KONFEDERASYONUMUZUN UZAKTAN ÇALIŞMA VE ÖZEL İSTİHDAM BÜROLARINA MESLEKİ ANLAMDA GEÇİCİ İŞ İLİŞKİSİ KURMA YETKİSİ VERİLMESİ HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ

disk-logo-300x300
Çalışma Ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Üçlü Danışma Kurulu Uzaktan Çalışma Teknik Komite Başkanlığı’na sunulan Konfederasyonumuzun görüşleri

Genel Yaklaşım:

Türkiye’de çalışma yaşamının çözüm bekleyen birçok sorunu bulunmaktadır. Yapısal olarak yüzde 10 bandına yerleşen işsizlik, giderek artan kadın ve genç işsizliği, kadınların işgücüne katılımın düşüklüğü ve toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri, kayıt dışı istihdam, istihdamın niteliği, iş güvencesinin kapsamın sınırlılığı ve yetersizliği, güvencesiz istihdam biçimlerinin yaygınlaşması, uzun çalışma süreleri, ağır çalışma koşulları, işçi sağlığı ve güvenliği, sendikal hak ve özgürlüklere ilişkin engel, baraj, yasak ve ihlaller bu sorunların başında gelmektedir.

Bu sorunlara acilen çözüm üretilmesi gerektiği açıktır.

Ancak, AKP iktidarının bu sorunların çözümü için önerdiği model, bu sorunları çözmek bir yana daha da ağırlaştırmaktadır. Zira “Ulusal İstihdam Stratejisi”nde somutlaşan bu model; istihdamı artırmayı ve istihdamın niteliğini geliştirmekten ziyade, çalışanları, esnek ve güvencesiz istihdam ve çalışma koşullarına mahkûm etmeye; mevcut kazanılmış hakları ortadan kaldırmaya ve sömürüyü artırmaya çalışmaktadır.

DİSK olarak, kamuoyu ile birlikte Resmi Gazete’de yayınlandığı gün inceleme şansı bulduğumuz, sendikaların görüşleri dahi alınmaksızın, tepeden inmeci bir yaklaşımla hazırlanan ve yayınlanan bu Stratejiye esastan karşı olduğumuzu vurgulamak isteriz.

Dünyanın en zengin yüzde 1’inin servetinin, dünya nüfusunun geriye kalan yüzde 99’unun servetine eşit olduğu, en zengin 62 milyarderin servetinin dünya nüfusunun en yoksul yüzde 50’sinin servetine denk geldiği, küresel kapitalizmin yarattığı eşitsizliklerin bizzat Türkiye’nin en zengin sermayedarları tarafından dahi dile getirildiği koşullarda; bu eşitsizliği daha da derinleştirecek, emekçi sınıfları yoksulluğa, güvencesizliğe, ağır ve sağlıksız çalışma koşulları ile yoğun sömürüye mahkûm edecek herhangi bir politika ya da stratejiyi kabul etmemiz olanaklı değildir.

DİSK olarak, işçilerin ve emekçilerin mevcut sorunlarının çözümü için her platformda katkı sunmaya hazırız. Ancak, bugün karşı karşıya olduğumuz Ulusal İstihdam Stratejisi’nin rengini verdiği platform, bu katkılarımızı sunma olanağımızı büyük ölçüde sınırlamaktadır. Öyle ki, bu görüşe konu oluşturan iki başlıktan birini, sayıları yüz binlerle ifade edilen, yüzde 90’ından fazlasını kadınların oluşturduğu, kayıt dışı ve ağır çalışma koşullarında yoğun hak ihlalleri ile çalışan ev eksenli çalışanlar oluştururken; diğer başlık “kiralık işçilik” uygulamasıdır. Bir tarafta yüz binlerce ev eksenli çalışan kadının sorunları, diğer tarafta milyonlarca işçiyi modern köleliğe mahkûm edecek “kiralık işçilik” uygulaması durmaktadır.

DİSK olarak, kiralık işçilik uygulaması başta olmak üzere Ulusal İstihdam Stratejisi’nde yer alan esnek ve güvencesiz istihdam ve çalışmayı artıracak her türlü düzenlemeyi reddettiğimizi ve kabul etmediğimizi; bu düzenlemelerin yaşama geçirilmesine yönelik her türlü girişime karşı “direnişçi” diyerek mücadele etmeye devam edeceğimizi vurgulamak; bununla beraber ev eksenli çalışanların sorunlarının çözümü noktasında her türlü katkıyı sunmaya hazır olduğumuzu da belirtmek isteriz.

