Körfez savaşı işçilerin kazanımlarını yok etmişti.

Sendikamızın eski Genel Başkanı Mehmet Turp’ un Evrensel Gazetesinden Fırat Turgut ile yaptığı ve 04 Mart’da yayınlanan röportajı:
rth

Bir tarafta Bölge illerine yönelik operasyonlar, çatışmalar, sivil ölümleri… Diğer tarafta kıdem tazminatı, ek zam talebi, kiralık işçi büroları… Biri bir savaş ortamı, diğeri bir sınıfın hak talepleri… Ne ilgisi olabilir ki birbiriyle?

“Çok ilgisi var” diyor Mehmet Turp “İlgisini tek cümleyle söylersek, Körfez savaşıyla birlikte, 89 Bahar Eylemleri’nde aldığımız haklar elimizden alındı.”

‘VAKTİ ZAMANINDA HAKLARIMIZ VARDI’

İşçilik hayatı 12 Eylül sonrası başlayan Mehmet Turp, 89 Bahar Eylemleri’nin öncü işçilerinden. O zamanlar Topkapı’da bulunan Whyte İlaç Fabrikası’nda çalışıyor. “Fabrikaya girdiğim günden itibaren işçilerde şöyle bir algı vardı” diyor: “Bizim 12 Eylül’den önce birçok hakkımız vardı. 6 ikramiyemiz vardı. Sendikal haklarımız, özgürlüklerimiz vardı. Kıdem tazminatının tavanı yoktu. İşten ayrıldığımız zaman çok yüksek kıdem tazminatı alıyorduk. Grev hakkımız vardı. Bütün bunları 12 Eylül ortadan kaldırdı.”
Ve 12 Eylül sonrası, eskiyi arayan, eski haklarını tekrar almak isteyen bir işçi sınıfının olduğunu anlatıyor: “O dönemlerde fabrikada çalışırken 89 Bahar Eylemleri gelişti. Bunun temel hedefi işçi sınıfının kaybettiği hakların geri alınmasıydı. Yani 12 Eylül öncesi var olan hakların tekrar kazanılması için yapılan bir başkaldırıydı.”

EN UFAK HAKSIZLIĞA BİLE TEPKİ VARDI

“Sadece bir disiplin kurulu maddesiydi” diyor Mehmet Turp ve devam ediyor: “Bayer İlaç Fabrikası’nda, işçinin suçlu görülmesi halinde işten atılma ihtimali söz konusu olduğunda sendika temsilcilerinin ya da sendikanın görüşü alınmadan atılamaz. Bu maddenin kabul edilmesi için 53 gün grev yaptı Bayer işçisi.”
En ufak bir haksızlıkta bile, sınıfın tepkisini ortaya koyduğu o dönemde ciddi kazanımların elde edildiğini söylüyor. “Ücretlerden, sendikal örgütlülüğe, fabrika yönetiminde söz sahibi olunmasından yemeklerin düzeltilmesine kadar… 4 ikramiyeyi 6’ya çıkartamadılar ama giyim, yakacak, çocuk yardımlarında yaşanan ciddi artışlarla 6 ikramiye düzeyinde düzenlemelere gidildi. Bu hem kamuda hem özel sektörde oldu” diye anlatıyor.

“Çok iyi hatırlıyorum” dediği bir olaydan, fabrikalarında imzalanan toplusözleşmeden bahsediyor: “Bizim yaptığımız toplusözleşmeyi Günaydın gazetesi manşetinden ‘İşçiler şu kadar ücret aldı’ diye verdi. Fabrika müdürü bizi çağırıp ‘Bundan sonra paralarınızı bankaya yatıracağız’ dedi. Çok büyük paralar değildi ama böyle bir kazanım kamuoyunda ciddi bir etki yaratmıştı. Ve diğer işletmelere de örnek olmuştu.”

