BİLECİK DE 1 MAYIS COŞKUYLA KUTLANDI

Sendikamız Bilecik İl Temsilciliği ve Petrol İş işyeri temsilciliğinin birlikte düzenlediği 1 Mayıs kutlamasına Bilecikli emekçiler yoğun ilgi gösterdi. Yol iş sendikası üyeleri ve CHP üyelerininde katıldığı miting için saat 12 de toplanan işçiler “sendikalı ol, güçlü ol” ve “iş,ekmek,barış,özgürlük” pankartı ile yürüyüşlerini gerçekleştirdi. halayların çekildiği kutlamaya Camiş Madencilik ve Pamukova Betra daki üyelerimiz tam kadro katıldı. Genel sekreterimizin mitingde yaptığı konuşmanın tam metni şöyle;

Merhaba işçi kardeşlerim, merhaba emekçi kardeşlerim, merhaba emeğin dostları, merhaba dünyanın en onurlu, dünyanın en namuslu sınıfı, işçi sınıfı merhaba. Selam olsun emeği ile geçinen, alın teriyle geçimini sağlayan, çeliğe su veren, toprağa şekil veren, hayata hayat katan, her şeyi üreten işçi sınıfına. Bilecik den Eskişehir’e, İstanbul’a, Mersin’e, İzmir’e, Diyarbakır’a, bugün meydanları dolduran Türkiye işçi sınıfına selam olsun. Londra da, Paris de, dünyanın her tarafında meydanları dolduran, bütün dünya işçileri kardeşimizdir diye haykıran işçi sınıfına bin selam olsun.

Evet bugün dünya işçi sınıfının bayramını kutluyoruz. Ama burada biraz buruk kutluyoruz,  on binlerce işçinin emekçinin yaşadığı bir sanayi kenti olan Bilecik 1 Mayıs’ına daha kalabalık bir miting daha çok yakışırdı. İsterdik ki bugün bu alana sığmayalım. İsterdik ki böyle bir günde konfederasyon ayrımı yapılmasın ve bütün sendikalarımız burada olsun. İsterdik ki 1 Mayıs işçi bayramında hiçbir işçi zorunlu mesailerde çalıştırılmasın. İşçi bayramında maalesef işçilerimizin büyük çoğunluğu fabrikalarda çalışıyor. İsterdik ki 1 Mayıs da çalışmak yasaklansın ve bayram daha bir bayram gibi kutlansın. İsterdik ki memur sendikalarımız da burada olsun ve iş güvencelerini ortadan kaldıracak yasal düzenlemelere itirazını göstersin. İsterdik ki üretici köylülerimiz, öğrencilerimiz, esnafımız, tüm emekçiler bu meydanlara sığmasın taşsın ve işte o zaman bütün hayat bir bayram olsun. Ama şuna yürekten inanıyoruz ki o günler çok uzakta değil. Gelecek yıl bunu hep birlikte başaracağımızı umuyorum.

Evet işçi kardeşlerim o kadar çok sorunumuz var ki, saymakla bitmez. Bunları konuşmadan, taleplerimizi yüksek sesle hep birlikte haykırmadan 1 Mayısın hakkını vermek de mümkün değil. Bunların en başında tabi ki ücretler geliyor. Türkiye de resmi kayıtlara göre 16 milyon işçi var, 10 milyonun üzerinde de kayıt dışı çalışan olduğu tahmin ediliyor. Kayıtlı işçilerin büyük çoğunluğu asgari ücretle çalışıyor. Geri kalanlarda asgari ücretin bir tık üzerinde maaşlarla geçinmeye çalışıyor. Sadece ortalama bir ev kirasının 1000 lira olduğu yerde vatandaşın 1600 lirayla geçinmesini istiyorlar. Asgari ücrete ne zaman 3 kuruş zam yapılsa hemen arkasından her şeye 6 kuruş zam yapılıyor. Maaş zamlarından sonra yaşamımızda bir iyileşme olması gerekirken, alım gücümüz düşüyor, daha çok yoksullaşıyoruz. Evde en az iki kişi çalışmazsa, fazla mesailer olmasa aç kalacağız neredeyse. Kayıt dışı çalışanlar daha kötü durumda ve çoğu asgari ücretin altında maaşlarla çalışıyor. Bilecik de geçtiğimiz yıl yaptığımız bir ankette, siz işçilere asgari ücret ne kadar olmalı diye sormuştuk. Sizlerden gelen cevaplara göre bir kişi için en az 2500 lira bir ailenin geçinmesi için 5000 lira lazım cevabını aldık. Bu ülkede 1600 lira açlık sınırıdır. Sürekli açlık sınırında yaşamamızı istiyorlar. Bahaneler ise hep aynı; maliyetler artar, patronların rekabet gücü azalır, yoksa işçi çıkarmak zorunda kalırlar. Hep aynı hikaye. Hani ekonomi sürekli büyüyordu. Sanayi bakanlığının kendi verilerine göre şirketlerin kar oranları her yıl katlandığı doğru. İşçinin cebine giren hep azalırken patronların cebi sürekli şişiyor. Bunları söyleyince siz servet düşmanı mısınız diyorlar. Biz sadece insanca çalışmak ve insanca yaşamak istiyoruz. Hakkımız olanı, payımız olanı istiyoruz. İstiyoruz derken, “hak verilmez alınır” çok iyi biliyoruz.

