BİLECİK DE 1 MAYIS COŞKUYLA KUTLANDI

Sendikamız Bilecik İl Temsilciliği ve Petrol İş işyeri temsilciliğinin birlikte düzenlediği 1 Mayıs kutlamasına Bilecikli emekçiler yoğun ilgi gösterdi. Yol iş sendikası üyeleri ve CHP üyelerininde katıldığı miting için saat 12 de toplanan işçiler “sendikalı ol, güçlü ol” ve “iş,ekmek,barış,özgürlük” pankartı ile yürüyüşlerini gerçekleştirdi. halayların çekildiği kutlamaya Camiş Madencilik ve Pamukova Betra daki üyelerimiz tam kadro katıldı. Genel sekreterimizin mitingde yaptığı konuşmanın tam metni şöyle;

Merhaba işçi kardeşlerim, merhaba emekçi kardeşlerim, merhaba emeğin dostları, merhaba dünyanın en onurlu, dünyanın en namuslu sınıfı, işçi sınıfı merhaba. Selam olsun emeği ile geçinen, alın teriyle geçimini sağlayan, çeliğe su veren, toprağa şekil veren, hayata hayat katan, her şeyi üreten işçi sınıfına. Bilecik den Eskişehir’e, İstanbul’a, Mersin’e, İzmir’e, Diyarbakır’a, bugün meydanları dolduran Türkiye işçi sınıfına selam olsun. Londra da, Paris de, dünyanın her tarafında meydanları dolduran, bütün dünya işçileri kardeşimizdir diye haykıran işçi sınıfına bin selam olsun.

Evet bugün dünya işçi sınıfının bayramını kutluyoruz. Ama burada biraz buruk kutluyoruz,  on binlerce işçinin emekçinin yaşadığı bir sanayi kenti olan Bilecik 1 Mayıs’ına daha kalabalık bir miting daha çok yakışırdı. İsterdik ki bugün bu alana sığmayalım. İsterdik ki böyle bir günde konfederasyon ayrımı yapılmasın ve bütün sendikalarımız burada olsun. İsterdik ki 1 Mayıs işçi bayramında hiçbir işçi zorunlu mesailerde çalıştırılmasın. İşçi bayramında maalesef işçilerimizin büyük çoğunluğu fabrikalarda çalışıyor. İsterdik ki 1 Mayıs da çalışmak yasaklansın ve bayram daha bir bayram gibi kutlansın. İsterdik ki memur sendikalarımız da burada olsun ve iş güvencelerini ortadan kaldıracak yasal düzenlemelere itirazını göstersin. İsterdik ki üretici köylülerimiz, öğrencilerimiz, esnafımız, tüm emekçiler bu meydanlara sığmasın taşsın ve işte o zaman bütün hayat bir bayram olsun. Ama şuna yürekten inanıyoruz ki o günler çok uzakta değil. Gelecek yıl bunu hep birlikte başaracağımızı umuyorum.

Evet işçi kardeşlerim o kadar çok sorunumuz var ki, saymakla bitmez. Bunları konuşmadan, taleplerimizi yüksek sesle hep birlikte haykırmadan 1 Mayısın hakkını vermek de mümkün değil. Bunların en başında tabi ki ücretler geliyor. Türkiye de resmi kayıtlara göre 16 milyon işçi var, 10 milyonun üzerinde de kayıt dışı çalışan olduğu tahmin ediliyor. Kayıtlı işçilerin büyük çoğunluğu asgari ücretle çalışıyor. Geri kalanlarda asgari ücretin bir tık üzerinde maaşlarla geçinmeye çalışıyor. Sadece ortalama bir ev kirasının 1000 lira olduğu yerde vatandaşın 1600 lirayla geçinmesini istiyorlar. Asgari ücrete ne zaman 3 kuruş zam yapılsa hemen arkasından her şeye 6 kuruş zam yapılıyor. Maaş zamlarından sonra yaşamımızda bir iyileşme olması gerekirken, alım gücümüz düşüyor, daha çok yoksullaşıyoruz. Evde en az iki kişi çalışmazsa, fazla mesailer olmasa aç kalacağız neredeyse. Kayıt dışı çalışanlar daha kötü durumda ve çoğu asgari ücretin altında maaşlarla çalışıyor. Bilecik de geçtiğimiz yıl yaptığımız bir ankette, siz işçilere asgari ücret ne kadar olmalı diye sormuştuk. Sizlerden gelen cevaplara göre bir kişi için en az 2500 lira bir ailenin geçinmesi için 5000 lira lazım cevabını aldık. Bu ülkede 1600 lira açlık sınırıdır. Sürekli açlık sınırında yaşamamızı istiyorlar. Bahaneler ise hep aynı; maliyetler artar, patronların rekabet gücü azalır, yoksa işçi çıkarmak zorunda kalırlar. Hep aynı hikaye. Hani ekonomi sürekli büyüyordu. Sanayi bakanlığının kendi verilerine göre şirketlerin kar oranları her yıl katlandığı doğru. İşçinin cebine giren hep azalırken patronların cebi sürekli şişiyor. Bunları söyleyince siz servet düşmanı mısınız diyorlar. Biz sadece insanca çalışmak ve insanca yaşamak istiyoruz. Hakkımız olanı, payımız olanı istiyoruz. İstiyoruz derken, “hak verilmez alınır” çok iyi biliyoruz.

Gençlerimiz için iş istiyoruz, bugün ki hükümet de kendisinden öncekiler gibi, iktidara gelirken işsizliği bitireceğini vaat etmişti. Bırakın bitirmeyi işsiz sayısı her geçen gün artıyor. Hem de çoğu diplomalı işsizler. Bin bir güçlükle okuttuğumuz çocuklarımız ümitsiz bir şekilde boş geziyor. Hal böyleyken işsizlik fonunda biriken paralarımız, teşvik adı altında büyük patronlara aktarılıyor. İşçi alın sigortasını devlet ödeyecek, maaşını devlet ödeyecek dediler. İşsizlik azalacağına daha da arttı. Patronlar bunu suistimal ediyor. Bir yandan işçi alıp bir yandan eski işçileri işten atıyorlar. Vatandaşın parasını bunlara aktaracağınıza denetimleri arttırın. Keyfi olarak işten çıkarmayı yasaklayın. Hele ki sendikalaştığı için, hakkını aradığı için işçileri işten atanlara ağır cezalar getirin. Sendikalaşmanın önündeki engelleri, barajları kaldırın bakın o zaman işsizlik azalıyor mu, artıyor mu?

Yeni fabrikalar açacağınıza var olanları satıyorlar. Şeker fabrikalarını satarak mı bitireceksiniz işsizliği. Fabrikalar olmazsa, üretim olmazsa, işçinin emeğine saygı olmazsa siz istediğiniz kadar teşvik verin işsizliği azaltamazsınız. Özelleştirince güzelleşmiyor bu güzelim memleket. Gelin bir çılgın proje daha yapın ve yeni fabrikalar açın ama satmayın istiyoruz.

Bir diğer önemli konu iş cinayetleridir. Değerli işçi kardeşlerim biz bunlara boşuna mı, iş kazası değil de iş cinayeti diyoruz peki? Her yıl iki binden fazla işçi işyerinde hayatını kaybediyor, binlerce işçi sakat kalıyor. Yine binlerce işçi meslek hastalıklarından dolayı ilerleyen yıllarda erken yaşta hayata veda ediyor. Bunların neredeyse hepsi önlenebilir kazalar ama maliyetleri yükseltir diye gerekli önlemler alınmıyor. Hatırlarsınız gazetelerin İstanbul da asansör faciası diye verdikleri bir haber vardı. İşçiler defalarca uyardığı halde, değişmesi gereken küçük bir vida yüzünden on işçimiz feci şekilde can verdi. O davanın sonucu ne oldu biliyor musunuz? Diğer tüm davalar gibi Para cezasıyla geçiştirildi. Soma da, Ermenek de, Şirvan da maden ocaklarında ölenlerin hepsi bugün yaşıyor olabilirdi. O kadar yuva yıkılmayabilirdi. Patronlar sadece birazcık karlarından feragat etselerdi biz de bu olanlara cinayet demeyecektik. Bu kader değil fıtrat değil, sadece gözü dönmüş kar hırsının bir sonucudur. İstatistiklere bakınca iş kazalarının yüzde doksanının sendikasız işyerlerinde yaşandığını görüyoruz. İşte sendikalı olun güçlü olun dememizin bir nedeni de budur.