KÖRFEZ KRİZİ FABRİKALARA YANSIDI

Sınıf hareketinin bu denli yükseldiği, ciddi kazanımların elde edildiği bir dönemde başladı Körfez krizi. ABD öncülüğünde İngiltere, Fransa, Suudi Arabistan, Mısır ve Suriye’nin de aralarında olduğu 40 ülkenin yer aldığı koalisyon güçleri Irak’a karşı askeri harekat düzenledi. Türkiye fiilen bu harekatın içinde yer almasa da Bush yönetiminin kararını destekleyerek, Irak’a karşı saldırı amacıyla hava sahasının ve İncirlik Üssü’nün kullanılmasına izin verdi. İşçi ve emekçilere yönelik saldırılar da bu dönemde yoğunlaştı.
Turp, o zaman iktidarda olan Özal’ın hem ‘Bir koyup üç alacağız’ gibi söylemlerinin hem de savaşın fabrikalarda tartışıldığını hatırlatıyor: “Bir Saddam Hüseyin canavarı yarattılar. Biz de fabrikada bunları tartışmaya başladık. Birçok işçi arkadaş ‘Siz Saddam’ın bu rejimini destekliyor musunuz? Niye bu rejime müdahale edilmesine karşı çıkıyorsunuz?’ diye sorup bize karşı çıkıyordu. ‘Kazançlı çıkacağız, oradaki petrolü almak bizim de hakkımız, zaten Musul ve Kerkük daha önce bizimdi’ diyorlardı.”

Körfez harekatı başladıktan iki gün sonra Petrol-İş Sendikası olarak Whyte İlaç Fabrikası’nda bir toplantı yaptıklarını anlatıyor: “Bu savaşın haksız olduğunu, bu emperyalist savaşı asla desteklemediğimizi, bu savaşın bahane edilerek bizim toplusözleşmemize, haklarımıza müdahale edileceğini anlattık. Genel toplantının arkasından 12 kişilik komiteyle bir toplantı yaptık. Komitede de savaşa karşı çıkmalıyız ve savaş politikalarına hayır demeleri için sendikalarımızı zorlamalıyız dedik. Çok ciddi bir çalışma yürüttük fabrikada. Biz o dönem işyeri komitemizle bölgedeki fabrikalara gittik, tartıştık, arkadaşlara anlattık. Ve Petrol-İş Sendikası o zaman Taksim’de Körfez savaşına hayır eylemi yaptı. Bu önemli bir şeydi. Hatta polis saldırdı, bizi gözaltına almaya çalıştı. Sonrasında ise ‘89 Bahar Eylemlerinde elde edilen kazanımlara saldırılar söz edilmeye, medyada yazılıp çizilmeye başlanınca işçilerin sendikaya güveni geldi. Bu kez bize ‘Siz nereden biliyordunuz’ diye sorularla geldiler.”

SAVAŞLA BİRLİKTE SALDIRILAR BAŞLADI

Mehmet Turp, Körfez savaşı döneminde fabrikalarda yürüttükleri bu tartışmaların işçileri aydınlattığını ancak o dönemde işçi haklarına yönelik saldırıların arttığını söylüyor ve tensikat örneğini vererek başlıyor yaşanan hak kayıplarına: “Bir fabrikada işveren tensikata (kadro düzenlemeleri) gidebiliyor. Bu toplusözleşmede de iş kanununda da var. ‘Daralma ihtiyacı duydum’ diyerek önce emekliliği gelenlerden, işe yeni girenlerden başlayarak işçileri işten çıkarıyor. Tensikata dayanarak işten atmalar başladı. Ancak bu durumu da fırsata çevirerek ülke çapında, Bahar Eylemleri’nde verilen mücadelelere öncülük eden 200 bin işçiyi işten çıkardılar. Hemen her fabrikadan öncü işçileri işten attılar. İşte bunu Körfez savaşı bahanesiyle yaptılar. ‘Türkiye’de bir savaş durumu var, ekonomi zorda, kriz var’ dediler.”

SÖZLEŞMELERE MÜDAHALE

İşten atılmayan işçiler için de ‘işten atmanın’ sürekli bir tehdit olarak kullanıldığını ifade ediyor Turp: “Toplusözleşmelere müdahale ettiler. Kanunlarla müdahale etmediler ama her işyerinde ‘Savaşın ne getireceği belli değil, işten çıkarırız’ diye baskılayarak süreci fırsata çevirdi patronlar. Örgütlü fabrikalar bunu püskürttü ama etkili oldukları yerler de oldu. İşyeri örgütlülüğü olan, komiteleri olan sendikalı olan işçiler ortak hareket ederek sokaklara çıktılar. Ama yapamayanlar da oldu.”

GREVLER YASAKLANDI

Körfez savaşının tek etkisi işten atma ya da sözleşmelere müdahaleyle sınırlı kalmadı. Hak talep eden ve bunun için greve giden işçilerin grevleri yasaklandı. Turp şöyle aktarıyor: “Körfez krizi döneminde onlarca işyeri için alınan grev kararları milli güvenlik gerekçesiyle 60 gün ertelendi. Bunun bir örneği Zonguldak maden işçilerinin grevidir.”