Bu genel yaklaşım çerçevesinde:

a) Uzaktan Çalışmaya İlişkin Görüşümüz:
“Uzaktan Çalışma”ya ilişkin Teknik Komite toplantısında tarafımıza dağıtılan “yasal düzenleme” 6645 İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun tasarı metninde yer almış, bu düzenleme Üst Komisyon görüşmeleri sırasında metinden çıkarılmıştır.

Söz konusu düzenleme, “iş görme ediminin evde görülmesi” (ev eksenli çalışma) ile “iş görme ediminin teknolojik iletişim araçları ile işyeri dışında yerine getirilmesi” (tele çalışma) uzaktan çalışma başlığı altında birlikte düzenlenmektedir.

Tele çalışmanın bazı biçimleri aynı zamanda ev eksenli çalışma ile örtüşse de; bu iki konunun, gerek üretilen mal veya hizmetin niteliği, gerekse bu çerçevede çalışanların nitelik ve özellikleri ile çalışma süreç ve koşulları bakımından ayrı ayrı ele alınması ve düzenlenmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, “ev eksenli çalışma” ve “tele çalışma”ya ilişkin görüşlerimizi aşağıda ayrı ayrı sunacağız.

b) Ev Eksenli Çalışmaya İlişkin Görüşümüz
Ev eksenli çalışmanın özünü, “Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi”nin şu tespiti ortaya koymaktadır:

“Ev eksenli çalışma sosyal güvenceden ve örgütlenmeden uzakta olduğundan maliyetlerini azaltmak isteyen firmaların başvurduğu en önemli yollardan biridir. İşveren işyerinin yer kirasından, elektrik/su giderlerinden; işçilere sunulması gereken servis, sigorta, yemek, tatil, mesai ve kreş gibi temel hizmetlerden kurtulmaktadır”.[1]

Dolayısıyla, ev eksenli çalışmanın talep boyutunu, işverenlerin işgücüne ilişkin maliyetleri düşürmenin ötesinde üretime ilişkin maliyetlerden de kurtulma isteği oluşturmaktadır.

Ev eksenli çalışmanın emek arzı boyutunu ise şöyle özetlemek mümkündür:

“Aile temelli sosyal politikalar ve giderek daralan hizmetler zaten hali hazırda çocuk, hasta, yaşlı bakımını kadınların sorumluluğunda gören patriyarkal algıyı pekiştirmektedir. Bu durumun yanı sıra kadınlar mesleki eğitimlere ulaşamamakta ya da ulaşabildikleri eğitimler cinsiyetçi rolleri yeniden üreten, ücretli ve güvenceli iş bulmada herhangi bir yarar sağlamayan eğitimler olmaktadır. Bir yandan, ailelerin kadınların dışarıda çalışmalarına izin vermemesi, diğer yandan neoliberal politikaların sonucu olarak artan yoksulluk kadınları ev eksenli çalışmaya itmektedir.”[2]

Bu çerçevede ifade edecek olursak, ev eksenli çalışma, esnek ve güvencesiz bir istihdam ve çalışma biçimidir; neo-liberalizm döneminde maliyetleri asgariye karı azamiye çıkarma hedefi doğrultusunda başvurduğu yöntemlerden biri olduğu gibi; emek arzını da yeni-liberalizmin erkek egemen sistemle kesiştiği alandan devşirme olanağına sahiptir. Nitelikli istihdam olanaklarından yoksun olan, çocuk bakımı başta olmak üzere hane içi hane içi hizmetlerin tüm yükünü sırtlayan ve dolayısıyla çalışma yaşamına katılımları, hane içi çalışma ile sınırlanan kadınlar için, ev eksenli çalışma çoğu zaman bir tercihten ziyade zorunluluk niteliğini taşımaktadır.

