Eyl 12

YETER ARTIK! YAPTIKLARINIZ CİNAYETTİR. ÖLÜMLERİ DURDURUN, SİLAHLARI SUSTURUN!

2460

taseron-iscilere-mujde
Sendika Genel Merkezimiz son dönemde yaşananlarla ilgili görüşlerini basına açıkladı;

Hatay’da Antakya-Reyhanlı yolu üzerinde tarım işçisi taşıyan minibüsün şarampole yuvarlanması sonucu 6 işçi hayatını kaybederken, 25 işçi yaralandı. Gün geçmiyor ki bir iş cinayeti haberi gelmesin. İş cinayetlerinde Avrupa birincisiyiz. 2015’ in ilk sekiz ayında 1138 işçi hayatını kaybetti. İşçilerin hayatı kamyon kasalarına sıkışmış ve tamamıyla patronların insafına terk edilmiş durumda. Memleketi yönetenler ise başsağlığı mesajlarıyla işi geçiştirmekle yetiniyorlar. Gerekli önlemleri almak bir yana dursun ülkeyi bir çatışma ve kaos ortamına sokarak bu iş cinayetlerine yeni ölümler, yeni linçler ekliyorlar. Seçimlerden hemen sonra hiçte özlemediğimiz çatışmalı bir süreç başladı ve onlarca insanımızı kaybettik. Üstelik bunların içinde küçücük çocuklarda var.

Ülkemiz bu iç çatışmadan bu güne kadar çok çekti. Çözüm süreciyle birlikte hepimiz rahat bir nefes almıştık. En azından artık kardeşkanı dökülmüyor ve ölüm haberleri almıyorduk. Ama ne olduysa seçimlerden sonra kan ve gözyaşı geri döndü. Seçim sonuçları birilerini mutsuz etmiş olacak ki şimdi 1 Kasım’ da yeniden seçim yapılacak. Anlaşılıyor ki yeni seçimde farklı sonuçlar almak isteyenler çözüm sürecini sona erdirdi. Her gün şehit cenazeleri gelmeye başladı, her gün vatandaşlarımız ölmeye başladı, çocuklar ölmeye başladı, linç girişimleri başladı. Kardeş kavgası yeniden başladı. Ekonomi bozulmaya, işçi hakları geriye gitmeye başladı. Demokratik haklar kullanılamaz hale geldi. Toplum terörize edilerek sokağa çıkmaya tereddüt eder hale getirildi. Herkes komşusuna şüpheyle bakmaya başladı. Aynı fabrikada çalışan işçiler yan yana gelmez oldu.

Yoksa amaç zaten bu muydu? Kim bu kandan beslenenler? Ülkemize bu kötülüğü gerçekten kimler yapıyor? Bu yaşananlar 1 Kasım seçimlerine dönük kirli bir oyun mudur?

Eğer öyle ise bu ülkenin işçileri, emekçileri, bu oyunu bozacaktır. Bu ülkenin işçileri, emekçileri, seçimini barıştan yana kullanacaktır. Bu ülkenin insanları kardeşlikten yanadır, silahların susmasından yanadır. Aynı fabrikada eşit şartlarda birlikte çalışan, aynı mahallede bir arada yaşayan Kürt, Türk ve tüm milliyetlerden vatandaşlarımız, eşit haklar temelinde kardeşçe yaşamayı istemektedir. Bu nedenle bir an önce eller tetikten çekilmeli ve huzur ortamı yeniden sağlanmalıdır. Kutuplaştırıcı söylemlerden uzak durulmalı ve normalleşme sağlanmalıdır. Çözüm masa başında aranmalı ve TBMM bir an önce harekete geçmelidir. Silahların susması bugünün en acil ihtiyacıdır ve bundan elbette ki en başta hükümet sorumludur.

Cam Keramik İş Sendikası olarak burada taraf olduğumuzu, birlikten beraberlikten, kardeşlikten ve barıştan taraf olduğumuzu bir kez daha ilan ediyoruz. Kanın durdurulmasını, silahların susturulmasını ve çözüm masasına yeniden dönülmesini talep ediyoruz. Çatışmaya değil Demokrasiye sarılın. Yarın çok geç olmadan diyalog kapılarını aralayın.

Hem bu çatışmalarda hem de Hatay başta olmak üzere tüm iş cinayetinde hayatını kaybeden insanlarımızın ailelerine başsağlığı diliyor ve acılarını paylaşıyoruz.
Yaşasın İşçilerin Birliği, Yaşasın Halkların Kardeşliği!..

CAM KERAMİK İŞ SENDİKASI GENEL MERKEZİ

Ağu 26

Cam Keramik-İş Genel Başkanı Sarıkaş: İşçi seçecek, işçi karar verecek!

28236

Savaş ortamının gölgesinde kalsa da işçilerin birçok işyerinde hem patronun yoğun sömürüsüne hem de buna göz yuman iş birlikçi sendikacılığa karşı tepkisi artarak devam ediyor. İşçiler artık binlerce üyesi olan, geniş maddi olanakları olan, ‘büyük’ sendikalara değil mücadeleci sendikalara yöneliyor. O sendikalardan biri olan DİSK’e bağlı Cam Keramik-İş, kendisini seçtiği için işten atılan 110 SeraPool işçisiyle birlikte aylardır direniyor.