Gençlerimiz için iş istiyoruz, bugün ki hükümet de kendisinden öncekiler gibi, iktidara gelirken işsizliği bitireceğini vaat etmişti. Bırakın bitirmeyi işsiz sayısı her geçen gün artıyor. Hem de çoğu diplomalı işsizler. Bin bir güçlükle okuttuğumuz çocuklarımız ümitsiz bir şekilde boş geziyor. Hal böyleyken işsizlik fonunda biriken paralarımız, teşvik adı altında büyük patronlara aktarılıyor. İşçi alın sigortasını devlet ödeyecek, maaşını devlet ödeyecek dediler. İşsizlik azalacağına daha da arttı. Patronlar bunu suistimal ediyor. Bir yandan işçi alıp bir yandan eski işçileri işten atıyorlar. Vatandaşın parasını bunlara aktaracağınıza denetimleri arttırın. Keyfi olarak işten çıkarmayı yasaklayın. Hele ki sendikalaştığı için, hakkını aradığı için işçileri işten atanlara ağır cezalar getirin. Sendikalaşmanın önündeki engelleri, barajları kaldırın bakın o zaman işsizlik azalıyor mu, artıyor mu?

Yeni fabrikalar açacağınıza var olanları satıyorlar. Şeker fabrikalarını satarak mı bitireceksiniz işsizliği. Fabrikalar olmazsa, üretim olmazsa, işçinin emeğine saygı olmazsa siz istediğiniz kadar teşvik verin işsizliği azaltamazsınız. Özelleştirince güzelleşmiyor bu güzelim memleket. Gelin bir çılgın proje daha yapın ve yeni fabrikalar açın ama satmayın istiyoruz.

Bir diğer önemli konu iş cinayetleridir. Değerli işçi kardeşlerim biz bunlara boşuna mı, iş kazası değil de iş cinayeti diyoruz peki? Her yıl iki binden fazla işçi işyerinde hayatını kaybediyor, binlerce işçi sakat kalıyor. Yine binlerce işçi meslek hastalıklarından dolayı ilerleyen yıllarda erken yaşta hayata veda ediyor. Bunların neredeyse hepsi önlenebilir kazalar ama maliyetleri yükseltir diye gerekli önlemler alınmıyor. Hatırlarsınız gazetelerin İstanbul da asansör faciası diye verdikleri bir haber vardı. İşçiler defalarca uyardığı halde, değişmesi gereken küçük bir vida yüzünden on işçimiz feci şekilde can verdi. O davanın sonucu ne oldu biliyor musunuz? Diğer tüm davalar gibi Para cezasıyla geçiştirildi. Soma da, Ermenek de, Şirvan da maden ocaklarında ölenlerin hepsi bugün yaşıyor olabilirdi. O kadar yuva yıkılmayabilirdi. Patronlar sadece birazcık karlarından feragat etselerdi biz de bu olanlara cinayet demeyecektik. Bu kader değil fıtrat değil, sadece gözü dönmüş kar hırsının bir sonucudur. İstatistiklere bakınca iş kazalarının yüzde doksanının sendikasız işyerlerinde yaşandığını görüyoruz. İşte sendikalı olun güçlü olun dememizin bir nedeni de budur.