Ev eksenli çalışanlarla ilgili yapılan çalışmalardan hareketle söyleyecek olursak:

Ev eksenli çalışma esas olarak enformel bir çalışma alanıdır. Ev eksenli çalışanların hemen hemen hepsi kayıt dışı çalışmaktadır.
Ev eksenli çalışma, çoğunlukla parça başı iş üzerinden gerçekleşmekte; ücretler yapılan iş üzerinden hesaplanmaktadır. Parça başına ödenen ücretlerin düşüklüğü, ev eksenli çalışanların uzun saatler ve yoğun biçimde çalışmasına ve ayrıca hane içindeki çocuklar ve genç kadınların da üretime katılmasına yol açmaktadır. Buna rağmen elde edilen ücret, oldukça düşük düzeyde kalmaktadır.
Parça başı çalışma ve ücretlendirme, çalışma süreleri ve mesai mevhumunu ortadan kaldırmakta; ev eksenli çalışanları en temel işçilik haklarından yoksun bırakmaktadır.
Ev eksenli çalışan kadınlar, bir yandan çalışma edimini gerçekleştirirken bir yandan da hane içi işleri yapmaya devam etmekte; çifte mesai iç içe geçmektedir.
Ev eksenli çalışma sisteminde, çoğu zaman iş sahibi (asıl işveren) ile ev eksenli çalışan arasına “aracılar” girmekte, dolayısıyla istihdam ilişkisi bu aracı üzerinden gerçekleşmektedir. Ev eksenli çalışanlar, işverenlerinden haberdar dahi olmaksızın, aracılar üzerinden çalışabilmektedir. “Aracı” sistemi, ev eksenli çalışmada “sömürüyü” artıran temel faktörlerden biridir.
Ev eksenli çalışma, işçi sağlığı ve iş güvenliği bakımından çok ağır ve ciddi sorunlara yol açmaktadır. Gerek çalışma yerinin aynı zamanda yaşam alanı olarak da kullanılan “hane” olması gerekse işverenler ve aracılar tarafından hiçbir işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemi alınmaması nedeniyle; ev eksenli çalışanlar ciddi sağlık ve güvenlik riskleri ile karşı karşıya kalmakta; bu riskler çalışmanın gerçekleştiği alan hane olduğu için başta çocuklar olmak üzere diğer aile bireylerini de olumsuz etkilemektedir. Ev eksenli çalışma aynı zamanda işçi sağlığı ve iş güvenliği teftişlerinin dışında bir alan olmayı sürdürmektedir.
Ev eksenli çalışanlar, kısmen Borçlar Kanunu’na kısmen İş Yasası’na tabi olsalar da; her iki Kanunun getirdiği hak ve güvencelerden yoksun biçimde çalıştırılmaktadır. Ücretlerin geç ve eksik ödenmesi yaygın biçimde yaşanan bir sorundur.
Yukarıda sıralanan gerçeklerden ve ev eksenli çalışmayı mümkün kılan talep ve arz koşullarından hareketle söyleyecek olursak; ev eksenli çalışma niteliği gereği, esnek ve güvencesiz bir çalışma biçimi olduğu gibi kadınları dört duvar arasında çifte mesaiye mahkûm eden ve toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin hem sonucu hem nedeni olan bir çalışma düzenidir.

Bu çerçevede, asıl yapılması gereken, talep boyutuyla, işverenlerin maliyetleri asgariye karı azamiye çıkarmayı amaçlayan, üretim süreçlerini belirsizleştiren ve kuralsızlaştıran yönelimlerine engel olunması; arz boyutuyla da, kadınların istihdama katılımının önündeki her türlü engelin kaldırılması ve nitelikli kadın istihdamının olanaklarının yaratılmasıdır. Yaygın ve erişilebilir çocuk bakım ve kreş hizmetleri, yaygın ve erişilebilir hasta ve yaşlı bakım hizmetleri, diğer hane içi sorumluluklarının mümkün olduğu ölçüde toplumsallaştırılması ve hane içi bireyler tarafından eşit paylaşımı, kadınların hem eğitim hem mesleki eğitim hem de istihdama erişiminin önündeki tüm engellerin kaldırılması, kadın istihdamının teşvik edilmesi ve kültürel engelleri kaldıracak politikalar izlenmesi, gerek ev eksenli çalışan kadınlar gerekse tüm kadınlar bakımından acil ve öncelikli ihtiyaçlardır.

Yukarıdaki ihtiyaçlara yanıt verilebilmesi için de, hakim erkek egemen yaklaşımın terk edilmesi, hane içi yükümlülüklerin kadınların “doğal” görevi olarak görülmesine son verilmesi, “üç çocuk”, “kadının kariyeri anneliktir” vb. cinsiyetçi söylem ve politikalardan vazgeçilmesi, gerek çalışma yaşamında gerek yaşamın her alanında toplumsal cinsiyet eşitliği merkezli politikaların yaşama geçirilmesi gerekmektedir.