Geçtiğimiz ay kongre yaparak yeni yönetimini belirleyen Cam Keramik-İş, tüzüğünde de önemli değişiklikler yaptı. Genel Başkan Birol Sarıkaş örgütlenme çalışmaları, tüzükte yaptıkları değişiklikler ve sendikal mücadeleye yaklaşımları konusunda sorularımızı yanıtladı.

SeraPool direnişi ile başlayalım isterseniz. Son durum nedir?
Burada çoğunluğu fazlasıyla sağladık ama işveren toplusözleşme yapmayı reddederek işçileri kapının önüne koydu. Biz de direnişe başladık. Direnişimiz iki ayı geçti. Tek tek işe çağırmalar oldu, sendikayı bırakıp gelin biz sizin hakkınızı vereceğiz dediler. Polisler devreye sokularak işçiler ikna edilmeye çalışıldı. Akrabalar üzerinden baskı kuruldu. Ama işçilerin birliği ve kararlılığı sürüyor. Rüşvetleri ve baskıları geri püskürttüler, biz ancak sendika ile gireriz, sendikasız girmeyiz dediler.

Örgütlenme çalışması sürdürdüğünüz başka işyerleri de var mı?
Bilecik, Manisa, İzmir ve İstanbul’da çalışmalarımız var.

Baraj sorunu olan bir sendikasınız. Örgütlenmekte zorlanmıyor musunuz?
Evet, baraj sorunumuz var. Fiili olarak toplusözleşme yapabiliriz. Yani işçilerin gücüyle… İşçiler bunu biliyor. Ayrıca maddi imkanlarımız çok kısıtlı. Başka sendikaların daha geniş imkanları olduğunu da biliyorlar. Buna rağmen işçiler bizi tercih ediyor.

Neden?
Çünkü sektörümüzdeki diğer sendikaların yaptıkları ortada. Bir işyerinde kendisine temsilcilik teklif edilen bir işçi, ‘Ne yapacağım, sizin yaptığınızı mı?’ diye sorunca ‘Burada çıkıp patrona karşı bir şey yapamazsın’ diyorlar. İşçi de ‘Bu işçi temsilciliği değil ki, patron yalakalığı’ diyerek reddediyor. O işçi şu anda sendikamızın çalışmasını yürütüyor. İşçilerle ‘Tespit edilirseniz işten atılabilirsiniz’ diye olabilecekler konusunda açıkça konuştuk. Bir işçi arkadaş, ‘Ne olacak’ dedi. ‘20 yıllık işçiyim, 1000 lira alıyorum. 50 lira için mi kaygılanacağım. Atılırsam da atılayım.’ Yani işçiler mevcut sendikalardan fazlasıyla hoşnutsuz. Bunun nedeni büyük oranda ekonomik, hiçe sayılmak, işveren karşısında temsil edilmemek…
Biz daha SeraPool’de örgütlenirken işveren başka sendika önerisinde de bulunmuştu. İşçiler bu öneriyi ‘Patronun bize sunacağı sendika patron sendikasıdır’ diyerek ellerinin tersiyle itti. Yani tam da sorduğun sorunun cevabı o zaman işçiler tarafından verilmişti. Evet imkanları bizden daha fazla sendikalar var. Yasal koruma altındalar. Ama işçi tüm bunlara karşın bizi tercih ediyor. Çünkü biz onlara diyoruz ki sizin yerinize değil ama sizinle birlikte sonuna kadar mücadele ederiz.

İşçileri fiili mücadeleye çağırıyorsunuz. Yasalar ondan yana değilse fiili mücadele ile nasıl kazanacak işçi?
Mevcut sendikaların hangisinin, sırf yetkili olduğu için işçilerin taleplerini karşılayan sözleşmeler imzaladığını söyleyebiliriz ki… İş kolu, işyeri barajını aşmış sendikalara üye işçilerin talepleri, mücadele etmeden karşılanıyor mu? Hayır. Ancak yetkili sendika olmadığı halde patronun masaya oturduğu ve protokollerle hak kazanılmış yerler var. Danone’de ve Munzur Su’da DİSK/Gıda-İş’in yaptığı gibi… Bunun yanı sıra önümüzde dev bir örnek var. Türk Metal’i kovmak üzere direnişe geçen metal işçileri uluslararası bir firma olan Renault’da patronu dize getirerek protokol yaptılar. Sözleşme imzalamış bir sendikanın varlığına rağmen üstelik… Bunlar gösteriyor ki işçi, sadece birlik olur taleplerinin arkasında sımsıkı durursa kazanabiliyor.

YA SINIF SENDİKACILIĞI YA PATRON SENDİKACILIĞI
Temmuz ayında yaptığınız kongrede seçildiniz. Aynı kongrede tüzüğünüzü de yenilediniz. Kongreyi nasıl değerlendiriyorsunuz, tüzük değişiklikleriyle neyi amaçlıyorsunuz?
Tüzüğümüzü yenilediğimiz kongremiz SeraPool direnişine denk geldi. İşçilerin fiilen katıldığı ve oy kullandığı bir kongre oldu. Tüzük değişikliklerindeki amacımız, işçiyi her aşamada kendisiyle ilgili tüm kararlarda söz sahibi yapmak. İşçiler seçecek, işçiler karar verecek. Bu her durumda ve her eylem için geçerli olacak, grev oylaması için de. Toplu iş sözleşmeleri de tepede sendikacıların hazırladığı sözleşmeler olmayacak. İşçinin, taleplerin belirlenmesi aşamalarına bizzat dahil olduğu, seçtiği temsilcileri aracılığıyla TİS görüşmelerine katıldığı bir süreç olacak. Böylelikle de gücün işçide olduğunu, sendikacılardan bir beklenti içerisine girmesi gerekmediğini, ancak kendisi katıldığı ve yaptığı ölçüde bir şeylerin başarılabileceği bilincini oluşturmak..

