Direniş okulunun son öğrencileri: SeraPool işçileri

Levent GÖKTEK
Eğitim Emekçisi

İşçiler günlük kapitalist üretim ilişkileri içinde gerçekten kim onların yanında kim karşı saflarda çok iyi göremiyor. Ama işçi sınıfı fiili bir direnişe veya greve çıktığı zaman o fabrika işçinin bağımsız sınıf çıkarlarını öğrendiği bir okul haline geliyor. SeraPool işçisi de bu okulda çok şey öğreniyor ve biriktiriyor. Bu konuda birkaç izlenimimi geniş emekçi kitleleri ile paylaşmak istiyorum.

En son patronun kirli oyunlarından bir tanesi yaşanınca SeraPool işçisi devletin kolluk kuvvetlerinden olan polisin patronlara nasıl hizmet ettiğini anlamış oldu. Olayı özet geçmem gerekirse; patron fabrikadaki ret yemiş defolu malları alma bahanesiyle bir TIR’ı işçilerin çadır kurduğu yere yanaştırmak istedi. Amacı TIR’ı orada bırakmak, çadırı dağıtmak ve direnişi bölmekti. Fakat SeraPool işçileri bütün kararlılığı ile TIR’ın karşısına dikilerek içeri girmesini engelledi. Bu durum karşısında önce Pendik İlçe Emniyet Müdür Yardımcısı daha sonra da İlçe Emniyet Müdürü fabrikaya gelerek bizzat patronun ağzıyla TIR’ı içeri sokmaya çalıştı ama işçiler dik duruşlarını polislere karşı da gösterince, TIR’ın malları yükledikten sonra çadırın kurulduğu alandan çıkacağına dair söz alındı ve TIR içeri sokuldu. Böylece fabrika önüne gelen TOMA ile iki çevik kuvvet otobüsü de geri gitmiş oldu. Tüm yaşananların ardından bir SeraPool işçisinin ağzından slogan niteliğinde şu sözler döküldü: “Patron-polis el ele hep beraber direnişi bölmeye.”
SeraPool’den gözlemlediğim bir diğer durum da işçilerin oy verdiği siyasi partileri sorgulaması oldu. AKP’li Pendik Belediyesi işçilere iftar yemeği vermeyeceğini söyleyince yine bir SeraPool işçisi şu sözleri söyledi: “Daha AKP’ye de oy yok anladım ki patron dostuymuş.” Bu yaşanan da bir kez daha gösteriyor, işçiler çeşitli sermaye partileri arasında bölünmek yerine kendi çıkarlarını savunan işçi sınıfının partisinde örgütlenerek politik mücadeleye bizzat katılmalı artık bu ülkeyi emeğin gerçek sahibi işçiler yönetmeli.
SeraPool işçisi direniyor, öğreniyor ve diğer sınıf kardeşlerini de desteğe çağırıyor. İş, ekmek, özgürlük diye yola çıkan SeraPool işçisinin onurlu mücadelesine omuz vermek için tam zamanıdır. Birleşe birleşe kazanacağız.

(Evrensel Gazetesi 26 Haziran 2015)

SeraPool işçileri Meclis gündeminde

HDP İstanbul Milletvekili Levent Tüzel, sendikalarının tanınması için günlerdir fabrika önünde direnişte olan SeraPool işçilerinin taleplerini ve sendikadan istifa etmedikleri için 58 işçinin işten atılmasına dair Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in yanıtlaması istemiyle Meclis Başkanlığına soru önergesi verdi.

İşçilerin Cam Keramik-İş Sendikasında örgütlenmesi üzerine bir işçiyi işten atan patronun, işçilerin atılan işçinin geri alınması, sendikayla protokol imzalanması talebiyle üretimi durdurması üzerine 58 işçiyi işten çıkardığını bildirdi.
Çok ağır iş koşullarında az işçiyle çok üretim yapmaya zorlanan işçilerin, sıcak fırın ortamında su içmeye bile vakitlerinin olmadığını, aynı işi yapan işçilere farklı ücret verildiğini anlatan Tüzel, “Çoğunluğu kadın olan işçilere 40 kiloluk kasaların taşıtıldığı, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri olmadığı, elleri kesilse saracak yara bandı dahi bulunmadığı, yemekhane ve tuvaletlerde hijyen koşullarına uyulmadığı ifade edilmektedir” dedi.

YANIT BEKLEYEN SORULAR

123’ü kadın 200 işçinin günlerdin fabrika önünde direnişlerini sürdürdüğünü dile getiren Tüzel, şu sorulara yanıt verilmesini istedi:
– SeraPool işçilerinin sendikalı çalışmak için fabrika önünde günlerdir sürdürdüğü mücadelenin toplu işten çıkarmaya dönüştüğünün bilgisine sahip misiniz?
– Anayasada garanti altına alınan işçilerin çalışma, sendikaya üye olma, toplusözleşme haklarının SeraPool patronu tarafından baskı ve zorla engellenmesi, hak ihlali ve suç değil midir? Anayasayı ihlal eden SeraPool patronu hakkında Bakanlığınızca ne işlem yapılmıştır?
– SeraPool fabrikasında işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri bakımından Bakanlığınızca bir inceleme yapılmış mıdır? Yapıldı ise hangi tarihte yapılmış ve bulgular nedir?
– SeraPool patronunun bir gün izin kullanan işçiden iki günlük yevmiyesini kestiği iddiaları doğru mudur?
– 123’ü kadın olmak üzere 203 çalışanın bulunduğu bu fabrikada neden bir kreş ve emzirme odası bulunmamaktadır?
– Bakanlığınız görev ve sorumluluğunda bulunan işçilerin insanca çalışma, örgütlenme, grev ve toplu pazarlık haklarını kullanmalarını, sosyal hukuk devleti olmanın gereklerini nasıl sağlamayı düşünüyorsunuz?

