Cam Keramik-İş Genel Başkanı Sarıkaş: İşçi seçecek, işçi karar verecek!

28236

Savaş ortamının gölgesinde kalsa da işçilerin birçok işyerinde hem patronun yoğun sömürüsüne hem de buna göz yuman iş birlikçi sendikacılığa karşı tepkisi artarak devam ediyor. İşçiler artık binlerce üyesi olan, geniş maddi olanakları olan, ‘büyük’ sendikalara değil mücadeleci sendikalara yöneliyor. O sendikalardan biri olan DİSK’e bağlı Cam Keramik-İş, kendisini seçtiği için işten atılan 110 SeraPool işçisiyle birlikte aylardır direniyor.

Geçtiğimiz ay kongre yaparak yeni yönetimini belirleyen Cam Keramik-İş, tüzüğünde de önemli değişiklikler yaptı. Genel Başkan Birol Sarıkaş örgütlenme çalışmaları, tüzükte yaptıkları değişiklikler ve sendikal mücadeleye yaklaşımları konusunda sorularımızı yanıtladı.

SeraPool direnişi ile başlayalım isterseniz. Son durum nedir?
Burada çoğunluğu fazlasıyla sağladık ama işveren toplusözleşme yapmayı reddederek işçileri kapının önüne koydu. Biz de direnişe başladık. Direnişimiz iki ayı geçti. Tek tek işe çağırmalar oldu, sendikayı bırakıp gelin biz sizin hakkınızı vereceğiz dediler. Polisler devreye sokularak işçiler ikna edilmeye çalışıldı. Akrabalar üzerinden baskı kuruldu. Ama işçilerin birliği ve kararlılığı sürüyor. Rüşvetleri ve baskıları geri püskürttüler, biz ancak sendika ile gireriz, sendikasız girmeyiz dediler.

Örgütlenme çalışması sürdürdüğünüz başka işyerleri de var mı?
Bilecik, Manisa, İzmir ve İstanbul’da çalışmalarımız var.

Baraj sorunu olan bir sendikasınız. Örgütlenmekte zorlanmıyor musunuz?
Evet, baraj sorunumuz var. Fiili olarak toplusözleşme yapabiliriz. Yani işçilerin gücüyle… İşçiler bunu biliyor. Ayrıca maddi imkanlarımız çok kısıtlı. Başka sendikaların daha geniş imkanları olduğunu da biliyorlar. Buna rağmen işçiler bizi tercih ediyor.

Neden?
Çünkü sektörümüzdeki diğer sendikaların yaptıkları ortada. Bir işyerinde kendisine temsilcilik teklif edilen bir işçi, ‘Ne yapacağım, sizin yaptığınızı mı?’ diye sorunca ‘Burada çıkıp patrona karşı bir şey yapamazsın’ diyorlar. İşçi de ‘Bu işçi temsilciliği değil ki, patron yalakalığı’ diyerek reddediyor. O işçi şu anda sendikamızın çalışmasını yürütüyor. İşçilerle ‘Tespit edilirseniz işten atılabilirsiniz’ diye olabilecekler konusunda açıkça konuştuk. Bir işçi arkadaş, ‘Ne olacak’ dedi. ‘20 yıllık işçiyim, 1000 lira alıyorum. 50 lira için mi kaygılanacağım. Atılırsam da atılayım.’ Yani işçiler mevcut sendikalardan fazlasıyla hoşnutsuz. Bunun nedeni büyük oranda ekonomik, hiçe sayılmak, işveren karşısında temsil edilmemek…
Biz daha SeraPool’de örgütlenirken işveren başka sendika önerisinde de bulunmuştu. İşçiler bu öneriyi ‘Patronun bize sunacağı sendika patron sendikasıdır’ diyerek ellerinin tersiyle itti. Yani tam da sorduğun sorunun cevabı o zaman işçiler tarafından verilmişti. Evet imkanları bizden daha fazla sendikalar var. Yasal koruma altındalar. Ama işçi tüm bunlara karşın bizi tercih ediyor. Çünkü biz onlara diyoruz ki sizin yerinize değil ama sizinle birlikte sonuna kadar mücadele ederiz.