Diğer sendikalar neden yapmıyor ya da yapmak istemiyor bunu?
Görüyoruz mevcut sendikacıları; yaşamları lüks içinde, son model, zırhlı, milyon dolarlık araçlarla dolaşıyorlar. Üyeleri asgari ücretle yaşam kavgası verirken, on binlerce lira maaş alan, kendi yakınlarına ve yandaşlarına büyük olanaklar sağlayan, tabiri caizse holdingleşen bir sendikacı nasıl işçi ile birlikte hareket edebilir? Doğaldır ki işçiden kopmuş, kendi sınıf bilincinden uzaklaşmış sendikacıların yapacağı sendikacılık işçiye bir şey vermeyecek, vermiyor da zaten. Elbette bu sendikacılar işçinin söz sahibi olmasını, bilinçlenmesini istemez. Çünkü sonra işçi sorgulamaya başlayacak, diyecek ki bize asgari ücret için imza atarken, kendiniz 10 bin liralık, 30 bin liralık ücretler alıyorsunuz!
Baştan beri söylediğimiz gibi bir sınıf sendikacılığı, bir de patron sendikacılığı vardır. Burada büyük ölçüde ayrım noktası bu. Bizim savunduğumuz, işçilerin karar sahibi olduğu bir sendikacılık anlayışıdır. İşçinin sınıf bilinci edinebileceği süreçlerden geçirilmesi çabasıdır sınıf sendikacılığı, sınıf kardeşliği bilincini edindiği bir sendikacılık anlayışıdır. Diğerinde ise işçinin sözde temsilcilerini seçtiği ve bir kenara çekildiği, sınıftan uzaklaşmış bu temsilcilerin de sürekli olarak patronla uzlaştığı bir anlayış söz konusudur.

İŞÇİLER SAVAŞI HER BOYUTUYLA YAŞIYOR
Geçici AKP Hükümetinin ülkeyi sürüklediği savaş ortamını ve giderek şiddetlenen çatışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? İşçiler nasıl tartışıyor bu gelişmeleri? Ya da mesela direnişinizi nasıl etkiliyor bu ortam?
Bu savaş halklar için kayıp, egemenler için kazançtır. Bedelini halklar ödeyecek, ödüyor. İşçi ve emekçiler savaşın her türlü sonucunun mağduru oluyor. Hem çocuklarını kaybediyor bu savaşta hem savaşın bütün ekonomik yükü sırtına yükleniyor, hem de hak ve özgürlükleri kısıtlanıyor. Yani işçiler savaşı her boyutuyla yaşar.
Elbette milliyetçi kışkırtmalar işçileri de etkiliyor. Büyük kısmı muhafazakar ve milliyetçi düşüncelerin etkisi altında. Konuştukça bu çatışmalı ortamın bedelini kimin ödediğini anlamaya başlıyorlar. Arkadaşlarının, kardeşlerinin, köylüsünün öldüğü bu savaşın aslında halklara dayatıldığını, atılan her bombanın kendi vergileriyle alındığını, savaşla geçen her günün kendi geleceklerinden çaldığını, silah sesleri başladığında işçilerin sesinin kısılacağını anlamaya başlıyorlar. Kongremizde de barış sesini, sözünü yükseltme çağrısı yaptık. Bundan sonra da savaş karşıtı söylemlerimizi artıracağız.
Biliyorsunuz konfederasyonumuz DİSK ‘Barış Bloku’ içerisinde yer alıyor. DİSK’in barış yanlısı tutumundan dolayı, örgütlendiğimiz fabrikalarda terörist muamelesi yapıldı bize de. SeraPool’de işçiyi buradan bölmeye çalıştılar. Bu terörist sendikayı nereden buldunuz, diye… Kendi yakın çevrelerinden de benzer tepkiler aldılar. Bize ilk desteğe gelen HDP İstanbul Milletvekili Levent Tüzel olmuştu. İşçiler ilk başta şaşkınlık yaşadı. Oy verdikleri Pendik Belediyesinden ve AKP milletvekillerinden destek istemişlerdi, gelip işverenle konuşun, araya girin diye. Hiçbir destek görmediler. Yemek desteği bile verilmedi. Daha sonra desteğe gelenler için ise terörist denildi. İşçiler bunu yaşadıktan sonra kimin dost kimin düşman olduğunu gördü, demek ki hak arayan herkes terörist oluyormuş dedi.
Konfederasyonumuzun Başkanlar Kurulu, işyerlerinde ‘Savaş nedir? Savaşın bedelini nasıl biz ödüyoruz?’ konulu çalışmalar yapılması kararı aldı. Bilgilendirme ve bilinçlendirmeye yönelik daha fazla çaba olması gerekir. Biz de bunu yapmaya çalışıyoruz.