(Evrensel Gazetesi 26 Haziran 2015)

 

‘Direniş, bize cahil kültürsüz diyenlere en güzel cevap’

DİSK’e bağlı Cam Keramik-İş’te örgütlenen SeraPool işçisinin insanca çalışma insanca yaşam talebiyle başlattığı direniş 14 günü geride bıraktı. 58 işçiyi işten atan patron, işçi kıyımıyla direnişi kırmaya çalışsa da işçiler geri adım atmıyor. SeraPool işçisi direnişle öğrenmeye de öğretmeye devam ediyor.

Patron, SeraPool ürünlerini tanıtan “Yeni Bakış” adlı bir katalog hazırlamış. Katalogda havuzların eğlence, spor, sağlık ve görsellik için insanlara yaşam konforu sunan özel mekanlar olduğunu söylüyor. Kendisi ise bu özel mekanların ‘yaratıcısı’, ‘geliştiricisi’. Ürün katalogunda bile işçilik maliyetlerinde ekonomi sağlamakla övünüyor. SeraPool’ün sürekli yenilendiğini, değişim sürecinin hızla devam ettiğini söylüyor.
Patronun ‘değişim sürecini’ hızla devam ettirmesi işçinin çalışma koşullarını ağırlaştırmış, insani olmaktan çoktan çıkmış. Patronun değişim sürecine karşı işçiler de hep değişim yaratmak istemiş. 11 Haziran işçilerin değişim süreci için dönüm noktası oldu. O gün bir işçi çocuğunun karnesini almak için izin almak istedi, izni aldı ve çıktı. Patron, işçinin sendikal örgütlenme içinde olduğunu öğrenince ‘İzin almadan çıktın’ diyerek işten attı. Bunu duyan işçilerin hepsi üretimi durdurarak direnişe geçti ve değişim süreci direnişle hızlandı.

HAREKETİ ÖRGÜTLÜLÜK BÜYÜTTÜ

12

SeraPool işçisi şimdiye kadar hep örgütlenmeye çalıştıklarını ancak bir türlü nihayete erdiremediklerini söylüyor. Daha önceki yıllarda sendikal mücadele yürüten işçiler işten atılmış ancak işçiler hiçbirinde üretimi durdurmamış. İşçiler bugün üretimi durduracak cesareti örgütlülüklerinden alıyor. SeraPool işçilerinin işten atma saldırısını lehlerine çevirmelerinin sebebi bu. Direnişten bir gün önce yaptıkları toplantıda birbirlerine telefonları açık tutma uyarısı yapmaları da, “İşten atma yaşanırsa üretimi durduralım” denmesi de, o gün fabrikada olmayan işçilerin bir telefonla fabrikaya gelmesi de örgütlülüğün sonucu. Fabrikada eylem yapan işçi sayısının artması örgütsüz işçinin de örgütlenmesini, korku duvarını aşmasını sağlamış. Sendika üyesi işçi sayısı o gün 90’dan 140’a çıkmış.

Bir kadın işçi sendikaya nasıl üye olduğunu şöyle anlattı: “İşten atarlar diye sendikaya katılmıyordum. Topluluğu görünce katıldım.” Bir başka kadın işçi de işçi gülerek lafa giriyor: “Daha önce bize sendikaya üye olmayın diyordu o gün bir baktık sendikaya üye olmak için e-devlet şifresi veriyor.”

Başka bir kadın işçi de direnişe neden katıldığını şöyle açıkladı: “Arkadaşların hepsi kapıya çıkmıştı. Bizim bölümde 3 kişi kalmıştık. 3 kişi ne yapacağız biz de direnişe katıldık.”

“Çalışırken patron bize baskı yapıyordu, biz de birbirimize” diyen işçiler, şimdi birbirlerine tepki göstermelerine neden olan sistemin patronun sistemi olduğunu biliyorlar.

‘HERKESİN BİR AMASI VARDI’

Bir işçi direniş öncesinde her işçinin kendine göre bir kaygısı olduğunu dile getirerek, “Pek çok işçi sendikalı olmaya taraftardı ancak herkesin bir aması vardı. Ama borcum var, ama işten atılırız, ama çocuğum var… Daha önce ihbar gidiyor, işçi kovuluyordu. Herkesi korkutmuştu ama bu sefer çorap söküğü gibi oldu. İşçiler korkularının ötesine geçti. 90 kişi örgütlülüğe güvendi. İhbar eder dediğimiz arkadaşlar en sıkı direnişçi oldu. 14 gün içinde birbirimizi tanıdık” diye konuştu.