Özetle söyleyecek olursak, DİSK olarak, ev eksenli çalışmayı yaratan koşulların ortadan kaldırılmasını, düzenli ve kurallı bir çalışma yaşamını, kadınların istihdama nitelikli, yaygın ve etkin bir biçimde katılımını; ev eksenli çalışan kadınların işyerlerinde sürekli, düzenli ve güvenceli istihdamını savunmaktayız. Sendikal çalışma ve mücadelemizi de bu temel amacın gerçekleştirilmesi yönünde sürdürmeye devam edeceğiz.

Temel yaklaşım, görüş ve talebimizi yukarıdaki çerçeve oluşturmakla birlikte; yürürlükteki mevzuatın hiçbir sınırlama olmaksızın ev eksenli çalışmaya olanak tanıdığı gerçeğinden hareketle; ev eksenli çalışan ve sayıları yüzbinlerle ifade edilen işçinin çözüm bekleyen acil, ağır ve yakıcı sorunlarını ve tarafımıza iletilen yasal düzenleme teklifini göz önünde bulundurarak; mevzuata ilişkin önerilerimizi şunlardır:

Yapılacak yasal düzenleme, ev eksenli çalışmayı yaygınlaştırmayı değil sınırlamayı ve kurallı hale getirmeyi amaçlamalıdır.
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 1996 sayılı Evde Çalışma Sözleşmesi onaylanmalı; mevzuat bu Sözleşme ile ILO’nun 184 sayılı Evde Çalışma Tavsiye Kararı çerçevesinde oluşturulmalıdır.
İşçi sağlığı ve güvenliği bakımından gerek ev eksenli çalışanlar gerekse diğer aile bireylerinin sağlık ve güvenliklerini olumsuz etkileyebilecek iş ve hizmetlerin evde görülmesi yasaklanmalıdır.
İşverenlerin halihazırda işyerlerinde görülen işleri, ev eksenli çalışmaya havale etmesini önleyecek tedbirler alınmalıdır.
Borçlar Kanunu’nun “Evde Hizmet Sözleşmesi”ni düzenleyen 461-469. maddeleri yürürlükten kaldırılmalı; ev eksenli çalışma İş Yasası içinde düzenlenmelidir.
Ev eksenli çalışmada, aracılık yasaklanmalı; işveren (iş sahibi) ile işçi arasındaki ilişki işveren veya işveren tarafından görevlendirilen ve istihdam edilen kişilerce kurulmalıdır.
“Evde Hizmet Sözleşmesi”, çeşitli Dünya örneklerinde görüldüğü üzere, üçlü yapı (devlet-işveren-işçi) çerçevesinde kurulmalı; işveren ve işçi arasında iş sözleşmesinin yazılı olarak yapılması ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bildirim ve Bakanlığın onayıyla yürürlüğe girmesi sağlanmalıdır.
Ev eksenli çalışanların, işverenin işyeri üzerinden sigortalanması sağlanmalıdır.
Bu süreç işletilmeksizin evde hizmet sözleşmesinin kurulması ve/veya ev eksenli çalışan işçinin sigortasız çalıştırılmasına ilişkin ağır yaptırımlar getirilmeli; etkin ve düzenli teftişler gerçekleştirilmelidir.
İşin yürütümü, çalışma süreleri, ücret ve diğer tüm çalışma koşulları, açık ve net bir biçimde sözleşmede belirtilmelidir. Bu sözleşmede haftalık asgari çalışma süresi açıkça belirtilmeli; ücretin asgari tutarını bu çalışma süresi oluşturmalıdır.
Ara dinlenmeleri, hafta tatili, yıllık ücretli izin, ulusal bayram ve genel tatil günleri başta olmak üzere İş Yasası’ndan doğan tüm haklar güvence altına alınmalı; İş Yasası’nın 5. maddesinin fiilen uygulanmasını sağlayacak tüm önlemler alınmalıdır.
İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası, ev eksenli çalışanlara eksiksiz uygulanmalı; ev eksenli çalışanlara ve diğer aile bireylerine yönelik özel sağlık ve güvenlik önlemleri alınmalı; bu önlemlerin uygulanıp uygulanmadığının hane içinde teftişi sağlanmalıdır.
Ev eksenli çalışanlara yaygın ve erişilebilir, çocuk, hasta ve yaşlı bakım hizmetleri sunulmalıdır.
Ev eksenli çalışanların, işverenin işçisi olarak, işyerinin faaliyet gösterdiği işkolundaki sendikalara üye olabileceği ve toplu iş sözleşmesinden yararlanabileceği açıkça düzenleme altına alınmalıdır.
Ev eksenli çalışanların, işkolu sendikaları dışında, dünya örneklerinde görüldüğü üzere, ev eksenli çalışanlar sendikaları kurabilmeleri ve bunlara üye olabilmeleri önündeki engeller kaldırılmalıdır.
Bu çerçevede, ev eksenli çalışanlara ilişkin yasal düzenleme, ev eksenli çalışanların mevcut örgütlenmeleri, işçi sendikaları, bu alanda çalışma yürüten bilim insanları ve uzmanların da katılımıyla gerçekleştirilecek kapsamlı bir çalışma sonucunda yapılmalı; orta ve uzun vadede asıl hedef ev eksenli çalışmayı mümkün kılan koşulları ortadan kaldırmak; kadınların işgücüne eşit biçimde katılımını sağlamak olmalıdır.