TÜZÜK DEĞİŞİKLİKLERİ: ‘YENİDEN İNŞANIN ZEMİNİ DE DÜZGÜN OLMALI’

Tüzüğünüzde hangi maddeleri değiştirdiniz?
* En önemli değişikliklerden biri aidat konusunda. Buna göre işçi elde ettiği aylık gelirin binde 16’sını bize aidat olarak verecek. Bu, bir yevmiyesinin yarısına tekabül ediyor. Sendikalar şu anda 1 gün çalışmış işçiden bile aidat alıyor. Yani çalıştığı güne göre değil, 1 yevmiye sabit olarak kesilir. Düşünsenize işçi 1 yevmiye alacak, onu da aidat olarak sendikaya ödemek zorunda kalacak. Üstelik bu, yasal bir zorunlulukmuş gibi sunulur, sendikaların daha az aidat alabileceği konusunda işçiye herhangi bir bilgi verilmez. Biz işçinin o ay elde ettiği gelirin binde 16’sını keseceğiz aidat olarak. Ve bu miktar gerçekten bir şeyler yapmak isteyen sendikalar için yeterlidir.
* Her kademedeki işçi, hiç bir ön şart olmadan seçme ve seçilme hakkına sahip olacak tüzükte yaptığımız değişiklikle birlikte. Bir çok sendika atama yoluyla belirliyor temsilcileri ve yöneticileri. Çoğu zaman da seçim yapılıyor ama işçinin hiçbir bilgisi olmuyor. Bizim yapacağımız seçimler açık, şeffaf, işçinin bilgilendiği bir süreç olarak gerçekleştirilecek. Yine işçinin seçtiklerini geri çağırma hakkı olacak.
* Sendikacılar, işçilik yaptıkları döneme göre büyük maddi imkanlara sahip oluyorlar. Bu yeni imkanlar, onlara kaybetmek istemeyecekleri yeni yaşam biçimleri sunuyor. İktidarını korumak için patronun elemanı gibi davranıyor. Neden? Yeniden işçiliğe dönerse elindeki imkanları kaybedecek. Düşünün işçilik döneminde en fazla 2 bin TL alan işçinin ücreti sendikacı olunca birden 20 bin liraya çıkabiliyor. Üstelik şeffaflık da yok! Ne kadar geliyor ne kadar gidiyor, bunu kimse bilmiyor. Yaptığımız tüzük değişikliğine göre sendikacı, iş kolunda en yüksek işçi ücretini alacak ve bütün gelir ve giderler işçinin denetimine açık olacak. Bunun için sendika yönetimine başvurması yetecek. Gerek şubelerde gerek genel merkezlerde bunlar periyodik olarak ilan edilecek, sendikanın sitesinden de yayımlanacak. Böylece sendikacıların işçi üzerinden fazla rant elde etmek, saltanat sürmek olanağı olmayacak. İşçi gelecek, işçi kalacak…
* Ayrıca sendikanın gelirlerinin yüzde 10’u grev fonu olarak ayrılacak.
* Önem verdiğimiz değişikliklerden biri de gelirimizin dörtte birinin eğitim çalışmalarına harcanması. Üyelerimizde sendikal bilinci geliştirmeye, sınıf bilinci oluşturmaya çabalayacağız.

Peki bütün bu değişiklikler, sendikaların içerisinde bulunduğu durumu değiştirmesine yeter mi?
Sendikal sorunların tek başına tüzükle çözülebileceği iddiasında değiliz. Mevcut sendikal anlayışın bütünüyle değişmesi gerektiğini düşünüyoruz. Sarı sendikacılık olarak nitelendirilen patron sendikacılığının yerine sınıf sendikacılığı, mücadeleci sendikacılık geçirilmeli. Ama sendikaları yeniden inşa ederken, zeminin de buna uygun biçimde hazırlanması gerektiğini düşünüyoruz. Yoksa tüzükte yazılı olanlar her zaman bir şey ifade etmeyebiliyor. Seçimler örneğin işçi üzerinde baskı unsuru olarak kullanılabilir, nitekim kullanılıyor da… Türk Metal’e bakın, işçilerin sendikada değişim olabileceğine dair hiçbir inancı kalmamış. O geldi öyle yaptı, bu geldi böyle yaptı diyor işçi. Yani zeminin çamurlu olduğunu, kim gelirse gelsin aynısı olacağını görüyor. Önce o zeminin çamurdan temizlenmesi gerekir. İşçide sendikalara, kendi içinden seçilecek arkadaşlarına güven tesis etmeye çalışıyoruz. Sendikalar işçilerin örgütüdür. Sendikacılık da bir meslek olmaktan çıkıp mücadelenin öncü müfrezesi haline gelmelidir.

20 AĞUSTOS 2015 TARİHLİ EVRENSEL GAZETESİNDEN ALINMIŞTIR.
RÖPÖRTAJ – VEDAT YALVAÇ

Ağu 18

SeraPool işçileri patronun yakasını bırakmıyor

11200918_958856947503811_7724266205585037050_n

Sendikamıza üye oldukları gerekçesiyle işten atılan Serapool işçileri direnişini 68 gündür sürdürüyor. Fabrika yönetiminin toplu iş görüşmesi için Gebze’de Faktör Grup adlı eleman temini yapan bir şirkette yeni işçi alımı yapacağını duyumunu aldıktan sonra işten çıkartılan işçilerimizle görüşmenin yapılacağı yerin önünde basın açıklaması gerçekleştirdik.