İşçileri fiili mücadeleye çağırıyorsunuz. Yasalar ondan yana değilse fiili mücadele ile nasıl kazanacak işçi?
Mevcut sendikaların hangisinin, sırf yetkili olduğu için işçilerin taleplerini karşılayan sözleşmeler imzaladığını söyleyebiliriz ki… İş kolu, işyeri barajını aşmış sendikalara üye işçilerin talepleri, mücadele etmeden karşılanıyor mu? Hayır. Ancak yetkili sendika olmadığı halde patronun masaya oturduğu ve protokollerle hak kazanılmış yerler var. Danone’de ve Munzur Su’da DİSK/Gıda-İş’in yaptığı gibi… Bunun yanı sıra önümüzde dev bir örnek var. Türk Metal’i kovmak üzere direnişe geçen metal işçileri uluslararası bir firma olan Renault’da patronu dize getirerek protokol yaptılar. Sözleşme imzalamış bir sendikanın varlığına rağmen üstelik… Bunlar gösteriyor ki işçi, sadece birlik olur taleplerinin arkasında sımsıkı durursa kazanabiliyor.

YA SINIF SENDİKACILIĞI YA PATRON SENDİKACILIĞI
Temmuz ayında yaptığınız kongrede seçildiniz. Aynı kongrede tüzüğünüzü de yenilediniz. Kongreyi nasıl değerlendiriyorsunuz, tüzük değişiklikleriyle neyi amaçlıyorsunuz?
Tüzüğümüzü yenilediğimiz kongremiz SeraPool direnişine denk geldi. İşçilerin fiilen katıldığı ve oy kullandığı bir kongre oldu. Tüzük değişikliklerindeki amacımız, işçiyi her aşamada kendisiyle ilgili tüm kararlarda söz sahibi yapmak. İşçiler seçecek, işçiler karar verecek. Bu her durumda ve her eylem için geçerli olacak, grev oylaması için de. Toplu iş sözleşmeleri de tepede sendikacıların hazırladığı sözleşmeler olmayacak. İşçinin, taleplerin belirlenmesi aşamalarına bizzat dahil olduğu, seçtiği temsilcileri aracılığıyla TİS görüşmelerine katıldığı bir süreç olacak. Böylelikle de gücün işçide olduğunu, sendikacılardan bir beklenti içerisine girmesi gerekmediğini, ancak kendisi katıldığı ve yaptığı ölçüde bir şeylerin başarılabileceği bilincini oluşturmak..

Diğer sendikalar neden yapmıyor ya da yapmak istemiyor bunu?
Görüyoruz mevcut sendikacıları; yaşamları lüks içinde, son model, zırhlı, milyon dolarlık araçlarla dolaşıyorlar. Üyeleri asgari ücretle yaşam kavgası verirken, on binlerce lira maaş alan, kendi yakınlarına ve yandaşlarına büyük olanaklar sağlayan, tabiri caizse holdingleşen bir sendikacı nasıl işçi ile birlikte hareket edebilir? Doğaldır ki işçiden kopmuş, kendi sınıf bilincinden uzaklaşmış sendikacıların yapacağı sendikacılık işçiye bir şey vermeyecek, vermiyor da zaten. Elbette bu sendikacılar işçinin söz sahibi olmasını, bilinçlenmesini istemez. Çünkü sonra işçi sorgulamaya başlayacak, diyecek ki bize asgari ücret için imza atarken, kendiniz 10 bin liralık, 30 bin liralık ücretler alıyorsunuz!
Baştan beri söylediğimiz gibi bir sınıf sendikacılığı, bir de patron sendikacılığı vardır. Burada büyük ölçüde ayrım noktası bu. Bizim savunduğumuz, işçilerin karar sahibi olduğu bir sendikacılık anlayışıdır. İşçinin sınıf bilinci edinebileceği süreçlerden geçirilmesi çabasıdır sınıf sendikacılığı, sınıf kardeşliği bilincini edindiği bir sendikacılık anlayışıdır. Diğerinde ise işçinin sözde temsilcilerini seçtiği ve bir kenara çekildiği, sınıftan uzaklaşmış bu temsilcilerin de sürekli olarak patronla uzlaştığı bir anlayış söz konusudur.