c) Tele Çalışmaya İlişkin Görüşümüz
Teknolojide yaşanan gelişmeler neticesinde, tele çalışma giderek yaygınlaşmakta; iletişim ve bilişim teknolojileri, hizmetler sektöründeki bazı işlerin uzaktan görülmesini mümkün kılmaktadır. Tele çalışmada, hizmetin üretildiği yer, işverenin işyeri dışında, ev ya da başka bir mekândır ve hizmet üretiminde bilgi ve iletişim teknolojileri etkin biçimde kullanılmaktadır. Özellikle bazı meslek gruplarında tele çalışma, çalışanlar tarafından da tercih edilen bir çalışma biçimi olabilmektedir. Ev eksenli çalışmanın aksine tele çalışma, hem kadın hem erkek işçilerde görülen bir istihdam ve çalışma biçimidir.

Bununla birlikte tele çalışmada da, ev eksenli çalışmada görülen bazı sorunlar yaşanabilmekte; hizmet üretim sürecinin işyeri dışına taşınmasıyla birlikte, çalışma süreleri ve ücretler başta olmak üzere temel işçilik haklarına ilişkin yoğun ihlaller yaşanabilmektedir. Öte yandan, tele çalışma, “bağımlı çalışma” ilişkisini gölgelemek ve dolayısıyla sosyal güvenlik yükümlülüklerinden kurtulmak için de işverenlerce kullanılabilmektedir. Ayrıca, çalışma faaliyetinin aynı zamanda bir sosyalleşme süreci de olduğu göz önünde bulundurulduğunda, tele çalışma kapsamında çalışanların, sosyalleşme süreçleri ve sosyal ilişkiler bakımından da sorunlarla karşı karşıya kaldığı görülmektedir.

Program tasarımı, grafik, reklamcılık, tercüme, medya, kültür-sanat, bilişim vb. iş ve hizmetlerde, tele çalışma çalışanların tercihi olabilmekle birlikte; tele çalışma olağan koşullarda işyeri düzeni içinde görülmesi gereken hizmetlerin (ör. çağrı merkezi) maliyetleri düşürmek amacıyla işyeri dışına taşındığı biçimler de alabilmekte; tele çalışma bir tercihten ziyade zorunluluğa dönüşebilmektedir.

Bu noktada tele çalışma, zorunlu bir esnek ve güvencesiz istihdam biçimi haline gelebilmektedir.

Yürürlükteki mevzuat, “tele çalışma”ya ilişkin özel bir düzenlemeye yer vermemekle birlikte; tele çalışmaya ilişkin herhangi bir engel ya da sınırlama bulunmamaktadır.