Bakınız yalnızca işçiler değil, Bilecik de her vatandaş risk altındadır. Mermer ocaklarının, seramik fabrikalarının tozunu çoluk çocuk hepimiz soluyoruz. Türkiye de nefes darlığı hastalıklarının, koah hastalığının, ve bu tozlara bağlı kanser hastalıklarının en çok olduğu illerden biridir Bilecik. İşçilerin hayatı, vatandaşın hayatı patronların insafına bırakılamaz. Ülkeyi yönetenlerin bu konuda acilen bir şeyler yapması, önlem alması gerekiyor. Havamızı, suyumuzu, doğamızı kirletiyor, geleceğimizi kirletiyor bu kapitalist zihniyet.

Köle değil işçiyiz, Sendikayla güçlüyüz.

Ülkemizde sendikalı işçilerin oranı sadece %10 dur. İşçilerin %90 ı sendikasız, güvencesiz ve sosyal hakları olmadan çalıştığı için işçilerin sözü de geçmiyor. Ama patronlar örgütlü, işçi hakları söz konusu oldu mu birlikte hareket ediyorlar. Yasaları da kuralları da sadece onlar belirliyor. Yıllardır işçinin emekçinin kıdem tazminatı hakkına göz dikmişler. Fona devredilsin, tıpkı işsizlik fonu gibi oradan kendilerine teşvikler aktarılsın, işçi de emekli olmadan bir kuruş alamasın istiyorlar. Emeklilik yaşını 65 e çıkardılar, emekli maaşlarını düşürdüler yine doymadılar. Şimdi 68 yaşına yükseltmeyi konuşmaya başladılar. El insaf. Hangi fabrika 60-65 yaşında işçi çalıştırır. Mezarda emekli olmak istemiyorsak bunun içinde mücadele etmemiz gerekiyor. Emeklilik yaşı kesinlikle düşürülmelidir. Önümüzdeki dönemin en önemli taleplerinden biri de budur. Ayrıca cam, çimento ve petro kimya iş kollarında çok tehlikeli işler sınıfında yer alan işlerde çalışanların daha erken emekli olabilmesi için çıkarılan bir yasa var. Ama bu yasayı uygulayan da maalesef yok. Çünkü uygulamamanın cezası yok. Bakınız 150 kadın işçinin çalıştığı iş yerlerinde kreş zorunluluğu vardır. Bunu uygulayan fabrika var mı. Yok. Neden? Çünkü cezası sadece bir bürüt asgari ücret. Yani 2 bin lira. Uygulamamak daha karlı çünkü. Kadın işçilere sesleniyorum, bu haklarınız talep etmezseniz, bunları almak için mücadele etmezseniz, bir süre sonra bu hakları da elinizden alırlar. Kadının olmadığı yerde mücadele de olmaz, başarı da olmaz. Mücadele olmazsa da kadın özgür olamaz. Kadın işçilerimizi ön saflarda görmek istiyor ve sendikalı olun diyoruz.

Bir diğer konu adaletsiz vergi sistemidir. Vergi gelirlerinin %80 ini işçiler emekçiler öderken milli gelirden aldığı pay %20 dir. Patronlar ise doğru düzgün vergi ödemezken milli gelirin %80 ine sahip oluyor. Yıl içinde çalışanların bürüt kazancı arttıkça vergi dilimi de artarken, patronun kazancı ne kadar artarsa artsın vergi oranı hep aynı. Elinizi biraz vicdanınıza koyun. Hak mıdır, Allahtan reva mıdır.

Bir önceki seçimlerde Taşerona kadro sözü verdiler ama görüyoruz ki bu da kocaman bir aldatmacaymış. Kadro beklerken on binlerce işçi işsiz kaldı. Kadro alanlar ise şaşkın durumda. Maaşta artış yok, ikramiye yok, hiçbir iş güvencesi yok ama adı kadro. İşçinin aklıyla alay ediyorlar. Bu da yetmedi Kiralık işçilik diye bir yasa çıkardılar. Biz adına kölelik yasası dedik. Bu yasaya göre, istihdam büroları dedikleri yere kaydolacak işçiler, iş yoğunluğuna göre 3 ay bir fabrikada, 2 ay başka bir fabrikada çalıştırılacaklar. İş olmadığı zaman evde oturup telefon bekleyecekler, Maaş yok, sigorta yok, kıdem tazminatı yok, emekli olmanın hayalini bile kurmak yok. İş yerin, adresin belli değil. Bunun adı kölelik değil de nedir arkadaşlar. Bir kırbacı eksik.

İş ekmek yoksa, Barışta yok.