İŞÇİLER SAVAŞI HER BOYUTUYLA YAŞIYOR
Geçici AKP Hükümetinin ülkeyi sürüklediği savaş ortamını ve giderek şiddetlenen çatışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? İşçiler nasıl tartışıyor bu gelişmeleri? Ya da mesela direnişinizi nasıl etkiliyor bu ortam?
Bu savaş halklar için kayıp, egemenler için kazançtır. Bedelini halklar ödeyecek, ödüyor. İşçi ve emekçiler savaşın her türlü sonucunun mağduru oluyor. Hem çocuklarını kaybediyor bu savaşta hem savaşın bütün ekonomik yükü sırtına yükleniyor, hem de hak ve özgürlükleri kısıtlanıyor. Yani işçiler savaşı her boyutuyla yaşar.
Elbette milliyetçi kışkırtmalar işçileri de etkiliyor. Büyük kısmı muhafazakar ve milliyetçi düşüncelerin etkisi altında. Konuştukça bu çatışmalı ortamın bedelini kimin ödediğini anlamaya başlıyorlar. Arkadaşlarının, kardeşlerinin, köylüsünün öldüğü bu savaşın aslında halklara dayatıldığını, atılan her bombanın kendi vergileriyle alındığını, savaşla geçen her günün kendi geleceklerinden çaldığını, silah sesleri başladığında işçilerin sesinin kısılacağını anlamaya başlıyorlar. Kongremizde de barış sesini, sözünü yükseltme çağrısı yaptık. Bundan sonra da savaş karşıtı söylemlerimizi artıracağız.
Biliyorsunuz konfederasyonumuz DİSK ‘Barış Bloku’ içerisinde yer alıyor. DİSK’in barış yanlısı tutumundan dolayı, örgütlendiğimiz fabrikalarda terörist muamelesi yapıldı bize de. SeraPool’de işçiyi buradan bölmeye çalıştılar. Bu terörist sendikayı nereden buldunuz, diye… Kendi yakın çevrelerinden de benzer tepkiler aldılar. Bize ilk desteğe gelen HDP İstanbul Milletvekili Levent Tüzel olmuştu. İşçiler ilk başta şaşkınlık yaşadı. Oy verdikleri Pendik Belediyesinden ve AKP milletvekillerinden destek istemişlerdi, gelip işverenle konuşun, araya girin diye. Hiçbir destek görmediler. Yemek desteği bile verilmedi. Daha sonra desteğe gelenler için ise terörist denildi. İşçiler bunu yaşadıktan sonra kimin dost kimin düşman olduğunu gördü, demek ki hak arayan herkes terörist oluyormuş dedi.
Konfederasyonumuzun Başkanlar Kurulu, işyerlerinde ‘Savaş nedir? Savaşın bedelini nasıl biz ödüyoruz?’ konulu çalışmalar yapılması kararı aldı. Bilgilendirme ve bilinçlendirmeye yönelik daha fazla çaba olması gerekir. Biz de bunu yapmaya çalışıyoruz.

TÜZÜK DEĞİŞİKLİKLERİ: ‘YENİDEN İNŞANIN ZEMİNİ DE DÜZGÜN OLMALI’