Bu çerçevede konuyla ilgili yapılacak yasal düzenleme:

Tele çalışmanın, bazı sektör ve meslek gruplarında çalışanların tercih ettiği bir çalışma biçimi olmanın ötesine geçerek bir zorunlu çalışma biçimi olmasını engellemelidir. Bu anlamda tele çalışmadaki esas, çalışanın tercihi olmalıdır.
Tele çalışmanın, sadece maliyetleri düşürmek amaçlı kullanılmasının önüne geçmelidir. Tele çalışmanın, olağan koşullarda işyeri düzeni içinde yürütülmesi gereken hizmetleri içermesi engellenmelidir.
Tele çalışma çerçevesinde istihdam edilenlerin, İş Yasası’ndaki tüm haklardan eksiksiz biçimde yararlanmasını sağlamalıdır.
Tele çalışmanın, çalışanların, psikolojik ve sosyal sağlığı başta olmak üzere, sağlıkları üzerindeki olumsuz etkileri önleyecek etkin düzenlemeler öngörmelidir.
d) Özel İstihdam Bürolarına Mesleki Anlamda Geçici İş İlişkisi Kurma Yetkisi Verilmesine İlişkin Görüşümüz
Daha önce de hem yazılı hem sözlü olarak ifade ettiğimiz ve kamuoyuna da açıkladığımız üzere Konfederasyonumuz, özel istihdam bürolarına geçici iş ilişkisi kurma yetkisi verilmesini “kiralık işçilik” olarak nitelendirmekte, işçilerin köleleştirilmesinin bir adımı olarak görmektedir. “Kiralık işçilik” uygulamasının istihdam artışı ve kayıt dışı ile mücadelede yegâne çözüm olarak sunulmasını kabul etmek mümkün değildir. Kiralık işçilik uygulaması, istihdama hiçbir katkı sağlamayacağı gibi çalışma yaşamındaki mevcut sorunları daha da derinleştirecek, güvencesizliği kural haline getirecektir. Çünkü ÖİB’nın Geçici İş İlişkisi Kurması düzenlemesinin bütün amacı formel sektörlerle ilgilidir. DİSK, “kiralık işçilik” uygulamasına şiddetle karşı çıkmaktadır.

Son olarak, Konfederasyonumuzun istihdam politikalarına ilişkin önerileri aşağıda ayrıca sıralanmıştır:

Esnek çalışma işverenlerin işçiler üzerindeki keyfiyetinin artırılmasını amaçlamaktadır. İşgücü piyasalarında var olan, düzenli gelir ve iş garantisi olmayan, güvencesiz çalışma biçimlerinin yaygınlaştırılması ile çalışma hayatının kalitesi bozulacak, sendikal örgütlülük gerileyecek, taşeron çalıştırma uygulamasında görüldüğü gibi yasaların uygulanması zorlaşacaktır. Bu eksende Güvenceli esneklik ya da esnek güvence kavramı gündeme taşınan araçlardan biri durumundadır. Özellikle kavram iş güvencesinin daha kalıcı temellere dayandığı Avrupa genelinde taraftar bulmaktadır. Dolayısı ile sorun esneklik ile güvence arasındaki ilişkinin nasıl oluştuğuna kitlenmektedir. Konfederasyonumuz kayıt dışının bu denli yaygın olduğu, iş güvencesi konusunda ILO 158 sayılı sözleşmesinde yer alan, “işçinin kapasitesine veya işin yürütümüne veya işyeri gereklerine dayalı geçerli bir son verme nedeni olmadıkça hizmet ilişkisine son verilemez” hükmünün, belirsiz süreli iş sözleşmesiyle, 30 veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde, en az altı aydır çalışıyor olmak gibi kimi şartlara bağlandığı, işçilerin 12 Eylül askeri rejiminin oluşturduğu sendikal yasaklarla örgütsüz kılındığı, hak alma kanallarının son derece kısıtlandığı koşullar altında, çalışma yaşamının sanki temel problemi esneklikmiş gibi sunulmasını, güvencenin tartışılmayıp esnekliğin sürekli gündeme taşınmasını son derece yadırgamakta ve art niyetli bulmaktadır.

Türkiye’de çalışma yaşamı zaten son derece esnek durumdadır. Dolayısı ile zaten güvencesiz bir çalışma yaşamının hâkim olduğu koşullarda esnek güvenceyi gündeme taşıyarak çözüm bulmak mümkün değildir. Yani hastalık yanlış teşhis edilmekte, buna bağlı olarak yanlış tedavi yöntemleri gündeme getirilmektedir. Bu nedenle güvencesizliğin bir sorun olarak tartışılmadığı bir tarihsel süreçte, esnekliği tartışmak işsizliğinin çözümünde de etkili olmayacaktır. Dolayısıyla Türkiye önce hem kayıt dışı maliyetlerini işçinin üzerine yıkmayacak bir kayıt dışı ile mücadele perspektifine, hem de emekçilerin örgütlenme ve güvence sorununa odaklanmaya ihtiyacı vardır.