İŞÇİLERİN KENDİNE GÜVENİ GELDİ

13

Fabrikada tuvalete gidemeyen, su içemeyen, namaz kılmalarına izni verilmeyen, pilav-makarna dışında yemek verilmeyen SeraPool işçisi artık haklarını nasıl alacağını biliyor.

Bir işçi “Direnişten önce sendika nedir bilmiyorduk. Sendikayı öğrendik. Sendika işçinin kendisiymiş. Bize sürekli baskı yapıyorlardı, boğazımıza kadar gelmişti. Sendikayı tanımadan sendikalı olmuştum. Sendikaya üye olduğumuzda bu işin sonu nasıl gelecek diye soruyorduk. Arkadaşlar tazminatsız atılmaktan korkuyordu. Şimdi herkes bir oldu. ‘Başarabilir miyiz’ diyorduk. Artık burada bir kişi bile kalsa içeri girmez, hakkını arar” diyor.

Daha önce başka fabrikalarda grev yapan işçileri gördüklerinde “Şu insanlar ne yapıyor” diye soran SeraPool işçileri, şimdi o grevde duydukları sloganları atıyorlar. Bunlar konuşulurken bir kadın işçi “Aklıma slogan geldi” diyor ve slogan kağıdına not düşüyor: “SeraPool işçisi direnişin simgesi.”

Kadın işçiler, bir arkadaşlarını göstererek çalışırken hep kendileriyle tartıştığını anlattılar. O işçi hemen atılıp sordu: “Arkadaşlar şimdi benden şikayeti olan var mı?” Sonra da cebindeki kulaklığı çıkartıp gösterdi: “İçerisi çok gürültülü bunu takıyok anlıyok anlamıyok he diyok. Ama şimdi konuşuyoruz ve anlaşıyoruz” diyor ve hep beraber gülüyoruz.

Sıra direnişin fotoğrafının çekilmesine geliyor. Poz vermek için yan yana gelen erkek ve kadın işçi arasında şu diyalog geçiyor:

Erkek işçi: Patrona kızar gibi bakalım.

Kadın işçi: Ona kızdığımızı zaten yeterince göstermiyor muyuz?

PATRONUN BAKLAVASI 

Kadınların örgütlenme fikrini hızlandıran olayı ise işçiler şöyle anlatıyor: “Patron bir gün yüksek üretim yapan bölümdeki işçilere baklava ısmarladı. Ardından teşekkür konuşması yaptı. Bir kadın işçi patrona şu soruyu sordu: ‘Üretim artıyor, bize de baklava ısmarladınız ama ücretlerimiz neden artmıyor?’ Soru karşısında patronun sessiz kaldı. O sessiz kalınca kadınların örgütlenmesini hızlandı. İşçiler ne alacaksa kendi elleriyle alacaklarını gördü.”

1 MAYIS VE 8 MART

İşçilerle 1 Mayıs’ı ve 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününü konuşuyoruz. Önceki 1 Mayıs’lar onlar için dinlenme gününden başka bir şey değil. Herkes evde oturuyor dinleniyormuş. 1 Mayıs’ta olay çıktığını, gitmek istemediklerini ifade ederek “1 Mayıs işçi bayramı gibi durmuyor. Hakkını savunamıyorsun” diyorlar. Şimdi 1 Mayıs’a iki koşulla gideceklerini söylüyorlar: 1 Mayıs alanına beraber gitmek ve talebini dile getirebilmek. 8 Mart’tı Pendik Kadın Dayanışma Derneği üyesi bir işçi anlatıyor: “8 Mart’ta dernekte yapacağımız etkinliğin davetiyelerini getirdim. Kadın işçiler etkinliğe gelmek istemediler. Şimdi olsa burada büyük bir kutlama olur.”

DİRENİŞ ESKİ-YENİ İŞÇİ GERİLİMİNİ BİTİRDİ

SeraPool’de yeni işçiler eski işçilerden az da olsa yüksek ücret alıyor. Bu durum eski ve yeni işçiler arasında çatışma yaratıyormuş. Ancak şimdi 10 yıllık işçiyle 10 aylık işçi omuz omuza direniyor. Eski işçilerden biri anlatıyor: “10 yıldır SeraPool’de çalışıyorum. 1200 lira alıyorum. Ağır işleri eskiler yapıyor çünkü yeni işçi o işi yaparsa kaçar, bizim aldığımız ücrete çalışmaz. Genç erkekler de çalışmadığı için kadın işçileri alıp ağır iş yaptırıyorlar.”

EMEP’ten SeraPool işçilerine destek ziyareti

Emek Partisi İstanbul İl Örgütü, direnişte 11. günlerini geride bırakan SeraPool işçilerini ziyaret etti.

Yaşasın sınıf dayanışması sloganları atan kitleyi, SeraPool işçileri “Emek partisi olarak ilk günden beri yanımızda olduğunu biliyoruz” diyerek karşıladı. Direnişlerinin yapılan ziyaretlerle güçlenerek devam ettiğini söyleyen işçiler “Verdiğimiz bu mücadelede sizleri de aramızda görmek bizleri mutlu etti” denildi.

Direnişlerinin 11. gününü geride bırakan işçiler direnişe çıkma sebeplerini anlattı.

“İş ekmek özgürlük mücadelesi veren SeraPool işçilerinin mücadelesini büyütelim” pankartı taşıyan Emek Partisi İl yöneticisi ve tersane işçisi Ali Doğan da ziyarette bir konuşma yaptı.