ÜCRETTE AZALMA VE SENDİKASIZLAŞTIRMA

Emek cephesinde dönük saldırılar işçi ücretlerini ve sendikalaşmayı da etkiledi. “Daha önceki krizlerde olduğu gibi ücretleri yüzde 30 aşağı çekeceğiz demediler ama şöyle bir şey yaptılar diyor Turp: “Körfez savaşından sonra sürekli fabrikalarda taşeronlaştırma başladı. Yemekhaneler, güvenlik, depo sevkiyat bölümleri… Bizim fabrikada taşıma işini yapanlar sendikaya bağlıydı. Kapıdaki güvenlik görevlileri sendikanın üyeleriydi. Yemekhanedekiler sendikanın üyeleriydi. Yemekhaneyi yapamadılar ama güvenliğe müdahale ettiler. Direkt sendika dışı kaldı. Ve ücretlerine karışamadık ondan sonra. Sevkiyat bölümünü taşerona verdiler. Orası da sendika kapsamından çıktı. Birçok yerde eski işçileri atıp daha düşük ücrete yeni işçiler aldılar. O yıllardan sonra sürekli sendikal örgütlülüğe müdahale ettiler aslında. Birçok fabrikada sendikanın yetkisini düşürdüler.”

“Yani” diyor Mehmet Turp: “Körfez savaşı 89 Bahar Eylemleri’nin bütün kazanımlarını yok eden bir olay oldu.”

SINIF SENDİKACILIĞI ÖNEMLİ BİR YER TUTUYOR

Yaşanan bir savaş durumunda fabrikalarda yürütülen tartışmalarda sendikaların önemli bir pozisyonda olduğunu ifade eden Mehmet Turp şunları söylüyor: “Mesela biz akşamları 30-40 işçiyle ülkenin gündemine dair, bizim nasıl müdahale edeceğimize dair tartışmalar yapardık. Biz fabrikada Körfez krizini ve bize yansımalarını çok iyi anlattık. Biz sendika temsilcileriydik. Bir de fabrikamızda 12 bölümden 12 kişinin oluşturduğu işyeri komitesi vardı. Biz de işyeri komitesi de seçimle geldik. Biz komiteyi toplantıya çağırarak anlatıyorduk. Onlar da işçilere anlatıyordu. Biz de her kısmın toplantısına katılıyorduk. Ayrıca şube başkanını da çağırıyorduk. Sendikanın yayınlarında da savaşın getireceği sonuçlara yer verdik. Bu şekilde ikna olmayan arkadaşları da çabuk ikna ettik. Bu gibi tartışmalarda sınıf sendikacılığı önemli bir yer tutuyor.”

‘İŞÇİLER KENDİ HAKLARI İÇİN BARIŞI SAVUNMALI’

Mehmet Turp geçmişte yaşananların unutulmaması gerektiğini söylüyor. Bölgedeki operasyonlara, ölümlere değinen Turp “Geçmişte olduğu gibi bugün de bu savaşın bedelini işçi öder” diyor ve şöyle devam ediyor: “Bugün orada bir savaş yaşanıyorsa bunun bir maliyeti var. Binlerce polis asker gidiyor. Mermisi, topu tankı milyarlarca para ediyor. Bu paralar nereden gidiyor? İşçi sınıfının cebinden çıkıyor. Yani işçiye emekçiye yaşam kalitelerini arttırması için verilmesi gereken bu paralar bugün egemenlerin politikaları uğruna harcanıyor. Ya da ‘Savaş var, ülke zor durumda çalışın’ diyerek koşulları zorlaştırıyorlar. Bir diğer nokta işçi haklarına dönük saldırılar. Bugün tamamıyla bir simsarlık olan kiralık işçi büroları, ek zam talepleri ve en geri sendikalar tarafından bile kırmızı çizgi şeklinde ifade edilen işçilerin tamamının güvence olarak gördüğü kıdem tazminatının fona devredilmesi tartışılıyor. Baktığımız zaman asıl vatan hainliği emek cephesine dönük bu saldırılardır. Ve Bölgedeki savaş sürerken işçiyi fabrikalarda bölüyorlar. Böylece bu saldırılara karşı hak arama mücadelelerini engelliyorlar. Kendi hakları için, işçilerin, emekçilerin, sendikaların, bu savaşa karşı barışı ve kardeşliği savunması gerekiyor. Çünkü bir ülkede bir savaş sürerken işçilerin ve sendikaların hak alması mümkün değil.”

Bir cevap yazın