İş görüşmesine gelen kişilere fabrikada kölece çalışma koşullarının olduğunu ve buna karşı sendikalaştıklarını ve işten çıkartıldıklarını söyleyen işçiler “Eğer yöneticiler işçi arıyorlarsa biz 68 gündür işimize geri dönmek için direniyoruz” diyerek görüşmeye gelen işçileri geri gönderdiler.

İşçiler adına basın açıklamasını okuyan Burcu Aslan Güneş “Serapool seramik fabrikasında kölelik koşullarında çalışan 115 işçi kardeşimiz sömürüye dur demek için Cam Keramik iş sendikasında örgütlendik” dedi.

İçlerinde 20-25 yıldır çalışan, o fabrikaya ömrünü veren, gençliğini, sağlığını veren işçiler var. Asgari ücretle, çok ağır ve sağlıksız koşullarda çalışan işçilerimize 15’ er dakikalık dinlenme molaları dahi çok görülmüştür. Kansere yakalananlar mı dersiniz, düşük yapan hamile kadın işçiler mi dersiniz, bel ve boyun fıtığı olmayan bir işçi bile yok neredeyse. Tüm bunlar yetmezmiş gibi aşağılanmanın, hakaretlerin bini bir para. Engelli çalışanların haklarını dahi gasp edecek kadar gözü dönmüş bu vicdansızların.

Sendikamıza üye oldukları için işten atılan ve 68 gündür işlerine geri dönmek için fabrika önünde bekleyen işçilerimiz haksız yere ve tazminatsız şekilde işten atılmışlardır. 68 gündür evlerine ekmek, çocuklarına çikolata götürememektedirler. Sendikalı olmak her işçinin Anayasal hakkıdır. Sendikalı olduğu için bir işçiyi işten atamazsınız diyor yasalar. Ama 23 yıllık işçisini asgari ücretle çalıştıran, engelli çalışanların maaşlarını eksik veren SeraPool işvereni burada da yasaları çiğniyor. Zaten nerede işçiler haklarını arasa, sendikalaşsa yasalar o zaman karşımıza çıkıyor. Ama patronlar her seferinde yasaları çiğnese de onlara dur diyen yok. Yapamazsın bu işçileri işten atamazsın diyen yok.

SeraPool fabrikasında 65 gündür üretim yapılamıyor. Sendikamız 68 defa işverene çağrı yapmıştır. Gelin işçilerimizin haklarını verin, gelin bu kölelik koşullarına son verin ve üretim başlasın diyor. Bizler fabrikalarında bacası tütsün istiyoruz, işçilerimizin de evlerinde bacalar tütsün istiyoruz. İstediğimiz tek şey ise haklarımızın verilmesi, yasalara saygılı olunması. Ancak bu işverenlerin işine gelmiyor. Birbirlerine destek oluyorlar. İşçileri ezmek söz konusu olduğunda aralarındaki rekabeti bir tarafa bırakıyor ve birbirlerine yardım ediyorlar. Biz işçilerde birbirimize destek olmalıyız. Bir işyerinde grev varsa, direniş varsa, bir hak arama eylemi varsa tüm işçiler olarak oraya sahip çıkmalı ve destek olmalıyız. Bilmeliyiz ki bu direnişler başarılı olursa tüm işçilere faydası olacak. Patronlar bu kadar rahat davranamayacak. Bu kadar rahat işten atamayacak. Yani hep beraber kazanacağız. Kaybedersek hep beraber kaybedeceğiz. Bugün onlara yapılan haksızlık yarın size yapılacak.

Duyduk ki SeraPool işvereni bugün burada toplu iş görüşmesi yapacakmış. Yeni işçiler alacakmış. Aslında yeni köleler almak istiyor. Eğer işçi istiyorsan yıllarını o fabrikaya vermiş işçiler burada ve çalışmak istiyor. Yok eğer işçi değil köle istiyorsan, o devir çoktan geçti. Öyle yağma yok. Dilimizde tüy bitene kadar anlatacağız, her yerde karşına çıkacağız, tüm meşru haklarımızı kullanacak, sonuna kadar seninle mücadele edeceğiz. Sana köle olmayacağız. dedi.

İki gün sonra bu sefer Pendik Yunus Emre Kültür merkezinde engelli işçi alımı duyumunu aldık ve aynı eylemi daha kalabalık bir şekilde burada da gerçekleştirdik ve yine haykırdık; ‘ eğer insanca şartlarda çalıştıracak işçi arıyorsanız, tazminatsız işten attığınız 115 işçimiz çalışmaya, sendikamız masaya oturmaya hazırdır.

Ağu 18

SeraPool işçileri patronun yakasını bırakmıyor

27838

Sendikamıza üye oldukları gerekçesiyle işten atılan Serapool işçileri direnişini 68 gündür sürdürüyor. Fabrika yönetiminin toplu iş görüşmesi için Gebze’de Faktör Grup adlı eleman temini yapan bir şirkette yeni işçi alımı yapacağını duyumunu aldıktan sonra işten çıkartılan işçilerimizle görüşmenin yapılacağı yerin önünde basın açıklaması gerçekleştirdik.

İş görüşmesine gelen kişilere fabrikada kölece çalışma koşullarının olduğunu ve buna karşı sendikalaştıklarını ve işten çıkartıldıklarını söyleyen işçiler “Eğer yöneticiler işçi arıyorlarsa biz 68 gündür işimize geri dönmek için direniyoruz” diyerek görüşmeye gelen işçileri geri gönderdiler.