“Direnişiniz direnişimizdir” diyerek sözlerine başlayan Doğan SeraPool işçilerinin yıllardır Kurtköy havzasında yapılmayan bir direnişin fitilini yaktıklarını belirtti.

SeraPool işçilerinin sendikalı oldukları için işten atıldığını vurgulayan Doğan: “SeraPool patronunun arkasında hükümetin çıkardığı yasalar var. Çalışma Bakanının sesi çıkmıyor. Tek bir sendikaya dahi tahammül etmeyen patrona hiçbir yaptırım yok” dedi.

Direnişteki kadın işçileri selamlayan Doğan kadın cinayetlerine de dikkat çekti.

Seçim döneminde partilerin asgari ücretin ve sendikal özgürlüklerin artırılacağı yönünde sözleri olduğunu hatırlatan Doğan, Emek Partisi adına SeraPool işçileri ve tüm işçi sınıfını bu sözlerin yerine getirilmesi için takipçi ve zorlayıcı olmaya çağırdı.

(Evrensel Gazetesi / 21 Haziran 2015)

Hollanda’dan FNV sendika temsilcileri SeraPool direnişimızı ziyaret ettiler

Direnişimizin 11. gününde uluslararası dayanışmada bulunmak ve destek olmak için Hollanda’dan gelen FNV Bondgenoten Sendikası desteklerini sundular. Direnişimizi gittikleri yerde de anlatacaklarını söyleyen FNV temsilcileri dayanışmayı büyüteceklerini ifade ettiler.

Selam verecek vakit bulamıyorlardı şimdi el ele direniyorlar – SeraPool Kadın İşçileri

Birbirinden farklı sektörlerde çalışsalar da kadın işçilerin ortak derdidir; erkeklerle eşit çalışmasına rağmen eşit ücret alamaması, hiçbir ihtiyacı gidermeyen molalar, talep dile getirildi mi “kapı önüne konma” kaygısı, kreş olmadığı için çocuğu bırakacak yer bulmak, evde bekleyen çamaşır, bulaşık… Velhasılıkelam, bir dokun bin ah işit… İşte tüm bu kötü çalışma koşullarına karşı sendikalı olma mücadelesi veren, günlerdir insanca yaşamak ve çalışmak için direnen SeraPool işçisi kadınlara dokunduk biz de… Binlerce “Ah” dinledik belki ama “Haklarımızı alana kadar pes etmek yok” diyeni de duyduk…
İstanbul’un Pendik Kavakpınar Mahallesi’ndeki SeraPool fabrikasında DİSK’e bağlı Cam Keramik-İş’te örgütlenme süreci nedeniyle patron bir işçiyi işten çıkarınca, işçiler de üretimi durduruyor. O günden bu yana da işçiler çalışma koşullarının iyileştirilmesi, eşit işe eşit ücret ve patronun sendikayı kabul etmesi talebiyle direniyorlar. Direnişe çıkan 200 işçiden 120’si kadın ve neredeyse tamamı direnişte. Kadın işçilerin kararlılığı ise, direnişe adeta yön veriyor ve daha önce birbirini tanıma fırsatı bulamayan bu işçilerin örgütlenme konusundaki ısrarını da diri tutuyor.

“Yasaklar diyarı” SeraPool’daki çalışma koşullarını, sendikanın onlar için ne ifade ettiğini ve yaşadıkları değişimi direnişin öncüsü olan kadın işçilerden dinleyelim…

‘SU İÇMEYE VAKİT YOK’

İşçilerin dilinden düşmeyen bir isim var: Nesime Akın. Direniş alanından adeta o sorumlu. Her işe koşturuyor. 10 kişilik işçi komitesinin de sözcüsü aynı zamanda. Onun için değişimin miladı ise, 8 Mart haftasında tanıştığı Pendik Kavakpınar Kadın Dayanışma Derneğinden kadınlar. Yapılan ev toplantılarında kadınlarla yaptığı sohbetlerden nasıl etkilendiğini ve sendika fikrine nasıl yakınlaştığını şöyle anlatıyor: “Dernekten kadınlarla tanışmam ve sonrasında sendikadan arkadaşlar beni çok etkiledi. Şu an çok mutluyum ve elimden gelen fedakarlığı da yapmak için uğraşıyorum.”

5 ay gibi kısa bir süredir fileleme denilen bölümde çalışan Nesime’ye çalışma koşullarını sorduğumda; “8 saat çalışıyoruz. Yarım saat yemek molamız var. Çay ve dinlenme molamız yok. Ne yemekhane ne de tuvaletler hijyenik değil. İş zaten çok ağır. Fırın çok sıcak olduğu için sürekli su içmemiz gerekiyor. Ama su bile içmeye vaktimiz yok. Eleman sayısı az. Gecede 530 metre malzeme çıkarıyoruz. 10 kişinin yapacağı işi 6 kişi yapıyoruz” yanıtını alıyoruz.

sera2

 