Bakınız yalnızca işçiler değil, Bilecik de her vatandaş risk altındadır. Mermer ocaklarının, seramik fabrikalarının tozunu çoluk çocuk hepimiz soluyoruz. Türkiye de nefes darlığı hastalıklarının, koah hastalığının, ve bu tozlara bağlı kanser hastalıklarının en çok olduğu illerden biridir Bilecik. İşçilerin hayatı, vatandaşın hayatı patronların insafına bırakılamaz. Ülkeyi yönetenlerin bu konuda acilen bir şeyler yapması, önlem alması gerekiyor. Havamızı, suyumuzu, doğamızı kirletiyor, geleceğimizi kirletiyor bu kapitalist zihniyet.

Köle değil işçiyiz, Sendikayla güçlüyüz.

Ülkemizde sendikalı işçilerin oranı sadece %10 dur. İşçilerin %90 ı sendikasız, güvencesiz ve sosyal hakları olmadan çalıştığı için işçilerin sözü de geçmiyor. Ama patronlar örgütlü, işçi hakları söz konusu oldu mu birlikte hareket ediyorlar. Yasaları da kuralları da sadece onlar belirliyor. Yıllardır işçinin emekçinin kıdem tazminatı hakkına göz dikmişler. Fona devredilsin, tıpkı işsizlik fonu gibi oradan kendilerine teşvikler aktarılsın, işçi de emekli olmadan bir kuruş alamasın istiyorlar. Emeklilik yaşını 65 e çıkardılar, emekli maaşlarını düşürdüler yine doymadılar. Şimdi 68 yaşına yükseltmeyi konuşmaya başladılar. El insaf. Hangi fabrika 60-65 yaşında işçi çalıştırır. Mezarda emekli olmak istemiyorsak bunun içinde mücadele etmemiz gerekiyor. Emeklilik yaşı kesinlikle düşürülmelidir. Önümüzdeki dönemin en önemli taleplerinden biri de budur. Ayrıca cam, çimento ve petro kimya iş kollarında çok tehlikeli işler sınıfında yer alan işlerde çalışanların daha erken emekli olabilmesi için çıkarılan bir yasa var. Ama bu yasayı uygulayan da maalesef yok. Çünkü uygulamamanın cezası yok. Bakınız 150 kadın işçinin çalıştığı iş yerlerinde kreş zorunluluğu vardır. Bunu uygulayan fabrika var mı. Yok. Neden? Çünkü cezası sadece bir bürüt asgari ücret. Yani 2 bin lira. Uygulamamak daha karlı çünkü. Kadın işçilere sesleniyorum, bu haklarınız talep etmezseniz, bunları almak için mücadele etmezseniz, bir süre sonra bu hakları da elinizden alırlar. Kadının olmadığı yerde mücadele de olmaz, başarı da olmaz. Mücadele olmazsa da kadın özgür olamaz. Kadın işçilerimizi ön saflarda görmek istiyor ve sendikalı olun diyoruz.

Bir diğer konu adaletsiz vergi sistemidir. Vergi gelirlerinin %80 ini işçiler emekçiler öderken milli gelirden aldığı pay %20 dir. Patronlar ise doğru düzgün vergi ödemezken milli gelirin %80 ine sahip oluyor. Yıl içinde çalışanların bürüt kazancı arttıkça vergi dilimi de artarken, patronun kazancı ne kadar artarsa artsın vergi oranı hep aynı. Elinizi biraz vicdanınıza koyun. Hak mıdır, Allahtan reva mıdır.

Bir önceki seçimlerde Taşerona kadro sözü verdiler ama görüyoruz ki bu da kocaman bir aldatmacaymış. Kadro beklerken on binlerce işçi işsiz kaldı. Kadro alanlar ise şaşkın durumda. Maaşta artış yok, ikramiye yok, hiçbir iş güvencesi yok ama adı kadro. İşçinin aklıyla alay ediyorlar. Bu da yetmedi Kiralık işçilik diye bir yasa çıkardılar. Biz adına kölelik yasası dedik. Bu yasaya göre, istihdam büroları dedikleri yere kaydolacak işçiler, iş yoğunluğuna göre 3 ay bir fabrikada, 2 ay başka bir fabrikada çalıştırılacaklar. İş olmadığı zaman evde oturup telefon bekleyecekler, Maaş yok, sigorta yok, kıdem tazminatı yok, emekli olmanın hayalini bile kurmak yok. İş yerin, adresin belli değil. Bunun adı kölelik değil de nedir arkadaşlar. Bir kırbacı eksik.

İş ekmek yoksa, Barışta yok.

Eğer doğru düzgün iş yoksa, eve doğru düzgün ekmek götüremiyorsak, sürekli işten atılma korkusuyla yaşıyorsak, fazla mesailerden insan gibi yaşamaya vakit kalmıyorsa, iş yerinde insan yerine konmuyor, saygı görmüyorsak, kimse kusura bakmasın. İş ekmek yoksa barış da yok. Bu sloganı daha çok duyacaksınız. Bizler fabrikaların çalışmasını, üretimin olmasını ve ülkemizin kalkınmasını elbette istiyoruz. Ama haklarımızı da istiyoruz. Eşit ve adil bir paylaşımla işçilerin de kalkınmasını istiyoruz. Bizim barıştan anladığımız budur.

Yalnızca bu değil elbette, “yurtta barış, dünyada barış” da istiyoruz. Kürdü ile Türkü ile, Lazı ile Çerkezi ile kardeşçe, barış içinde yaşamak istiyoruz. Emperyalist ülkelerin oyunlarını bozacak şekilde komşu ülkelerle iyi ilişkiler istiyoruz. Tabi ki her türlü terörü lanetliyor ve kınıyoruz. Ama her barış diyene, her analar ağlamasın, artık gençlerimiz ölmesin diyene vatan haini damgası vurulmasını da doğru bulmuyoruz. Bakınız şu an aramızda olan Betra işçileri canlı tanığıdır. Geçtiğimiz ay Sakarya Pamukova da ücretlerine zam istedikleri için fabrika içinde iş durduran işçilerimize, memlekette OHAL var, terör var bu yaptığınız hainliktir dendi. Ve uzun yıllar çalışan işçilerin tamamı tazminatsız işten atıldı. Sendikacılar, akademisyenler, siyasetçiler, gazeteciler cezaevlerine dolduruluyor. OHAL bahanesiyle işçi grevleri yasaklanıyor. Bunu biz söylemiyoruz, memleketi yönetenler defalarca kendileri bunu dili getirdiler. Peki siz işçinin grev hakkını elinden alırsanız, sendika hakkını elinden alırsanız, bu işçi ne yapacak o zaman. Hakkını nasıl arayacak. Eskiden mahkemeye git diyorlardı şimdi diyorlar ki; mahkemelerin iş yükü çok fazla git arabulucuya başvur, hakkın olanın yarısını ya da üçte birini al, yat kalk dua et. Yoksa yıllarca mahkeme kapılarında sürünürsün. Patronlar için tam bir cennet. Adamı tazminatsız işten at, işsizlik parası almasını da engelle, elini kolunu bağla sonra üç kuruşa razı et. Bunun adı en hafif deyimiyle ölümü gösterip hastalığa razı etmektir. Bu acımasızlıktır, adaletsizliktir, bunun adı emek sömürüsüdür. Biraz da işçilerden yana olun, biraz da işçilerin sesine kulak verin. Oralara işçilerden aldığınız oylarla geldiğinizi unutmayın.