İşçiler adına basın açıklamasını okuyan Burcu Aslan Güneş “Serapool seramik fabrikasında kölelik koşullarında çalışan 115 işçi kardeşimiz sömürüye dur demek için Cam Keramik iş sendikasında örgütlendik” dedi.

İçlerinde 20-25 yıldır çalışan, o fabrikaya ömrünü veren, gençliğini, sağlığını veren işçiler var. Asgari ücretle, çok ağır ve sağlıksız koşullarda çalışan işçilerimize 15’ er dakikalık dinlenme molaları dahi çok görülmüştür. Kansere yakalananlar mı dersiniz, düşük yapan hamile kadın işçiler mi dersiniz, bel ve boyun fıtığı olmayan bir işçi bile yok neredeyse. Tüm bunlar yetmezmiş gibi aşağılanmanın, hakaretlerin bini bir para. Engelli çalışanların haklarını dahi gasp edecek kadar gözü dönmüş bu vicdansızların.

Sendikamıza üye oldukları için işten atılan ve 68 gündür işlerine geri dönmek için fabrika önünde bekleyen işçilerimiz haksız yere ve tazminatsız şekilde işten atılmışlardır. 68 gündür evlerine ekmek, çocuklarına çikolata götürememektedirler. Sendikalı olmak her işçinin Anayasal hakkıdır. Sendikalı olduğu için bir işçiyi işten atamazsınız diyor yasalar. Ama 23 yıllık işçisini asgari ücretle çalıştıran, engelli çalışanların maaşlarını eksik veren SeraPool işvereni burada da yasaları çiğniyor. Zaten nerede işçiler haklarını arasa, sendikalaşsa yasalar o zaman karşımıza çıkıyor. Ama patronlar her seferinde yasaları çiğnese de onlara dur diyen yok. Yapamazsın bu işçileri işten atamazsın diyen yok.

SeraPool fabrikasında 65 gündür üretim yapılamıyor. Sendikamız 68 defa işverene çağrı yapmıştır. Gelin işçilerimizin haklarını verin, gelin bu kölelik koşullarına son verin ve üretim başlasın diyor. Bizler fabrikalarında bacası tütsün istiyoruz, işçilerimizin de evlerinde bacalar tütsün istiyoruz. İstediğimiz tek şey ise haklarımızın verilmesi, yasalara saygılı olunması. Ancak bu işverenlerin işine gelmiyor. Birbirlerine destek oluyorlar. İşçileri ezmek söz konusu olduğunda aralarındaki rekabeti bir tarafa bırakıyor ve birbirlerine yardım ediyorlar. Biz işçilerde birbirimize destek olmalıyız. Bir işyerinde grev varsa, direniş varsa, bir hak arama eylemi varsa tüm işçiler olarak oraya sahip çıkmalı ve destek olmalıyız. Bilmeliyiz ki bu direnişler başarılı olursa tüm işçilere faydası olacak. Patronlar bu kadar rahat davranamayacak. Bu kadar rahat işten atamayacak. Yani hep beraber kazanacağız. Kaybedersek hep beraber kaybedeceğiz. Bugün onlara yapılan haksızlık yarın size yapılacak.

Duyduk ki SeraPool işvereni bugün burada toplu iş görüşmesi yapacakmış. Yeni işçiler alacakmış. Aslında yeni köleler almak istiyor. Eğer işçi istiyorsan yıllarını o fabrikaya vermiş işçiler burada ve çalışmak istiyor. Yok eğer işçi değil köle istiyorsan, o devir çoktan geçti. Öyle yağma yok. Dilimizde tüy bitene kadar anlatacağız, her yerde karşına çıkacağız, tüm meşru haklarımızı kullanacak, sonuna kadar seninle mücadele edeceğiz. Sana köle olmayacağız. dedi.

İki gün sonra bu sefer Pendik Yunus Emre Kültür merkezinde engelli işçi alımı duyumunu aldık ve aynı eylemi daha kalabalık bir şekilde burada da gerçekleştirdik ve yine haykırdık; ‘ eğer insanca şartlarda çalıştıracak işçi arıyorsanız, tazminatsız işten attığınız 115 işçimiz çalışmaya, sendikamız masaya oturmaya hazırdır.

Ağu 18

DİSK-AR İŞSİZLİK VERİLERİNİ DEĞERLENDİRME RAPORU‏

İŞSİZ SAYISI 3 YILDA YÜZDE 40 ARTTI

indir

İŞSİZLİĞİ GEÇİCİ ÇALIŞMA BESLEDİ

ÜNİVERSİTE MEZUNU KADIN İKİ KAT DAHA FAZLA İŞSİZ

 

  • GENİŞ TANIMLI İŞSİZLİK ORANI YÜZDE 16, İŞSİZ SAYISI 5 MİLYON 78 BİN
  • KADINLARDA GENİŞ TANIMLI İŞSİZLİK ORANI% 22,7
  • GENÇ KADINLARDA İŞSİZLİK % 32
  • YENİ İŞSİZLERİN YÜZDE 57’Sİ ÜNİVERSİTE MEZUNU
  • GEÇİCİ ÇALIŞMA YİNE İSŞİZLİĞİN EN ÖNEMLİ NEDENİ OLDU