3 DAKİKADA BİR 40 KİLOLUK KASAYI KALDIRIYOR

Erkeklerle aynı koşullarda çalışmalarına rağmen her bir işçinin aldığı ücret ise değişiyor. 1100 lira alan da var, 10-15 yıllık çalışmaya rağmen 970 lira alan da… “Bir arkadaşımız 10 yıldır burada çalışmasına rağmen aldığı ücret düşük olduğu için utancından eşine dostuna daha fazla aldığını söylüyormuş. Bunu duyduğumda çok etkilenmiştim” diyor Nesime…

Fabrikada sağlık hizmeti yok. Elleri kesilse saracakları bir yara bandı da… İş kazası geçirip geçirmediğini soruyoruz; “40 kiloluk kasaları 3-4 dakikada bir tek başına kaldırmak zorundasın. Bant sistemi olduğu için 7 buçuk saat ayakta çalışıyorsun. Ben bir gece 40 kiloluk kasa elimdeyken düştüm. Kalçamın sol tarafını palete çarptım. O gece ağrıdan sabaha kadar ağladım. Zaten stresten uyku uyuyamıyorsun. Gözümün önünden bantlar geçiyor. Böyle çalışmaya ne diz dayanır ne de bel” diye anlatıyor. SeraPool’da sadece havuz malzemeleri üretilmiyor. Nesime, elektrik bölümünde çalışanların günde 3 bin elektrik duyu üretmek zorunda kaldığını da sözlerine ekliyor.

Bu sürecin ona neler öğrettiğini anlatırken de bir o kadar heyecanlı: “İşçi arkadaşlarım da sendikadan arkadaşlar da benim ailem gibi oldular. Birlik olmanın gücüne hep inanıyordum ama şimdi daha çok inanıyorum. ‘Bir olmayalım birlik olalım’ diyorum hep. İşte bunun için mücadele ediyoruz.”.

‘KADINA DEĞER BU KADARMIŞ MEĞER’

Bu arada erkek işçilerden biri slogan attırıyor. Aradan yine bir ses: “Aslı iyi slogan attırıyor. Onu çağırın!”. Aslı ile tanışma ve konuşma fırsatı bulamıyoruz. Ama fabrika kapısının demirlerine çıkarak; “Açlıktan ölmeyiz, biz bu yoldan dönmeyiz”, “Direne direne kazanacağız”, “Kadına değer bu kadarmış meğer” sloganlarını haykırışı unutulmaz.

Sloganlar atılırken pencere arasından bakanlar olduğunu görünce işçiler, “Patronlar korkudan kafalarını çıkaramadan bizi izliyorlar” diyor. İşçilerin direniş alanı olan bölüme bir kamera yerleştirilmiş. Bu yüzden o alana girmeden, bahçe kapısı önünde sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

3 ay önce başlayan sendikalaşma sürecini anlatan Satı Uğurbaş, “Bu duyulunca patron 2 arkadaşı kurban seçmiş. Sendika üyesi bir arkadaşımızı izin almadığı gerekçesiyle işten atınca, patron hemen işçileri toplayıp ‘Kim sendika üyesiyse bir tarafa ayrılsın. Olmayanlar benimle gelsin’ demiş. Sendika üyesi olmayanlar da patronun yanına gitmemiş. Sonra hep beraber toplanıp üretimi durdurduk. O sendikayı istemiyor, biz de sendikasız girmek istemiyoruz. Çünkü yeni elemanlar alacak. Biz onlara iş öğrettikten sonra da bizi işten çıkaracağını biliyoruz” diyerek özetliyor.

Memurlarla birlikte toplam 202 işçiden 150’si artık sendika üyesi. Bunların da 123 tanesi kadın.

sera 3

 

40 KİLO KADIN 40 KİLO KASAYI KALDIRIRSA…

Çalışma koşullarından nasıl etkilendiğini sorduğumda 40 kiloluk kasaları kaldırırken nasıl güçlük çektiğini anlatıyor Satı; “Ben kendim zaten 40 kiloyum. Bana ‘Onu kaldırmak zorundasın’ diyorlar. Başka çarem yok. Fazla eleman yok ki bana yardım etsin.”

11 ay gibi kısa bir süredir fileleme bölümünde çalışmasına rağmen birçok kez iş kazası geçirmiş: “Elimde kasayla 2 defa düştüm. Birinde sağ bacağımı, diğerinde sol bacağımın liflerini zedeledim. Rapor almama rağmen gitmediğim günlerin parası kesildi. Birinde de çevirme kısmında alet kırıldı ve çenemin altına saplandı. Kanama başladı ama ben işi bırakamadım. Çünkü fırından malzemeyi bıraksam gidecek. Boşta olan bir arkadaş koştu, pamuk bastı. Ben bir taraftan çalıştım…”.

Direnişin onun için ne anlam ifade ettiğini sorduğumda, “Biz bu sayede arkadaş olduk” diyor. “Yarım saatlik yemek molasında elimizi mi yıkayalım? Yemeğimizi mi alalım? Çay mı içelim? Ne ara sohbet edeceğiz ki? Bu iş yerindeki arkadaşların yarısından fazlasını bu direniş sayesinde tanıdım. Çoğunun yüzünü hiç görmemiştim. Gördüklerimin de isimlerini bilmiyordum. Birbirimize selam verip, gülümsemenin dışında bir şey yapamıyorduk. ‘Merhaba’ almak için bile vakit yoktu. Şimdi ise aramızda birçok şeyi konuşuyoruz” diyerek direnişteki kadınların ortak hikayesini özetliyor aslında.