Hak Hukuk Adalet

OHAL’ in bir an önce kaldırılmasını ve normalleşmenin sağlanmasını talep ediyoruz. Çünkü sadece darbecilere karşı kullanılacağı söylenen OHAL başta işçiler olmak üzere toplumun her kesimini olumsuz etkiliyor. Bu güvensizlik ortamının ekonomiyi de olumsuz etkilediğini herkes görüyor. Önümüzde seçimler var, kim kazanırsa kazansın, kazanan Türkiye olsun istiyoruz. Kazanan demokrasi olsun, insan hakları olsun, işçiler emekçiler olsun istiyoruz. İnsanlarımızı bölecek, kutuplaştıracak, düşmanlaştıracak değil, birleştirecek, huzur getirecek bir seçim olmasını istiyoruz. Güzel günler yaşamak istiyoruz. Ama şunu da biliyoruz; güzel günler bize gelmez biz güzel günlere yürümedikçe. Evet yürüyeceğiz ve asla vazgeçmeyeceğiz. İşimiz, aşımız, geleceğimiz için, hukukun ve özgürlüklerin üstün olduğu demokratik bir Türkiye için. Sömürünün ve savaşların olmadığı bir dünya için hiç durmadan, yorulmadan usanmadan yürüyeceğiz.  Haksızlık olduğu sürece mücadelemizde sürecek her yerde. Miting tertip komitemiz adına hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Sabrınızdan dolayı teşekkür ediyorum.

Yaşasın 1 Mayıs, Yaşasın İşçilerin Birliği.

BETRA İŞÇİLERİ KARARLI..

Sakarya Pamukova da bulunan Berta Prefabrike AŞ. de çalışan 40 işçi sendikamıza üye oldu. Ücretlerine zam talep eden işçiler, patronun 3 arkadaşlarını işten atması üzerine dün iş durdurma eylemine başladı. Tüm işçileri işten atmakla tehdit eden işveren sendikamızın görüşme talebine de yanaşmadı. Betra patronu 2 otobus dolusu çevik kuvvet ile işçileri baskı altına almaya çalıştı. Emniyet mudur yardımcısı işçilere yaptiklarının yasal olmadığını, OHAL’de eylem yapamayacaklarını ve işbaşı yapmalarını söyledi. işçi ailelerinin ve sendikamız genel sekreterinin işçilerle diyalog kurmasını engelleyen ve fabrikadan uzaklaştıran polislerle kısa süreli bir gerginlik yaşandı. CHP il başkanının araya girmesi ve ücretlerde iyileştirme yapılacağı sözünün verilmesi üzerine üyelerimiz yeniden işbaşı yaptı.

aradan geçen bir ayın sonunda verilen sözlerin tutulmaması üzerine Fabrika önünde açıklama yapan DİSK/Cam Keramik-İş yöneticileri ve üyeleri patrona “İnattan, baskı yapmaktan vazgeçin. Betra işçileri haklarını kazanmakta kararlıdır ve bu kararlılığı sınamak isteyenler sonunda yanıldıklarını görecekler” uyarısında bulunarak masa başında anlaşma çağrısı yaptı.

Fabrika önünde yapılan açıklamada Genel Sekreterimiz Ergin Ay, “Betra AŞ fabrikasında çalışan 40 işçimiz, ücretlerine bu yıl da zam yapılmaması ile ilgili memnuniyetsizliklerini dile getirdiklerinde, fabrika müdürü taleplerini yazılı hale getirmelerini istemişti. Uzun yıllar bu işletmede ağır koşullarda asgari ücretlerle çalışan üyelerimiz aralarında topladıkları imzaları idareye verdiklerinde ise işveren üç işçi arkadaşımızı işten attı. Bunun üzerine 5 Şubat öğleden sonra, meşru ve yasal haklarını kullanarak eyleme geçen üyelerimiz, üç gün sonra işverenin başka kimsenin atılmayacağı, ücretlerde iyileştirme yapılacağı, sendikal haklara saygı göstereceği sözünü vermesi üzerine yeniden üretime başladılar” dedi.

‘PATRON İŞÇİLERİN BİRLİĞİNİ HEDEF ALIYOR’

Patronun sözünü tutmadığını belirten Ergin Ay, şöyle devam etti: “Üyelerimizin bir kısmına 40 ile 140 lira arasında değişen oranlarda komik zamlar yapılmış, bir kısmına ise hiç zam yapılmamıştır. İşveren bu şekilde işçi arkadaşlarımız arasında birliği bozmayı ve birbirine düşürmeyi amaçlamaktadır. Diğer taraftan üyelerimizi sendikadan istifa etmeye zorlamakta ve işçi temsilcilerine tutanaklar tutarak baskı altına almak istemektedir.”

Betra patronunun OHAL’e güvenerek keyfine göre, yasa ve hukuk tanımadan canının istediği her şeyi yapabileceğini sandığını dile getiren Ay, “İşçilerimizin, zam almayan arkadaşlarını umursamadığını ve yeni bir işten atma olursa, üretimden gelen gücünü kullanmak da dahil yeniden eyleme geçemeyeceklerini varsayanlar çok yanılıyorlar. Betra işçileri haklarını kazanmakta ve birliğini korumakta kararlıdır ve bu kararlılığı sınamak isteyenler sonunda yanıldıklarını görecekler” dedi. Ay patronu inadından vazgeçerek sorunları masa başında çözemeye çağırdı.

taleplerini birkez daha yazılı olarak işverene ileten üyelerimiz fazla mesailere kalmıyor ve iş çıkışlarında alkışlı protestolar yapıyor. ücretlerde insani bir iyileştirme yapılmadığı müddetçe işçilerimizin eylemleri artarak devam edecektir.

BİLECİK CAMİŞ MADENCİLİK İŞÇİLERİ BASIN AÇIKLAMASI

BİLECİK ŞİŞECAM İŞÇİLERİ SENDİKAMIZA ÜYE OLDU

SENDİKAMIZIN BASIN 04.12.2017 TARİHİNDEKİ FABRİKA ÖNÜNDE YAPILAN BASIN AÇIKLAMASI;

