50. YAŞINI KUTLADI

DİSK üyesi işçiler ve DİSK dostları 50. kuruluş yıldönümü etkinliğinde buluştu. Şişli Kent Kültür Merkezi’nde gerçekleşen coşkulu ve kitlesel etkinliğe, demokrasiyi kurmak ve hayır demek için biraraya gelme çağrısı damga vurdu

Sınıf ve kitle sendikacılığının Türkiye’deki ilk ve tek temsilcisi olan, yarım asırlık çınar DİSK’in kuruluş yıldönümü için Şişli Kent Kültür Merkezini hınca hınç dolduran işçiler, DİSK’in ve DİSK üyesi sendikaların geçmişten bugüne görev yapan yöneticileri, uluslararası sendikal hareketin temsilcileri, dost emek ve meslek örgütlerinin temsilcileri, akademisyenler, gazeteciler, milletvekilleri, siyasi parti ve demokratik kitle örgütü temsilcileri birlik-mücadele ve dayanışma coşkusunu yaşadılar.