‘NEYİMİZ TAM Kİ KREŞ OLSUN?’

Direniş alanında oyun oynayan iki çocuk dikkatimi çekince, “Fabrikada kreş var mı?” diye soruyorum, gülüşüyorlar… “Neyimiz tam ki kreş olsun?” diyor biri. O iki çocuktan birinin annesi olan Gülsüm Deniz, “Birini dışarıda bıraktım, diğerini yanımda getirdim. Napayım? Bakacak kimse yok” diyor. Kadın işçilerin birçoğunun çeşitli nedenlerle borcu olduğu için özel kreşe çocuklarını bırakamadıklarını söyleyen Gülsüm, “Bir arkadaşımız çocuğunu eve kilitleyip geldi bir gün işe. O gün de evine hırsız girmiş. Çocuk hırsızla karşı karşıya gelince korkuyor tabii, hırsızlar da susturmuşlar. Borcu var. Ne işten çıkabiliyor ne de çocuğunu baktıracak birini bulabiliyor”. O an; çocuk nasıl sağ kaldı şaşırsan mı, kadın işçi o an neler hissetti diye düşünüp üzülsen mi, fabrikada da bu kadar kadın işçi varken “Neden kreş yok?” diye patrona kızsan mı bilemiyorsun…
Bir gününü anlatmasını istiyoruz Gülsüm’den, şöyle yanıtlıyor: “Sabah kalkıp işe geliyoruz. 4 buçuğa kadar buradayız. Sonra evde işler bizi bekliyor tabii. Dinlenemiyoruz. Çocuklar, yemek derken akşam oluyor. Sosyal hayatımız hiç yok. 1 gün iznimiz var. O da evi temizle, çocuk derken geçiveriyor”. Birden elindeki dikiş izlerini gösteriyor. 20 Şubat’ta iş kazası geçirmiş. Neredeyse parmağını kaybedecek kadar ağır bir kaza üstelik. “Makinenin başlığında koruma olmadığı için sol elim kesildi. Ambulans çağırdılar. Beni sigorta hastanesine götürdüler. Yanımda kimse yoktu. Ne bir geçmiş olsun dediler ne de maaşımı ödediler. Hiç hak talep edemedim. Hem maaşım kesildi hem de 40 günlük sigortam” diye anlatıyor yaşadıklarını. Burada çalışmaya başlamadan önce herhangi bir sağlık sorununun olmadığını, ancak geçtiğimiz günlerde bel ağrısından hastaneye gittiğinde fıtık teşhisi konduğunu söylüyor. Yaşadığı sorunları dile getirdiğinde ise kapıyı göstererek işten atmakla tehdit ettiklerini söylüyor.

‘SENDİKA ŞEMSİYE GİBİ HEM GÜNEŞTEN HEM YAĞMURDAN KORUYOR’

Fatma Yalçınkaya 1998’de Tokat’tan göç ederek İstanbul’a gelmiş. Eşiyle birlikte 3 yıldır SeraPool’da “Serabella” denilen bölümde çalışıyor. Bu bölümde havuza kaplama malzemeleri üretiyorlar. Şartları ise tıpkı diğer bölümlerde olduğu gibi çok kötü. “İlk başladığımızda evimizden işe sevinerek geliyorduk. Ama bir baktık ki 1 gün izin alıp gelmediğinde 2 günlük yevmiyen kesiliyor. 800 lira ile işe başlamıştım. Şimdi 1040 lira maaş alıyorum. Daha yeni zam oldu. Benimle birlikte bu bölümde işe başlayanların hepsi şartlara dayanamayıp işi bıraktı. Buna rağmen müdür gelip ‘Bu bölümden verim alamıyoruz’, ‘Burayı çiftlik mi zannediyorsunuz?’ diyerek baskı yapıyor sürekli” diye anlatmaya başlıyor.

Eşi de elektrik bölümünde çalışıyor. “Ucu ucuna geçiniyoruz” diyen Fatma abla, “Ben idare etmesem nasıl olacak? Sosyal hayatımız zaten yok. 3 çocuğum var. Okulları uzak ama servise bile veremedim. Yürüyerek gidip geliyorlar” diyor.

Fabrikada memurlar ile işçiler arasında ayrım yapıldığını söyleyen Fatma abla, “Memur ayrı yiyor, biz ayrı. Onların bardakları cam, masalarında peçeteleri var” diyor.

Yaklaşık 3 aydır yürüttükleri sendika mücadelesinden bahsettiği sırada, “Senin için sendikalı olmak direnişten önce ne demekti?’ diye soruyorum şöyle yanıtlıyor: “Böyle bir dayanışmayı hayal bile edemezdik. Hepimizin aklı başına geldi. Sendika demek, şemsiye demek. Hem yağmurdan hem güneşten koruyacak bizi. Böyle düşünerek çıktık yola. Fazlasını değil, hakkımız olanı istiyoruz. Alana kadar da mücadele edeceğiz”.