BASINA VE KAMUOYUNA

Dört yıldır sendikalaşma mücadelesi veren, emek mücadelesi veren, ekmek mücadelesi veren ve bu yolda birçok arkadaşları işten atılan Şişecam Camiş Madencilik işçileri bu kavgayı artık Cam Keramik İş sendikasıyla sürdürmeye karar vermiştir. Sendikamıza üye olan Camiş Madencilik işçileri bundan sonra bu yolda asla yalnız yürümeyecektir. Başta sendikamız Cam Keramik İş ve bağlı olduğumuz konfederasyonumuz DİSK, tüm gücüyle Cam işçilerinin mücadelesinin yanında olacaktır.
Şişecam Camiş işçilerinin yaşadığı sıkıntıları ve mağduriyeti herkesin doğru okuması ve doğru anlaması gerekiyor. Meseleyi çarpıtmak isteyenler, suyu bulandırmak isteyenler mutlaka olacaktır. Buradaki mesele bir sendikal rekabet meselesi değildir. Başka bir sendikanın sürdürdüğü bir örgütlenmeye ya da mücadeleye başka bir sendikanın çomak sokması asla değildir. Burada yasadışı hiçbir durumda söz konusu değildir. Bir sendikaya üye olmak nasıl anayasal bir haksa, işçilerin istediği zaman istifa edip başka bir sendikaya geçmesi de yine anayasal bir haktır. Hatta bir Toplu sözleşme imzalanmış olsa dahi işçiler yetkili sendikadan istafa edip başka bir sendikaya üye olabilir ve sözleşmedeki haklardan faydalanabilir.
Burada işçi kardeşlerimiz mücadeleden kaçan, topu mahkemelere atarak yapması gerekenleri yapmayan, işçiden kopmuş bir sendikal anlayışa itiraz etmektedir. Kendi özgür iradeleriyle kendi yolunu kendi çizmek ve mücadele ederek haklarını almak istemektedir. Uzun yıllar düşük ücretle ağır şartlarda çalıştığı fabrikasında artık bir söz hakkı olsun istemektedir. İşçilerin bu kararına emekten yana herkesin sendika ayrımı yapmadan saygı duyması bu mücadelede yanlarında olması gerekir. Cam Keramik İş sendikası olarak önceliğimiz örgütsüz işyerleri ve işçi sınıfının birliğini çıkarlarını savunmaktır. Ancak sendikamız çatısı altında mücadele etmek isteyen işçiye bizimde oturup mahkemenin kararını bekleyin dememizi kimse beklememelidir. İşçiler sorunlarını mahkemelerin çözmesini bekleyecekse sendikalar ne iş yapacaktır. Sendikalar işçi sınıfının birlik ve mücadele örgütleridir. İşçiyi mağdur eden, uyuşmazlıkları mahkemelere havale eden bürokratik sendikacılık anlayışı ile mücadeleden yana sınıf sendikacılığı arasında bir seçim yapılmış ve cam işçileri sendikamız Cam Keramik İş’ e yetkiyi vermiştir. Asıl olan yetkide işçinin verdiği bu yetkidir.
Hem Anayasamız hem de Türkiye’nin altına imza atmış olduğu yasalar çerçevesinde Şişecam işvereni ile sendikamız arasında bir sözleşme yapılmasının önünde hiçbir engel bulunmamaktadır. Bizler de üyelerimizle birlikte masaya oturulmasını ve sorunların tartışılarak çözülmesini istiyoruz. Cam Keramik iş sendikası olarak iş barışını bozan taraf asla biz olmayacağız. Ancak yeni bir işten atma olması veya çözümsüzlüğün dayatılması durumunda meşru tüm haklarımızı kullanacağımızdan, üretimden gelen gücümüzü kullanmakta dahil her türlü mücadeleyi vereceğimizden kimsenin şüphesi olmamalıdır. İşçilerimiz işlerine son derece bağlı, yıllardır fedakarca çalışan ve Şişecam’ın bir dünya devi haline gelmesinde emeği geçmiş insanlardır. İnsanca bir ücreti, insanca çalışma şartlarını ve biraz olsun saygıyı hak etmektedir. Bu haklı mücadelede başta Şişecam’a bağlı diğer fabrikaların işçileri olmak üzere, tüm işçilerle, sendikalarla, emek örgütleriyle, Bilecik deki tüm emekçilerle dayanışma içinde sürdürecek ve birlikte kazanacağız. Buradaki kazanım işçi sınıfımızın da bir kazanımı olacak aynı zamanda. Buradan işverene bir kez daha görüşme talebimizi yineliyor ve işçilerin kararına saygılı olmaya davet ediyoruz. Tarihsel olarak da direnç ve kararlılığın sembolü olmuş cam işçilerinin buradan da kazançla çıkacağına inanıyor ve kamuoyuna dayanışma çağrısı yapıyoruz.

CAM KERAMİK İŞ SENDİKASI GENEL MERKEZİ

Sendikamızın 24.12.2017 tarihinde Bilecik merkezde yapılan basın açıklaması;
BASINA VE KAMUOYUNA
Yaklaşık dört yıldır sendikalaşma mücadelesi veren, ekmek mücadelesi veren ve bu yolda birçok arkadaşları işten atılan Şişecam Camiş Madencilik işçileri bugün hala bu kavgayı sürdürmektedir. Sendikamız Cam Keramik İş’e üye olan Şişecam işçileri tam on beş gündür seslerini duyurabilmek için, sorunlarının çözülmesi ve ücretlerin artması taleplerini işverene iletebilmek için fabrikada sürekli eylem yaptılar. Vardiya giriş çıkışlarında, yemek molalarında protestolarla işvereni sendikalarıyla sözleşme yapmak için masaya çağırdılar. Üç gün boyunca hiçbir işçi fabrikada yemek yemedi. Bu süre içerisinde sendikamızda defalarca işverenden randevu almaya çalıştı ama maalesef karşımızda bir muhatap bulamadık. İşveren tarafı adeta kör sağır ve dilsizi oynayarak işi yokuşa sürmeye bizleri sınamaya devam etti. Bugün burada Şişecam patronlarını bir kez daha masaya çağırmak için toplandık.
Şişecam Camiş işçilerinin yaşadığı sıkıntıları ve mağduriyeti Bilecik işçilerinin tamamı yaşamaktadır. Bilecik de bulunan işletmeler Türkiye’nin en hızlı büyüyen ve en büyük işletmeleri arasında bulunuyor. Ancak bu büyümeden Bilecik halkı payına düşeni alamıyor. Firmalar büyürken, işçiler emekçiler her geçen gün daha da yoksullaşıyor. Gece gündüz çalıştıkları halde bankalara borcu olmayan işçi neredeyse hiç yok. Köyden veya toprağından ek gelirler olmasa bu maaşlarla resmen aç kalacak durumda. Bilecikli işçilerin sendikalaşmasına izin vermiyorlar. Bilecik de işçilerin ücretleri artsın istemiyorlar. Sadece kendileri büyüsün, zenginleşsin, işçiler sürünsün istiyorlar. Bilecik’in şartları diye bir hikaye tutturmuşlar gidiyorlar. Kim ya da kimler, neye ve kime göre belirliyorlar Bilecik’in şartlarını. İşlerine geldiği zaman sürekli hepimiz aynı gemideyiz, ülkenin refahı için herkes fedakarlık yapacak diyorlar. Bu güne kadar fedakarlık yapan, işçiye hak ettiğini veren insan gibi davranan patron görmedik. Onlar gemilerini yürütüyor, işçiler de sefalet içinde yaşıyor. Böyle gemi istemiyoruz.
Bugünkü şartlarda, bu hayat pahalılığı karşısında 1500 TL gibi rakamlarla çalışmamızı ve sesimizi kesmemizi istiyorlar. Sendikamız geçen ay Bilecik merkez ve Söğüt ilçelerinde kahvehaneleri ve işçi duraklarını gezerek bir anket yaptı. Asgari ücret en az ne kadar olmalı sorusuna 2500 TL cevabı verildi. Peki dört kişilik bir ailenin insanca yaşayabilmesi ne kadar lazım diye sorduğumuzda sizlerden 5000 TL cevabını aldık. İşte işçilerin gerçeği budur. Bizimde yürütmemiz gereken bir gemimiz, geçindirmek zorunda olduğumuz bir ailemiz var. Ekonomi yüzde 11 büyüdü, işçilerimizi enflasyona ezdirmiyoruz açıklamaları yapan hükümetin işçilerin sesine kulak vermesi gerekiyor. İşçilerin durumuyla bu söylemler çelişiyor. Yine Başbakan geçtiğimiz aylarda işçiler sendikalaşmaktan korkmasın diyerek sözde güvence verdi. Gerçekse ortada, sendikalaşan işçiler her gün işten atılıyor. Yıllarca mahkeme kapılarında hakkını aramak zorunda kalıyor. Davalar kazanılsa da işçi işine geri dönemiyor ve mağdur ediliyor. Geç gelen adalet, adalet değildir. Bilecik’in şartları da ülkenin şartları da artık değişmelidir. İnsanca yaşanılabilir, adaletli bir Türkiye ve iyi şartlarda ve sendikalı çalışan bir Bilecik istiyoruz. Bugün Camiş Madencilik işçileri bunun mücadelesini veriyor.
Bilecik Şişecam işçisiyle, Porland seramik de çalışan işçinin kaderi birbirine bağlıdır. Bien seramikte çalışan işçiyle Durden plastikte çalışan işçilerin kaderi birbirine bağlıdır. Çimento işkolundaki işçiyle Metal işkolundaki işçinin kaderi birbirine bağlıdır. Hangi sendikaya üye olursa olsun, hangi siyasi görüşte olursa olsun, asgari ücretli ya da biraz üzerinde ücretle çalışıyor olsun, birinin kazancı diğerinin de kazancı olacaktır. Bilecik şartları dedikleri şey değiştiğinde esnafta, köylüde, öğrencide kazanacak, herkes rahat bir nefes alacaktır. Cam Keramik İş Sendikası olarak üyelerimizle birlikte bu bilinçle ve bu inançla mücadele ediyoruz. Hep birlikte kazanacağımız bu mücadeleyi yine hep beraber kararlılıkla sürdüreceğiz. İnanıyoruz ki Bilecikli işçiler emekçiler bu mücadelede bizi yalnız bırakmayacaktır. Bir uzlaşma sağlanana kadar, işçilerimiz ekmeğini büyütene kadar, sonuna kadar kararlılıkla direneceğiz. Buradan Şişecam patronlarını bir kez daha çözüm için masaya davet ediyoruz.
CAM KERAMİK İŞ SENDİKASI GENEL MERKEZİ