Eğer doğru düzgün iş yoksa, eve doğru düzgün ekmek götüremiyorsak, sürekli işten atılma korkusuyla yaşıyorsak, fazla mesailerden insan gibi yaşamaya vakit kalmıyorsa, iş yerinde insan yerine konmuyor, saygı görmüyorsak, kimse kusura bakmasın. İş ekmek yoksa barış da yok. Bu sloganı daha çok duyacaksınız. Bizler fabrikaların çalışmasını, üretimin olmasını ve ülkemizin kalkınmasını elbette istiyoruz. Ama haklarımızı da istiyoruz. Eşit ve adil bir paylaşımla işçilerin de kalkınmasını istiyoruz. Bizim barıştan anladığımız budur.

Yalnızca bu değil elbette, “yurtta barış, dünyada barış” da istiyoruz. Kürdü ile Türkü ile, Lazı ile Çerkezi ile kardeşçe, barış içinde yaşamak istiyoruz. Emperyalist ülkelerin oyunlarını bozacak şekilde komşu ülkelerle iyi ilişkiler istiyoruz. Tabi ki her türlü terörü lanetliyor ve kınıyoruz. Ama her barış diyene, her analar ağlamasın, artık gençlerimiz ölmesin diyene vatan haini damgası vurulmasını da doğru bulmuyoruz. Bakınız şu an aramızda olan Betra işçileri canlı tanığıdır. Geçtiğimiz ay Sakarya Pamukova da ücretlerine zam istedikleri için fabrika içinde iş durduran işçilerimize, memlekette OHAL var, terör var bu yaptığınız hainliktir dendi. Ve uzun yıllar çalışan işçilerin tamamı tazminatsız işten atıldı. Sendikacılar, akademisyenler, siyasetçiler, gazeteciler cezaevlerine dolduruluyor. OHAL bahanesiyle işçi grevleri yasaklanıyor. Bunu biz söylemiyoruz, memleketi yönetenler defalarca kendileri bunu dili getirdiler. Peki siz işçinin grev hakkını elinden alırsanız, sendika hakkını elinden alırsanız, bu işçi ne yapacak o zaman. Hakkını nasıl arayacak. Eskiden mahkemeye git diyorlardı şimdi diyorlar ki; mahkemelerin iş yükü çok fazla git arabulucuya başvur, hakkın olanın yarısını ya da üçte birini al, yat kalk dua et. Yoksa yıllarca mahkeme kapılarında sürünürsün. Patronlar için tam bir cennet. Adamı tazminatsız işten at, işsizlik parası almasını da engelle, elini kolunu bağla sonra üç kuruşa razı et. Bunun adı en hafif deyimiyle ölümü gösterip hastalığa razı etmektir. Bu acımasızlıktır, adaletsizliktir, bunun adı emek sömürüsüdür. Biraz da işçilerden yana olun, biraz da işçilerin sesine kulak verin. Oralara işçilerden aldığınız oylarla geldiğinizi unutmayın.

Hak Hukuk Adalet

OHAL’ in bir an önce kaldırılmasını ve normalleşmenin sağlanmasını talep ediyoruz. Çünkü sadece darbecilere karşı kullanılacağı söylenen OHAL başta işçiler olmak üzere toplumun her kesimini olumsuz etkiliyor. Bu güvensizlik ortamının ekonomiyi de olumsuz etkilediğini herkes görüyor. Önümüzde seçimler var, kim kazanırsa kazansın, kazanan Türkiye olsun istiyoruz. Kazanan demokrasi olsun, insan hakları olsun, işçiler emekçiler olsun istiyoruz. İnsanlarımızı bölecek, kutuplaştıracak, düşmanlaştıracak değil, birleştirecek, huzur getirecek bir seçim olmasını istiyoruz. Güzel günler yaşamak istiyoruz. Ama şunu da biliyoruz; güzel günler bize gelmez biz güzel günlere yürümedikçe. Evet yürüyeceğiz ve asla vazgeçmeyeceğiz. İşimiz, aşımız, geleceğimiz için, hukukun ve özgürlüklerin üstün olduğu demokratik bir Türkiye için. Sömürünün ve savaşların olmadığı bir dünya için hiç durmadan, yorulmadan usanmadan yürüyeceğiz.  Haksızlık olduğu sürece mücadelemizde sürecek her yerde. Miting tertip komitemiz adına hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Sabrınızdan dolayı teşekkür ediyorum.

Yaşasın 1 Mayıs, Yaşasın İşçilerin Birliği.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.