 

(Evrensel Gazetesi – 21 Haziran 2015)

SeraPool direnişi destek ziyaretleriyle güçleniyor / DİSK Genel Başkanı Kani Beko destek ziyaretinde bulundu

DİSK Genel Başkanı Kani Beko direnişteki SeraPool işçilerini ziyaret etti. Ziyarete HDP İstanbul Milletvekili Sezai Temelli, Genel-İş yöneticileri ve üyeleri ile Tümka-İş üyesi işçiler ile CHP Pendik İlçe Başkanı da katıldı.

Cam Keramik-İş’te örgütlenen ve işten atmaya karşı direnişe geçen işçilerin yaşarken ölmemek için mücadele ettiğini söyleyen Beko, işçilerin birlik oldukları sürece mutlaka kazanacaklarını ve sendikanın da her zaman yanlarında olduğunu ifade etti.

Sezai Temelli de işçilerin taleplerini Mecliste dile getireceklerini söyledi.

Ramazanın birinci gününde Emek Partisi Pendik İlçe Örgütü de SeraPool işçilerine iftar yemeği verdi.

(Evrensel Gazetesi / 19 Haziran 2015)

SeraPool işçisine tazminatsız işten atma tehditi

 

Cam Keramik-İş Sendikasında örgütlenerek insanca çalışma, insanca yaşam talebiyle üretimi durduran SeraPool işçileri, direnişin 8. gününde işten tazminatsız atmayla tehdit edildi.

Ramazanın ilk gününde tuvalet ve lavaboları da işçiye kapatan patronun hamleleri işçiler için sürpriz olmadı. Patronun hamlesine, “İlk günden daha kararlıyız. Biz vazgeçmek kelimesinin anlamını unuttuk” diyerek cevap veren işçiler, üretime başlamadı. Patron tarafından fabrikaya asılan pankartta yer alan “İşbaşı yapmayan işçilerin her biri için ayrı işlem yapılacak” ifadesini işçiler, işçiyi bölme girişimi olarak değerlendirdi. İşçiler, “Biz beraber hareket ettiğimizde neler yapabileceğimizi gördük. Bunu gören patron da birliğimizi bozmaya çalışıyor ancak biz her geçen gün daha da kenetleniyoruz. Ölmek var dönmek yok” dedi.

ZİYARETLER SÜRÜYOR

Öte yandan işçilere destek ziyaretleri de sürüyor. İşçileri dün KESK Şubeler Platformu ve Pendik Kadın Dayanışma Derneği ziyaret etti. DİSK Yönetim Kurulunun ise işçileri bugün ziyaret edeceği belirtildi.

(Evrensel Gazetesi/ 18 Haziran 2o15)

SeraPool’da onur ve gelecek direnişi

 

DİSK’e bağlı Cam Keramik-İş’te örgütlenen SeraPool Fabrikası işçileri yalnızca ekonomik talepler için değil, onurları ve gelecekleri için de direniyor. Kölelik koşullarında yaşadıklarını söyleyen işçiler bu durumu tersine çevirmeye kararlı. “Ölmek var dönmek yok”, “İş, ekmek, özgürlük” sloganlarıyla kararlılıklarını dile getiren ve birbirlerine kenetlenen SeraPool işçilerinin 3 temel talebi var: Patronun sendikayı tanıması, hiçbir işçinin işten atılmaması ve eylemler boyunca ücret kesintisi yapılmaması.

SeraPool işçileri için Bursa metal işçilerinin direnişi, işaret fişeği olmuş. Çocuğunun karnesini almak için patrondan izin almaya giden işçinin işten atılması ise fitili ateşlemiş. Bir işçi direnişin ilk gününü şöyle anlattı: “Erdinç sendikal örgütlenmenin içinde olan bir arkadaşımız. Çocuğunun karnesini almaya gidecek. Patrondan izin kağıdı almak için gidiyor, izni alıyor. Ustabaşının biri de patrona Erdinç’in sendikal örgütlenme içinde olduğunu söylüyor. Erdinç kapıdan çıkarken geri çağırıyorlar, ‘Sen izinsiz çıktın’ diyorlar, kovuyorlar. Bu duyulunca işçilerin tümü kendiliğinden işi bıraktı.”

SENDİKALILARLA SENDİKASIZLAR AYRILSIN

Ardından “Erdinç yoksa biz de yokuz”, “Hepimiz Erdinç’iz” sloganlarıyla üretimi durduran işçiler, fabrika bahçesinde toplandılar. İşçiler eylemin ardından patronla ilk karşılaşmalarını şöyle aktardı: “Patron sendikaya üye olanların sol tarafa, üye olmayanların sağ tarafa geçmesini söyledi. Sendikasızlar bile sendikalıların yanına, sol tarafa geçti. Direniş başladı.”
Direniş başlamadan önce 90 olan sendikalı işçi sayısı 140’a çıkarken, üretimi durduran sabah vardiyasına akşam vardiyası da katıldı.

SeraPool işçileri için örgütlenme girişimi ilk değil. Daha önce iki kez Cam Keramik-İş’te örgütlenmeye çalışmışlar. İkisinde de patronun işten atmalarla sendikalaşmayı bastırmış. Ancak olumsuz da olsa geçmişte biriktirdikleri bugün işçilere yol gösteriyor. Patron işçileri akrabalarını arayıp devreye sokmaya çalışsa da, baskıyı artırsa da direnişin kırılmamasının ve kararlılıkla sürdürülmesini nedeni de bu.