Kluh işçileri: Ekmeğimiz için mücadele ettik, pişman değiliz

Sendikamız Genel Sekreterinin 13.11.2017 Evrensel Gazetesinde yayınlanan yazısıdır.

Kluh Destek işçilerinin günlerdir süren direnişinde neler yaşandı.

Cam sektöründe dünyanın en büyük üç devinden biri olan Şişecam’da sular durulmak bilmiyor. Kırklareli Paşabahçe Cam Fabrikasında fırın kapatma bahanesiyle işten çıkarılan işçilerin mücadelesinin üzerinden henüz bir ay geçmişken bu sefer Şişecam’ın taşeronluğunu yapan Alman sermayeli Kluh Destek isimli firmanın İstanbul Tuzla da bulunan fabrikasında 40’a yakın işçi işten çıkarıldı. Çok yakından takip etme fırsatı bulduğumuz Kluh işçilerinin 10 günü aşan mücadele deneyimleri üzerine izlenimlerimi paylaşmak istedim.

Kluh’ta Çimse-İş’in örgütlenerek yetki almasının ardından 1 Nisan itibariyle TİS masasına geçildi. Yüzde 60 zam alacağını vadeden Çimse-İş Şube Başkanı, ücretlerle ilgili son görüşmede işçilerin seçtiği baştemsilci ve diğer üç işçi temsilcisinin karşı çıktığı tutanağa imzayı atınca olayların fitilini ateşlemiş oldu.

SEÇİLMİŞ TEMSİLCİLER MASAYI TERK ETTİ

Sonuçta seçilmiş baştemsilci ve diğer temsilciler imza atmadan masayı terk etti. Yüzü kızarmadan sözleşmeyi işçilere açıklamaya çalışan şube başkanı tepki gösteren işçilere “Siz benim muhatabım değilsiniz” deyince, hak ettiği sopayı yedi. İşte o gün işçiler için de, patron için de bir karar aşamasına gelindi. Patron ve işbirlikçisi sendikacılar açısından -her ne kadar plansız programsız kendi doğallığında gelişen bir tepki olsa da- bunu işçilerin yanına bırakmak ileride daha büyük problemlerin önünü açacaktı. Bunun farkında olan işçiler hem gelecek baskıları bertaraf edebilmek hem de toplusözleşmeyi biraz olsun iyileştirebilmek için bir şeyler yapmak zorunda olduklarını hissediyordu. Her ne hikmetse ikinci temsilci, olacakları önceden tahmin etmiş gibi sözleşmenin imza tarihinden iki gün sonrası için önceden bir toplantı organize etmişti. Bir salon ayarlanmış ve ODTÜ’den bir hocanın gelip işçi haklarıyla ilgili konferans vereceği işçilere söylenmişti. Tabi olayların ardından bu toplantıya da ilgi oldukça artmıştı. Uzak bir köşeden yarım saat kadar izleme fırsatı bulduğum toplantıda konuşan kişi, uzun yıllar Türk-İş’te danışmanlık yapmış, üniversite de işçi-işveren ilişkileri üzerine dersler veren, şimdilerde ise Aydınlık’ta köşe yazan Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Koç’tu.

‘GAZA GELMEMELERİ’ ÖĞÜTLENDİ

Ertesi gün sözleşmenin yenilenmesi için üretimi durdurmaya hazırlanan işçiler pür dikkat dinlerken, Yıldırım Koç işçilere gaza gelmemelerini öğütlüyor, “Ne yaparsanız yapın bu iş bitmiş imzalar atılmış, hepiniz istifa da etseniz bu sözleşme üç yıl geçerlidir” diyordu. “İlk sözleşmeler zor olur” diyen Koç’un yanında oturan ikinci işçi temsilci de o ne derse kafasını sallayarak onaylıyordu. Mücadeleden yana olan baştemsilci, “Hocam Renault işçileri kısmen de olsa başardı, sözleşmenin üzerine bir şeyler koydu. Biz de başaramaz mıyız?” diye sordu. Renault işçilerinin başarısını kabul eden Koç, mümkün ama kolay olmadığını söyleyerek, “Siz daha burada birlik olamıyorsunuz. Buradaki herkesin sırtında yumurta küfesi var, bu iş uzun sürerse borcu harcı olanlar, hastası olanlar ne yapacak? Dışarıdan provokatörler sizi gaza getirir ekmeğinizden olursunuz” gibi sözlerle adeta umut kırıcılığı yaptı.

Bir bir şeyler söyleyecek gibi olan baştemsilciyi de da hedef göstererek “Böyle heyecanla, atarla temsilcilik olmaz, yakarsın bu insanları” dedi. Ancak hakkını yememek beyaz yakalıları yanlarına çekmeleri ve Tekirdağ’ın Saray ilçesinde bulunan Kluh’un diğer fabrikasındaki işçileri de mücadeleye katmaları gerektiği gibi doğruları da dile getirdi. Toplantı sonrası iki çift laf etme fırsatım olsaydı ona şunu diyecektim: “Burada bir işveren temsilcisi ya da Çimse-İş’ten bir yönetici olsaydı bu işçilerin direncini ve umudunu bu kadar kıramazdı kesinlikle. Üniversitelerde hocalar böyle ders veriyorsa vay haline bu memleketin.”

İŞÇİLERİN GARDI DÜŞTÜ

Ertesi gün gardı düşmüş şekilde işbaşı yapan Kluh işçileri, baştemsilcinin zorunlu olarak bir hafta izne çıkarıldığını duyunca alkışlarla, ıslıklarla fabrika içinde protestolar yapmaya başladı. Her molada ve giriş çıkışlarda tek yumruk eylemler sürdükçe yeniden özgüven kazandılar. Üç günün ardından, işverenin elebaşı olarak gördüğü 4-5 kişiyi daha zorunlu izne çıkardı. Bunun üzerine işçiler toplu halde viziteye çıkma kararı aldılar ve Perşembe günü fabrika boş kaldı. Kluh yetkilileri beyaz yakalı işçilerin yanı sıra doktor raporu olmalarına rağmen bazı işçileri evlerinden alarak, işten atma tehdidi ile çalıştırdı. Bu sırada baştemsilci Tekirdağ’daki işçi temsilcisini birlikte hareket etme konusunda ikna etmeye çalışıyordu. Oradaki temsilciye göre, Saray ilçesindeki fabrikanın işçileri de sözleşmeye tepkiliydi ancak köylerden gelen işçilerin çoğu kirada oturmuyor ve ek gelirleri olduğu için sorunu Tuzla’daki işçiler kadar yakıcı bir şekilde hissetmiyordu.