 

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Enstitüsü (DİSK-AR), TÜİK tarafından açıklanan İşgücü Anketi Mayıs 2015 dönem sonuçlarını değerlendirdi:

1)    Resmi işsizlik oranı yüzde 9,3 ile geçtiğimiz yılın 0,5 puan üzerinde gerçekleşti. Tarım dışı işsizlik oranı ise % 11,4 oldu. Geçtiğimiz yılın aynı dönemi için bu oran % 10,7 seviyesindeydi. Resmi işsiz sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 238 bin kişilik artış göstererek 2 milyon 789 bine ulaştı. Mayıs 2015 dönemi için işsiz sayısı 2012 Mayıs dönemine göre yaklaşık % 40 artmış durumunda. Söz konusu dönemde işsiz sayısı 1 milyon 988 bindi. Türkiye ekonomisi 3 yılda 801 bin yeni işsiz yarattı. Mayıs 2015 dönemindeki işsiz sayısı 2009 krizindeki Mayıs  döneminden sonra en yüksek işsizliğin olduğu Mayıs dönemi oldu.

2)    Mayıs 2015 döneminde resmi işsizlere, umudu olmadığı için ya da diğer nedenlerle son 4 haftadır iş arama kanallarını kullanmayan ve işe başlamaya hazır olduğu halde bu nedenle işsiz sayılmayanlar da (umutsuzlar ve diğer) dâhil edildiğinde işsizlik oranı yüzde 15,7, işsiz sayısı da 5 milyon 56 bin kişi olarak gerçekleşti. İşinden memnun olmayan ya da daha fazla çalışmak istediği halde düzgün işler bulamadığı için çaresiz kısa süreli işler yapanlar  (eksik ve yetersiz istihdam edilenler) ilave edildiğinde işsizler, gizli işsizler ve çaresizlerin toplam sayısı 6 milyon 84 bin kişi oldu. Bunların geniş işgücü içindeki payı ise % 18,9 olarak gerçekleşti.

3)    Kadınlar için resmi işsizlik oranı bir önceki yılın aynı dönemine göre 1 puan artarak % 11,5 olarak gerçekleşti.Kadınlarda geniş tanımlı işsizlik oranı ise % 22,7 oldu.Kadınlar için tarım dışı işsizlik oranı ise bir önceki yılın aynı dönemine göre 1,1 puan artarak %16 olarak gerçekleşti.

4)    Geçici bir işte çalışıp iş bittiği için işsiz kalanlar toplam işsizler arasında en ağırlıklı kesimi oluşturdu. Toplam işsizlerin yüzde 31’si yani 860 bini geçici işlerde çalışıp iş bittiği için işsiz kalanlar. Yeni işsizlerin (1-2 aydır iş arayanların) içinde geçici bir işte çalışıp, iş bittiği için işsiz kalanların sayısı 380 bin. Son 1 aydır çeşitli nedenlerle iş aramamış olan ve çalışmayan kişilerin 2,5 milyonunun son işinden ayrılma gerekçesi geçici bir işte çalışmaları ve işin bitmiş olması.

5)    Yükseköğretim mezunları arasında işsiz sayısı bir önceki senenin aynı dönemine göre 135 bin kişi fazla. Bu veri işsiz ordusuna 135 bin yeni üniversite mezununun katıldığını gösteriyor. Yükseköğretim mezunu resmi işsiz sayısı 619 bin kişi. Yükseköğretim mezunları için işsizlik oranı yüzde 10,1 ile ortalamanın üstünde.

Yükseköğretim mezunu kadınlar için ise tablo daha da kötü. Üniversiteli kadın işsizliği yüzde 14,8 seviyesinde. Bu oran yüksek öğretim mezunu erkeklerin işsizlik oranı olan yüzde 7’nin iki katından fazla. Yükseköğretim mezunu kadın işsizlerin sayısı geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre 88 bin kişi arttı. Buna göre yeni işsizlerin yüzde 37’sini üniversite mezunu kadınlar oluşturdu. Yüksek öğretim mezunu

6)    Gençler için (15-24 yaş) geniş tanımlı işsizlik oranı resmi genç işsizlik oranı olan % 17 rakamının yaklaşık 9 puan üzerinde %26 seviyesinde gerçekleşti. Genç kadınlar işsizlik sorununu en ağır bir biçimde yaşayan kesimi oluşturdu. Son bir yıl içinde iş talep eden 106 bin kadından sadece 20 bini bir işe yerleşebildi. Genç kadınlardaişsiz sayısı 85 bin kişi arttı. İşsizlik oranı bir önceki yılın aynı dönemin göre 4 puan artışla yüzde 20,5’e ulaştı. Genç kadınlar için geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 32 oldu. Tarım dışı resmi işsizlik oranı ise yüzde 25.

7)    TÜİK yeni serisinde daha önceki seride olan ve anket soru formunda yer alan işin sürekliliği ile ilgili verileri dinamik sorgulamadan çıkartmıştır. Geçici çalışanların sayısındaki gelişim istihdamın niteliği açısından son derece önemli bir değişkendir. Bu verinin web sitesinde ve dinamik sorgulamada artık paylaşılmaması, daha önce kolayca ulaşılan bir bilgiye ulaşmak için bürokratik süreçlere başvurulması zorunluluğu getirilmesibüyük bir eksikliktir.