Tüzüğünüzde hangi maddeleri değiştirdiniz?
* En önemli değişikliklerden biri aidat konusunda. Buna göre işçi elde ettiği aylık gelirin binde 16’sını bize aidat olarak verecek. Bu, bir yevmiyesinin yarısına tekabül ediyor. Sendikalar şu anda 1 gün çalışmış işçiden bile aidat alıyor. Yani çalıştığı güne göre değil, 1 yevmiye sabit olarak kesilir. Düşünsenize işçi 1 yevmiye alacak, onu da aidat olarak sendikaya ödemek zorunda kalacak. Üstelik bu, yasal bir zorunlulukmuş gibi sunulur, sendikaların daha az aidat alabileceği konusunda işçiye herhangi bir bilgi verilmez. Biz işçinin o ay elde ettiği gelirin binde 16’sını keseceğiz aidat olarak. Ve bu miktar gerçekten bir şeyler yapmak isteyen sendikalar için yeterlidir.
* Her kademedeki işçi, hiç bir ön şart olmadan seçme ve seçilme hakkına sahip olacak tüzükte yaptığımız değişiklikle birlikte. Bir çok sendika atama yoluyla belirliyor temsilcileri ve yöneticileri. Çoğu zaman da seçim yapılıyor ama işçinin hiçbir bilgisi olmuyor. Bizim yapacağımız seçimler açık, şeffaf, işçinin bilgilendiği bir süreç olarak gerçekleştirilecek. Yine işçinin seçtiklerini geri çağırma hakkı olacak.
* Sendikacılar, işçilik yaptıkları döneme göre büyük maddi imkanlara sahip oluyorlar. Bu yeni imkanlar, onlara kaybetmek istemeyecekleri yeni yaşam biçimleri sunuyor. İktidarını korumak için patronun elemanı gibi davranıyor. Neden? Yeniden işçiliğe dönerse elindeki imkanları kaybedecek. Düşünün işçilik döneminde en fazla 2 bin TL alan işçinin ücreti sendikacı olunca birden 20 bin liraya çıkabiliyor. Üstelik şeffaflık da yok! Ne kadar geliyor ne kadar gidiyor, bunu kimse bilmiyor. Yaptığımız tüzük değişikliğine göre sendikacı, iş kolunda en yüksek işçi ücretini alacak ve bütün gelir ve giderler işçinin denetimine açık olacak. Bunun için sendika yönetimine başvurması yetecek. Gerek şubelerde gerek genel merkezlerde bunlar periyodik olarak ilan edilecek, sendikanın sitesinden de yayımlanacak. Böylece sendikacıların işçi üzerinden fazla rant elde etmek, saltanat sürmek olanağı olmayacak. İşçi gelecek, işçi kalacak…
* Ayrıca sendikanın gelirlerinin yüzde 10’u grev fonu olarak ayrılacak.
* Önem verdiğimiz değişikliklerden biri de gelirimizin dörtte birinin eğitim çalışmalarına harcanması. Üyelerimizde sendikal bilinci geliştirmeye, sınıf bilinci oluşturmaya çabalayacağız.

Peki bütün bu değişiklikler, sendikaların içerisinde bulunduğu durumu değiştirmesine yeter mi?
Sendikal sorunların tek başına tüzükle çözülebileceği iddiasında değiliz. Mevcut sendikal anlayışın bütünüyle değişmesi gerektiğini düşünüyoruz. Sarı sendikacılık olarak nitelendirilen patron sendikacılığının yerine sınıf sendikacılığı, mücadeleci sendikacılık geçirilmeli. Ama sendikaları yeniden inşa ederken, zeminin de buna uygun biçimde hazırlanması gerektiğini düşünüyoruz. Yoksa tüzükte yazılı olanlar her zaman bir şey ifade etmeyebiliyor. Seçimler örneğin işçi üzerinde baskı unsuru olarak kullanılabilir, nitekim kullanılıyor da… Türk Metal’e bakın, işçilerin sendikada değişim olabileceğine dair hiçbir inancı kalmamış. O geldi öyle yaptı, bu geldi böyle yaptı diyor işçi. Yani zeminin çamurlu olduğunu, kim gelirse gelsin aynısı olacağını görüyor. Önce o zeminin çamurdan temizlenmesi gerekir. İşçide sendikalara, kendi içinden seçilecek arkadaşlarına güven tesis etmeye çalışıyoruz. Sendikalar işçilerin örgütüdür. Sendikacılık da bir meslek olmaktan çıkıp mücadelenin öncü müfrezesi haline gelmelidir.

20 AĞUSTOS 2015 TARİHLİ EVRENSEL GAZETESİNDEN ALINMIŞTIR.
RÖPÖRTAJ – VEDAT YALVAÇ

Bir cevap yazın