SÖYLENTİLER YAYILDI

İşçiler Cuma günü vardiya değişimi sırasında bir saat iş durdurma kararı aldılar ancak işten atma tehditleri nedeniyle eylem tüm gün sürdü. O gece işveren hamlesini yaptı ve işçiler içerisinde Tekirdağ’da ki fabrikadan 40 işçi getirileceği, hatta otelde yerlerinin ayrıldığı söylentisini yaydı. Bunun üzerine toplanan işçi komitesi (ikinci temsilci dahil), diğer fabrika işçileriyle karşı karşıya gelmemek ve üretim alanını boş bırakmamak adına sabah işbaşı yapma ancak üretimi yavaşlatma kararı aldı. Tabi bir kişiyi dahi içeri almayacak olurlarsa içeridekiler yeniden üretimi durdurup dışarıya çıkacaktı. Kelimesi kelimesine konuşulanlardan haberdar olan patron ve işbirlikçi sendika yöneticileri de boş durmuyor ve sabaha hazırlanıyordu.

Kluh destek işçileri: Mücadelemizi sürdüreceğiz

SARI ÇİZGİ

Turnikelerden geçip fabrikaya ilk adımı attığınızda yerde sarı bir çizgi bulunmaktadır ve sabah tüm yöneticiler sarı çizginin başındadır. Kart basıp sarı çizgiyi geçen her işçiye bugün ne olursa olsun bu sarı çizginin diğer tarafına geçenler tazminatsız işten atılacaklar denildi. Yaklaşık otuz kişiyi fabrikaya almayan Kluh yetkilileri içeride terör estirirken, polis ve özel güvenlik görevlilerin dışarıdaki bekleyişi işçiler üzerinde baskı kurdu. İçeriye girmek isteyen işçiler uzaklaştırıldı. Dışarıdaki arkadaşlarının yanına geçmek isteyen işçilere öyle bir baskı uyguladılar ki içeride sinir krizi geçirenler ve bayılanlar oldu. Bu arada ikinci temsilci artık safını gizlemiyor, işveren ağzıyla, arkadaşlar tazminatlar yanacak hatta “İşveren zararını bizden tazmin edecek” diyerek açıkça eylem ve dayanışmayı kırıyordu. İlerleyen saatlerde de dışarıdaki işçilerin yanına gelerek Çimse-İş Sendikasının baştemsilciyi görevden aldığına dair belgeyi uzatarak provokasyon yapmak istedi. Bu arada yine aralarında bir avukatında olduğu Vatan Partili bir grup atılan işçilere yaptıkları işin yasadışı olduğunu söyleyerek moral bozmaya çalışıyor ve baştemsilciyi hedef gösteriyordu. Akşama kadar içerideki yıldırma, baskı ve yalan üzerine kurulu işbirliği de sonuçlarını vermeye başlamış ve direniş tamamen kırılmıştı. Hedef saptırılmış, baş temsilcinin görevden alındığını bildiği halde bunu gizlediği ve kendini kurtarmak için herkesi ateşe attığı yalanı, işsiz kalma korkusuyla birleşmiş ve işçiler bölünmüştü.

Kluh Destek işçileri direnişte

PİŞMAN DEĞİLLER

Sonuç olarak baş temsilci dahil 40’dan fazla işçi işten tazminatsız atıldı ve bu işçiler hukuk mücadelesini kazanana kadar işsizlik ödeneğinden de faydalanamayacaklar. Kuvvetle muhtemel sendikasız işyerlerinde yeniden çalışmaya başlayacak ve yine aynı mücadelelerin içinde olacaklar. İçerideki işçiler en az üç yıl Çimse-İş’in imzaladığı sözleşmeye tabi bir şekilde asgari ücretlerle sürekli baskı altında çalışacak. Ancak Kluh işçileri verdikleri mücadeleden pişman değil. “En azından bundan sonra bazı sendika yöneticileri işçiye sormadan imza atarken iki kere düşünecek aşağıda dayak yer miyim diye” uyarın işçileri şunu dile getirdi: “Hem ekmeğimiz hem de onurumuz mücadele ettik, pişman değiliz.”

İŞÇİLER ASGARİ ÜCRETİN ALTINI KABUL ETMEDİ

Sendikacılık tarihine bir utanç belgesi olarak geçecek olan üç yıllık sözleşmeye göre aynı işi yapan işçiler bir şekilde beş ayrı gruba bölünmüş. İşçilerin yüzde 70’i en düşük ücretli birinci gruba yerleştirilmiş ve ilk altı ay için 1900 TL brüt ücret verilmiş. Bunun üzerine, 2018 de 165 TL brüt zam, 2019 ve 2020 de ise açıklanacak enflasyon oranı artı bir puan zam denilmiş. Yani görüldüğü gibi işçilerin maaşları büyük ihtimalle asgari ücretin altında kalacak. Bilecik’te bulunan Porland Seramik fabrikasında aynı sorun yaşanmış ve işçiler Çimse-İş’ten istifa ederek sendikasızlığı tercih etmişti. Aynı sorunu yaşayan Güral Porselen işçileri de şu anda Çimse-İş’ten kurtulmaya çalışıyor. Toplusözleşmeye dönecek olursak, ilk altı ay için 200 TL, 2018 de 20 günlük, 2019 da 25, 2020 de 30 günlük ücret karşılığı ikramiye. Yanlış anlaşılmasın 1 yıl için verilecek 20 günlük ücret birde maaşa bölünecek. Aynı şekilde 400 TL sosyal yardım da 12 ye bölünerek maaşa katılacak. Bir de dalga geçer gibi her sene işçilere bir havlu bir de sabun verilecek. Kısaca sendika da bir brüt yevmiye aidat kesince işçiler yüzde üç civarı yaklaşık 50 TL artışla “sendikalı” olmuş oldular.

ÖFKE BÜYÜYOR

yıldırım Koç ‘hocamız’ büyük ihtimalle bu yaşananlara bakıp, “Ben demiştim zaten” diyecek ve üniversitede ders vermeye devam edecek. Ancak her direnişten olduğu gibi bu direnişten de çıkarılacak çok önemli dersler ve kazanımlar da var ‘hocam’. Aşağıda çok büyük bir öfke birikiyor. Açlık sınırında ağır şartlarda çalışmaya mahkum edilen işçiler OHAL demeden, yasak dinlemeden mücadelelere girişiyor. Örgütlenmeye, sendikalı olmaya çalışıyor, sendikalı yerlerde de sendika ağalarına karşı mücadele ediyor. Köleliğe karşı buldukları her fırsatta güçleri oranında seslerini yükseltiyor. Yasalarla, baskıyla, zorla bu iş yürümüyor ‘hocam’ ve ne kadar elini kolunu bağlar, ne kadar bunaltırsanız bu işçileri, o kadar büyüyor öfke.

ŞİŞECAM ÖRGÜTLÜLÜĞÜ TAŞERONLA DAĞITMAK İSTİYOR

Şişecam’da çalışan işçiler yarım asırdan fazla bir süredir Kristal-İş Sendikası’nda örgütlüdür ve cam işçilerinin tarihi örnek mücadele deneyimleri ve kazanımlarla doludur. Son yıllarda cam işçileri yalnız işverene karşı değil, sendikalarına çöreklenmiş olan işbirlikçi sendika bürokratlarına karşıda mücadele etmek zorunda kalmış ve her işkolunda olduğu gibi toprak iş kolunda da sendikalara olan güven giderek azalmıştır. Tüm olumsuzluklara rağmen cam işçilerinin ruhuna işlemiş olan mücadele azmi, ülkedeki işçilerin genel durumuyla kıyaslandığında sahip oldukları sosyal haklar ve ücretler, Şişecam patronları için büyük sorun teşkil etmekte. Şişecam fabrikalarını kırsal bölgelere taşıyarak ve birçok işi taşerona yaptırarak, hem maliyetleri düşürmeyi hem de cam işçisinin örgütlülüğünü dağıtmak istediği herkes tarafından biliniyor.