 

SONUÇ

TÜİK İşgücü Anketi Mayıs 2015 dönemi verilerine göre işsizlik hem görünen hem görünmeyen boyutlarıyla tehlike sinyalleri vermeye devam etmektedir. Bu tehlike gençler, kadınlar, geçici çalışanlar açısından ciddi boyutlardadır. Gelecek dönem açısından uzun çalışma süreleri, düşük ücret dayatması, taşeronluk, güvencesiz çalışmanın yaygınlaştırılması temelinde şekillenen istihdam politikaları terk edilmezse güvencesiz-geçici çalışanların, eğitimli işgücünün ve kadınların istihdamda yaşadığı problemlerin ve istihdam alanındaki krizinsüreceği görülmektedir.

Türkiye haftalık çalışma sürelerinin emsallerine göre çok daha yüksek olduğu bir ülkedir. Avrupa Birliği ülkeleri ile kıyaslandığında haftalık çalışma sürelerindeki fark 12 saati bulmaktadır. Buna göre Türkiye’de 5 kişinin yapacağı işi 4 kişi yapmaktadır. Bir yandan işgücüne katılım oranlarını yükseltirken, öte yandan işsizlik verileri ile mücadele etmenin yegâne yolu, gelir kaybına yol açmaksızın haftalık çalışma sürelerini azaltmaktan geçmektedir. 7 Haziran 2015 seçimlerinde, işsizlik verilerindeki artışı, istihdam yapısının niteliğini bozarak, yani yoğun çalışma koşulları altında, daha esnek ve güvencesiz çalışma biçimlerini yaygınlaştırarak durdurmanın reçetelerini topluma sunan bir siyasal anlayış kaybetmiştir. Ancak ucuz işgücü için, taşeron çalışmayı yaygınlaştırmayı, kıdem tazminatını fona devrederek ortadan kaldırmayı, kölelik bürolarını hayata geçirmeyi hedefleyen AKP ürünü olan ve emek örgütlerinin talepleri yok sayılarak hazırlanan Ulusal İstihdam Strateji Belgesi hala uygulamadadır. Ekonomik göstergeler işsizlikte artış eğiliminin devam edeceğini göstermektedir. Savaş ve seçim gündemleri altında bu gerçekliği saklamak mümkün olmayacaktır.

İşsizlikle mücadeleyi, çalışma koşullarını kötüleştirerek, ücretleri düşürerek çözmeye çalışan bu anlayışa karşı emeğin taleplerini gündemine alan bir anlayışla çıkılmalıdır. Bu stratejinin sonuçları Soma’da, Mecidiyeköy’de, Ermenek’te ve Türkiye’nin dört bir yanında acı bir biçimde görülmektedir. Bu strateji işsizliğin “ne iş olsa yaparım” başlığı altında gizlenmesi, işletmelerin karını insanların yaşamının önüne alma stratejisidir. İşsizlikle gerçek mücadele için;

  1. Haftalık çalışma süresi gelir kaybı yaşanmaksızın 37,5 saate, fazla mesailer için uygulanan yıllık 270 saat sınırı, 90 saate düşürülmelidir.
  2. Herkese en az 1 ay ücretli izin hakkı tanınmalıdır.
  3. Herkes için iş güvencesi ayrımsız bir biçimde uygulanmalıdır.
  4. Sendikal hak ve özgürlükler güvence altına alınmalı, sendikal barajlar kaldırılmalı, herkesin sendika hakkını özgürce kullanabilmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
  5. Taşeronlaşma ve kayıt dışı istihdam engellenmelidir.
  6. Kamu girişimciliği ve hizmetleri istihdam yaratacak şekilde yeniden ele alınmalıdır.
  7. Kamuda personel açığı derhal kapatılmalıdır.
  8. Kadın istihdamının artırılması ve işsizliğinin azaltılması için işgücü piyasalarındaki cinsiyetçi uygulamalara son verilmeli, ev içi bakım hizmetleri devletin gereken nitelikli, yaygın ve ücretsiz bakım hizmetlerini sağlaması ile kadının üzerinden alınmalıdır.

Ağu 12

GENEL İŞ YÖNETİM KURULUNDAN SERAPOOL DİRENİŞİNE DESTEK ZİYARETİ

27378 11813278_1609125909356319_7114127995483811926_n

DİSK Genel Başkanı Kani Beko ve Genel İş Sendikasının yöneticileri  Sendikamıza üye oldukları için işten atılan ve 59 gündür direnişte olan SeraPool işçilerini ziyaret etti.

Ziyarette konuşan Kani Beko, direnişin ilk günü yaptığı çağrısı yineledi: “Bizler bu fabrikanın bacasının tütmesinden yanayız. Bizler işe başlayıp üretime devam etmek istiyoruz. Ancak sendikalı olarak çalışmak istiyoruz.” Beko, SeraPool işçilerinin kararlı direnişini sonuna kadar destekleyeceklerini bildirdi. DİSK yöneticileri konuşmaların ardından yanlarında getirdikleri erzak kolilerini işçilere teslim ettiler.

Ağu 11

SERAPOOL İŞÇİLERİ.

Ağu 11

SERAPOOL İŞÇİSİ HAYAT TV

Ağu 11

SERAPOOL DİRENİŞİNDE KADINLAR

Ağu 11

SERAPOOL DİRENİŞİ 29. GÜN