Türkiye’de küresel rekabet ideolojisi ekseninde şekillenen ekonomi ve istihdam politikaları ile çalışma hayatı işçiler için adeta bir cehenneme dönüştürülmektedir. Bir yandan işgücüne katılım oranlarını yükseltirken, öte yandan işsizlik verileri ile mücadele etmenin yegâne yolu, gelir kaybına yol açmaksızın haftalık çalışma sürelerini azaltmaktan geçmektedir.

Bu süreçte kadınları esnek çalıştırma biçimleri ile güvencesiz ve kuralsızlık zemininde, mümkünse ev içi üretim ile çalışma hayatına katmak, nitelikli işler de ise işsizlik bariyerleri ile çalışma hayatının dışında tutmak bir eğilim olarak görülmektedir. Böyle bir süreçte kadınlar “daha çok çocuk yapsın” diye çeşitli düzenlemeleri gündeme getirmek doğru değildir. Haklar ve güvenceler “çocuk” tartışmasının dışında genişletilmelidir. Kadınların çalışma hayatına katılımın sağlanması ve çalışma hayatında kalmalarının güvence altına alınması için iş güvencesine ve bakım hizmetlerinin kamusal bir sorumlulukla ele alınmasına ihtiyaç vardır.

Bu amaçla;

İşgücü piyasalarında var olan düzensiz ve gelir garantisi olmayan, geçici, kuralsız ve güvencesiz çalışma biçimlerinin önüne geçilmeli, işçi ile işyeri arasındaki ilişkinin sürekliliğini hedefleyen, güvenceli, sosyal güvenlik hakkının garanti altına alan kurallı çalışma biçimleri yaygınlaştırılmalıdır.
İşsizliğin istatistik yöntemlerle görünmez kılınmasına izin verilmemeli, işsizlikle mücadele işsizlik rakamları ile mücadeleye dönüşmemelidir. Bu anlamda esneklik, özel istihdam büroları yoluyla “ne iş olsa yaparım” başlığı altında yeni bir istihdam biçiminin yaratılmasına ve işsizlikle mücadeleyi bu tip bir çaresiz istihdam biçiminin yaygınlaştırılmasına indirgenmesine izin verilmemelidir.
Özel istihdam büroları kapatılarak, iş bulma ve yerleştirme faaliyetlerinde İŞKUR’un daha etkin ve işlevsel bir hale getirilmesi sağlanmalıdır.
İşsizlik Fonu sadece işsizlerin ihtiyaçları için kullanılmalı, işsizlerinin tümünün faydalanacağı şekilde yapılandırılmalıdır. Fondan amacı dışında kullanılan ve kullandırılan tutar fona iade edilmeli ve fonun idaresi emek örgütlerinin denetimine verilmelidir.
Haftalık çalışma süresi gelir kaybı yaşanmaksızın 37,5 saate, fazla mesailer için uygulanan yıllık 270 saat sınırı, 90 saate düşürülmelidir.
Yıllık ücretli izin hakkı Avrupa Sosyal Şartı’na konulan çekince kaldırılarak AB standartlarına uygun bir biçimde en az 20 işgünü olarak tanınmalıdır.
Herkes için iş güvencesi ayrımsız bir biçimde uygulanmalıdır.
Sendikal hak ve özgürlükler güvence altına alınmalı, sendikal barajlar, kaldırılmalı, herkesin sendika hakkını özgürce kullanabilmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır
Kamu girişimciliği ve hizmetleri istihdam yaratacak şekilde yeniden ele alınmalıdır
Kamuda personel açığı derhal kapatılmalıdır.
Taşeronlaşma ve kayıt dışı istihdam engellenmelidir
Kadın istihdamının artırılması ve işsizliğinin azaltılması için işgücü piyasalarındaki cinsiyetçi uygulamalara son verilmeli, ev içi bakım hizmetleri devletin gereken nitelikli, yaygın ve ücretsiz bakım hizmetlerini sağlaması ile kadının üzerinden alınmalıdır. Kadın erkek ayrımı yapmaksızın 50 çalışanın üstündeki her iş yerinde kreş açılmalı, devlet kreşlerinin çocuklar için yaş sınırı olmadan, ücretsiz ve 7/24 açık olmalı, yaşlı ve hastalar için, yine ücretsiz, 7/24 açık, çalışanlarının yarısı erkek olan bakım evleri açılmalıdır

Bir cevap yazın