ÇİMSE-İŞ ŞÜPHE UYANDIRMIŞTI

Otomotiv sektörüne otocam üreten Şişecam, bu camların montaj, kalite kontrol, tamir ve temizlik işlerini Kluh Destek isimli firmaya vermiştir. Firmanın Tuzla fabrikasında 300 Tekirdağ Saray ilçesindeki fabrikasında 320 işçi çalışmaktadır. Balıkesir’de de çok büyük bir arazinin hazırlandığı ve oto cam işinin tamamen bu firmaya verileceği söyleniyor. Klüh işçileri 2 sene önce Kristal-İş Sendikası’nda örgütlenmek istediklerini ancak kendileriyle pek ilgilenilmediğini söylüyor. Hatta bir süre sonra işveren durumdan haberdar olmuş ve bazı işçiler işten çıkarılmış. Hiçbir sosyal hakkı olmayan ve asgari ücretle çalışan işçiler pes etmemiş, Çimse-İş Sendikası’yla görüşerek üyelikleri başlatmışlar. Yine kısa bir süre sonra müdürlerin sendikalaşmadan haberdar olduğunu söyleyen işçiler, öncekinden farklı olarak müdürlerin bu duruma sessiz kaldığını hatta “Sizin için daha hayırlı olur belki” dediklerini, bundan şüphelenmekle beraber üyeliklerin çok hızlı tamamlandığını anlatıyor.

BATIÇİM İŞÇİLERİNİN TOPLU SÖZLEŞME TALEPLERİ..

 

BİLECİK DE İŞÇİ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ EĞİTİMİ..

Sendikamızın Bilecik temsiliğinde düzenlenen etkinliğe Bilecik ve ilçelerinden işçiler katıldı. İş kazaları ve iş cinayetleri üzerine bir sunum yapan Cam Keramik-İş Genel Sekreteri Ergin Ay, “Patronlar daha fazla kâr elde etmek uğruna, işçinin çalışma şartlarının güvenli ve sağlıklı olmasını sağlamamaktadır. İşçiler ağır şartlar altında sendikasız çalışmaya zorlanmaktadır. Türkiye’de işçi cinayetleri dünya ülkelerine göre başı çekmekte, patronların kârlılık oranları da dünya ülkelerine göre ilk sıralarda yer alıyor. Diğer ülkelerdeki patronların, işçiliğin bu kadar ucuz ve işçi güvenliğinin bu kadar önemsiz ve patronların kârlılık oranlarının çok yüksek olduğu Türkiye’yi kıskandığı doğrudur” dedi.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda en büyük görevin işçilere düştüğünü ifade eden Ay, “İşçi kardeşlerimiz kişisel koruyucu malzeme kullanımına özen göstermeli ve haklarını iyi bilmelidir. İşçi sağlığı ve güvenliği konusunda işçi arkadaşlarımıza kapılarımız her zaman açık, buyursunlar akıllarına takılan soruları sorsunlar her zaman yardımcı oluruz” diye konuştu.

İşyeri Hemşiresi Ayşe Kuş ise başta silikozis hastası işçiler olmak üzere, meslek hastalıklarını ve meslek hastalıklarına maruz kalan işçilerin nasıl bir yol izlemesi gerektiğini anlattı. Sendikaların işçi sağlığı konusunda ciddi çalışmalar yapmadığını söyleyen Kuş, işçi sağlığı ve güvenliği yasasının yetersiz olduğuna dikkat çekti.

ÇALIŞAN KADINLARIN KREŞ HAKKI

Bizim ülkemizde kadın olmak zor, çalışan kadın olmak daha da zor. En zoru da çalışan anne olmak. Ne kadar sıkça duyduğumuz sözler. Eminiz ki birçok kadın bu söylemlere katılıyor. İşin ağırlığı, evin sorumlulukları birde çocukların bakımı hepsi başlı başına birer zorluk olarak çıkıyor çalışan kadınlarımızın başına.

Çalışan her anne ve potansiyel olarak anne adayları, kadınlarımız; çocuğunun büyüdüğünü görememek, ilk adımına şahit olamamak bunlardan mahrum kalmanın para olarak karşılığı yoktur. Peki sistemin direttiği koşullarda çalışmak zorunda kalan annenin evladını emanet edebileceği güvenilir yakınları yada bakıcı tutma imkanına sahip değilse? İşte birçok kadın bu durumda kariyerinden işinden vazgeçmek durumunda kalıyor. Ama bu konuda bazı iş yerleri için kanunla korunan bir hakkı var çalışan kadınların.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği kanununa dayanarak çıkarılan ‘Gebe veya emziren kadınların çalıştırılma şartlarıyla emzirme odaları ve çocuk bakım yurtlarına dair yönetmelik” kapsamında kreş açma zorunluluğu düzenlenmiştir. Yaşı ve medeni hali ne olursa olsun, 150’den fazla kadın çalışanı olan işyerlerinde, 0-6 yaş aralığındaki çocukların bırakılması, bakılması ve emziren çalışanların emzirmeleri için işverence, çalışma yerlerinden ayrı ama işyerine yakın bir yurdun kurulması zorunludur. Yurt, işyerine 250 metreden daha uzak ise işveren taşıt sağlamak zorundadır.

Bu yükümlülüğü olan işverenler isterlerse bir araya gelerek, ortaklaşa bir yurt da açabilirler ya da kamu kurumlarınca yetkilendirilmiş yurtlarla anlaşarak işçilerini buralara da yönlendirebilirler. Çalışan kadınlar çocuklarının sağlıklı ve güvenli bir şekilde bakılması gözlem altında olması ve yeni bir şeyler öğrenebilmesi için bu haklarını işverenden talep etmelidirler.

Kimler çocuk bakım yuvası hizmetinden faydalanabilir dersek. Şöyle özetleyebiliriz. Kadın işçiler ile erkek çalışanlar içinden çocuğunun annesi ölmüş olan veya çocuğunun velayeti babaya verilmiş olanlar faydalanır. Çocuk bakım yurduna velisinin isteği üzerine ilkokul kaydı henüz yapılmayan 66 aylığa kadar çocuklar alınır.

Kanunun işveren tarafından uygulanmaması durumda ise yaptırımı vardır kanuna uymadığı her ay için para cezası ile cezalandırılır.

Yazdığımız makalede yer alan bilgiler özet niteliğindedir. İş yerinin kreş açma zorunluluğu konusu ve dahi tüm çalışma hayatı ile ilgili konularda detaylı olarak yardım almak için bize ulaşabilirsiniz.  

Unutmayalım ki evlatlarımızın geleceği bizler için çok önemli bu nedenle güvenle büyümeleri için hassasiyet göstermeliyiz. ‘’Çünkü çalışmak kadının hakkı, haklarından haberdar olmak ise sorumluluğudur’’.

CAM KERAMİK İŞ SENDİKASI GENEL MERKEZİ

Ayşe KUŞ

ÇİMENTO İŞÇİLERİNİN TALEPLERİ!..

ÇİMENTO İŞÇİLERİNİN TALEPLERİ!..

Batıçim de direnen Çimento İşçileri, Grup Toplu Sözleşmesi(TİS) için, tüm çimento işçilerini aşağıdaki talepler etrafında birlik olmaya ve mücadeleye çağırıyor.

  • Sözleşme taslağı işçilerle birlikte hazırlanmalı ve fabrikada seçilecek temsilcilerle sözleşme komiteleri oluşturulmalıdır. Her aşamada işçiler bilgilendirilmeli ve işçilerin onayı olmadan kesinlikle imzalanmamalıdır. Sözleşme en fazla 2 yıllık olmalıdır.
  • Grup sözleşmesi zorunlu değildir. Bir fabrikanın işçileri gerekli görürse gruptan çıkılabileceği ya da ek protokol yapılabileceği unutulmamalıdır. Bu sefer iyi bir sözleşme için işçiler mücadeleye hazırlanmalı ve uyarı eylemleri yapılmalıdır.
  • Kıdemli işçilerle yeni işçiler arasına nifak sokan ücret adaletsizlikleri giderilmeli ve giderek büyüyen sektörden işçilerde refah payını artık almalıdır. İş grupları yeniden düzenlenmeli ve Saat ücretleri hak ettiği düzeye artık çekilmelidir.
  • Gerçek yaşam şartları göz önüne alınarak öncelikle seyyanen en az 400TL net iyileştirme talep edilmeli ve saat ücretlerine yapılacak zammın üstüne de kıdem farkı zamları eklenmelidir. Toplamda % 50’nin altına kesinlikle düşülmemelidir.
  • Gece vardiya zammı her saat için 5 TL olmalıdır. Evlenme, doğum, ölüm ve doğal felaket gibi durumlarda yardım adı altında ödenen komik rakamlar, iki maaş tutarına yükseltilmeli ve vergi artışlarından kaynaklanan kayıplar önlenmelidir.
  • Çok tehlikeli sınıfta yer alan iş kolunda kıdem tazminatı hesapları hala 30 gün üzerinden yapılmakta. En az 45 gün üzerinden hesaplanmalıdır. Disiplin kurulları işverenin keyfi işten atmalarını önleyecek şekilde yeniden ele alınmalıdır.
  • Çok tehlikeli Çimento iş kolunda Fazla mesailerde işçinin rızası olsa dahi, günde üç saat, yılda 270 saat kuralına uyulması sağlanmalı, Hafta tatili ve Resmi tatillerde işçinin kesin rızası alınmalı ve ücret farkları daha da arttırılmalıdır.
  • İşçi sağlığı ve güvenliği kurallarına eksiksiz uyulması, iş kazaları ve meslek hastalıklarına karşı etkin korunma için işçi denetimi mutlaka sağlanmalıdır.
  • Bütün Çimento fabrikalarında çalışan ve toza maruz kalan her işçinin, Fiili Hizmet Süresi Zammı’ndan yararlanmasını sağlayacak bir madde TİS’ e mutlaka konulmalıdır. İşçinin geleceğinden ve emekliliğinden çalınmasına kesinlikle izin verilmemelidir.

Esnek çalışma, Taşeron sistemi ve Kiralık işçilik gibi uygulamaları fabrikalardan uzak tutmak için gerekli                      düzenleme yapılmalı, İnsanca ve Huzurlu bir çalışma ortamı sağlayacak bir sözleşme imzalanmalıdır.

İŞTEN ATILAN BATIÇİM İŞÇİLERİ DİRENİŞE BAŞLADI.

BASINA VE KAMUOYUNA

Batıçim Batı Anadolu Çimento San. A.Ş. de çalışan işçiler yıllardır birikerek büyüyen sorunlarını çözüm üretmek ve ekmeklerini büyütebilmek için sene başında sendikamız Cam Keramik İş ile iletişime geçtiler. Fabrika kurulduğundan beri işyerinde yetkili sendika olan Çimse İş Sendikasının kendilerinden çok işverenin yanında durduğundan şikayet eden işçiler, kendi göbeğini kendi kesmeye karar vermiş ve örgütlenmeye başlamışlardır. İşverenin ve sendika bürokratlarının durumdan haberdar olması ve işten atma tehdidi üzerine 150 işçi bir günde sendikamız Cam Keramik İş’ e üye oldu. Üyelerimizin birlik ve beraberliği karşısında önce bir adım geri çekilen patron görüşme taleplerimize yanıt vermedi. Sonrasında baskısını arttırdı ve fabrika içerisine adeta kamp kuran Çimse İş yöneticileri ile birlikte, işten atmakla tehdit ederek işçileri böldüler.

Sendikamız her zaman işçilerin birliğinden yana oldu. Yaklaşan Toplu İş Sözleşmesi döneminde sendika ayrımını bir tarafa bırakarak, işçilerin iradesinin açığa çıkması ve daha iyi bir sözleşme imzalanabilmesi için üyelerimiz fabrikada bir anket çalışması başlatmıştı. Durumdan rahatsız olan Batıçim patronu ve işbirlikçi sendika yöneticileri 10 üyemizin ekmeğiyle oynadı ve hukuksuz bir şekilde, üstelik bazılarını tazminatsız işten çıkardı. Batıçim patronu aynı zamanda Çimento Endüstrisi İşverenleri Sendikası(ÇEİS)’nın da başkanlığını yürütüyor.  ÇEİS ile kardeş sendikası Çimse İş, on yıllardır tüm çimento fabrikaları için tek bir grup sözleşmesi yapmakta ve adeta bu sektörü tekellerine almışlardır. Çok tehlikeli bir işkolu olan sektörde çok düşük ücretlerle işçi çalıştırılıyor. Şirketler her gün biraz daha büyürken ve çimento patronları giderek zenginleşirken, işçiler sahte sendikanın da işbirliğiyle giderek yoksullaştı. Her yıl daha çok işçi iş kazalarında hayatını kaybetmekte, tozdan kaynaklı meslek hastalıklarına yakalanmaktadır. Tüm işçilerin yararlanması gereken Fiili Hizmet Süresi Zammı’ndan işçilerin çok küçük bir kısmı göstermelik olarak faydalanabilmekte.

İşte bu yüzden çimento fabrikaları kaynamaktadır. İşçiler arasındaki huzursuzluğun farkında olan patronlar, üyelerimizin yaptığı anketten ve bu duyarlılığın diğer fabrikalara sıçramasından korkuyor. Toplu Sözleşme öncesi tüm işçilere gözdağı vermek istediler. Bu hukuksuz işten atmalara bir de kılıf uydurmaya çalışan Batıçim patronu, üyelerimizi önce Söke fabrikasında görevlendirmiş ve sözde bu görevi kabul etmedikleri için attığını iddia ediyor. Yasaların arkasından dolanarak işi kotaracağını düşünenler bu sefer baltayı taşa vurdu. Cam Keramik İş Sendikası olarak, atılan işçilerimizle birlikte sonuna kadar direneğiz. Bu haksızlığa, hukuksuzluğa karşı her türlü meşru mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. İşçiler baskılarınıza, tehditlerinize pabuç bırakmayacak ve eninde sonunda sırtındaki bu iki kamburdan da kurtulacaktır. Bu gidişat böyle sürdürülemez. Nasıl ki milletin iradesi deniyorsa, işçinin iradesine de saygı gösterilmek zorunda. İşçiler istediği sendikayı seçebilmeli ve kendi sözleşmesinde söz sahibi olmalıdır. Buradan Batıçim patronuna bir daha çağrı yapıyoruz. Cam Keramik İş Sendikası olarak iş barışının sağlanması ve sorunların diyalog yoluyla çözülmesini istiyoruz. İşçilerin sendikal hak ve özgürlüklerine saygı gösterin ve hukuksuz bir şekilde işten çıkardığınız işçileri geri alın. Bugün burada kurulan Direniş çadırı her gün biraz daha büyüyecek bundan kimsenin şüphesi olmasın. Burada yanan çoban ateşini diğer fabrikalara taşıyacağız. Ve bir kez daha söylüyoruz; Atılan İşçiler Geri Alınsın.

Buradan tüm İzmirlileri, tüm işçileri, sendikalaraı, demokratik kitle örgütlerinei bu onurlu mücadeleye omuz vermeye ve dayanışmaya çağırıyoruz. Bu emeğin kavgasıdır, alın terinin kavgasıdır. Adalet istiyoruz ve mutlaka biz kazanacağız.

 

Direne Direne Kazanacağız. Yaşasın İşçilerin Birliği.

 

CAM KERAMİK İŞ SENDİKASI GENEL MERKEZİ