İşçilerin bu kararlılığın arkasında birlik olmaları yatıyor. Bunun bozulması halinde başlarına geleceği de biliyorlar: Sendikasız, güvencesiz, geleceksiz, kölece çalışmaya devam etmek. Bu nedenle ne olursa olsun birliklerini korumakta ve talepleri için direnmekte kararlılar.

BOYNU KESİLDİ ÇALIŞMAYA DEVAM ETTİ

Depo bölümünde çalışan işçiler güne fare leşlerini, köpek dışkılarını, tüylerini temizleyerek başlamak zorunda. Deponun ‘güvenliğini’ iki köpek sağlıyor. Makineler çalışınca havada uçuşan tüyler, tozlar takılan maskeleri simsiyah yapıyor. Üretim bölümünde ise sık sık iş kazaları yaşanıyor. İşçi kesik ellerini makineye kaptırırsa ‘düşük performans’ deniliyor, zam verilmiyor. 50 derece sıcakta üretim yapılıyor ama su içmeye zaman yok. Yemek arası yarım saat. Beyaz yakalı yemeği tabakla, suyu cam bardakla içerken; mavi yakalı yemeği tabldotla, suyu demir bardakla içiyor. Bir kadın işçi şöyle devam etti: “İş kazası geçirdim boynum kesildi ama makineyi bırakamıyorum. Bırakırsam dağ olacak yetişmek mümkün değil. Bir kadın arkadaş gelip pamukla kanamayı durdurdu.” 50 derecede üretim yaptıkları için 32 derece sıcakta direnmek onlar için piknik yapmak gibi.

İŞ AĞIR ÜCRET DÜŞÜK

İşçi, ücretlerin düşük olması nedeniyle çocuğunu ücretsiz belediye parkından başka yere götüremiyor, çocuğu dondurma görmesin diye yolunu değiştiriyor, bisiklet alamıyor. Karnını doyurabilmek için bile ek iş yapmak zorunda kalıyor. Bütün işçiler borçla yaşıyor. İşçi 1 gün izin aldığında 2 gün ücreti kesiliyor. Raporluysa o günün ücreti de kesiliyor. Fazla mesai karşılığında para ödenmiyor çalışılan saatler toplanıp yıllık izne ekleniyor. Bir işçi bu eklemede de oyun oynandığını söyledi: “Babam vefat etti. 7 gün izni kullandım. Geldiğimde 2.5 gün borçlusun dediler. Benim hesabıma göre 7 gün alacağım var.”

‘AK PARTİ DESTEĞE GELMEZ!’

SeraPool’a giderken irili ufaklı metal-döküm, plastic, kablo, otomotiv, tekstil atölye ve fabrikaları mevcut. Bunlardan en büyüğü Ülker fabrikası, aynı zamanda SeraPool’e en yakını. İşçisini DİSK’e bağlı Gıda-İş’te örgütlendiği için işten atan Ülker’i bu direnişin nasıl korkuttuğunu tahmin etmek zor değil. Ülker işçisi fiili olarak desteğe gelemiyor ama Ülker’de taşeron olarak çalışan işçiler bizzat desteğe geliyorlar.  SeraPool işçisi birlik bozulur kaygısıyla hareket ediyor, siyaset tartışmaktan kaçınıyor. Ancak destek beklediklerini gizlemiyorlar. Çoğu muhafazakar olan SeraPool işçisi AKP’ye oy vermiş. “Ak Parti’liyim” diyen bir işçi şöyle devam etti: “Ama Ak Parti desteğe gelmez.” İşçi bunu deneyimleriyle söylüyor. Bir AKP’li aracılığıyla Pendik belediye başkan yardımcısına gittiklerini dile getiren işçi, Başkan Yardımcısının “DİSK ise bizim yapabileceğimiz bir şey yok” dediğini aktardı.

DİRENİŞİ KADINLAR GÖTÜRÜYOR

SeraPool işçilerinin yüzde 80’i kadın. Kadınlar erkeklerle aynı işi yapıyor. Kendi ağırlığı kadar ağır kasaları taşıyorlar. Bir kadın işçi “10 kişinin yapacağı işi 6 kişi yapıyoruz” diyor. Ancak aldıkları ücret erkeklere göre daha düşük. Bir kadın işçi “Aldığı 1000 lirayı utandığı için söyleyemeyen arkadaş var” diyor. Kreş sorusuna gülüyorlar: “Her şey bitti de kreş mi kaldı?” Eşi-dostu-akrabası olan şanslı. Çocuğu onlardan birine vardiyalı olarak bırakı-yor. Çocuğa baksın diye memleketten dedesini getiren de var, çocuğu eve kilitleyip çıkmak zorunda olan da, “Çocuğu sübyan okuluna bıraktım” diyen de. Bir kadın işçi arkadaşlarıyla konuşuyor: “Şimdi eve gideceğim ama ütü yapmak için değil, dinlenip geleceğim.”

Direnişle sosyalleştiklerini söyleyen kadın işçiler, birbirlerini de direnişle tanımış: “Kadın işçiler olarak birbirimizin yüzünü görmüyorduk, gördüklerimizin de adını bilmiyorduk. Birbirimizle çalışırken tartışarak tanışıyor, birbirimizi yanlış tanıyorduk.”

İŞÇİNİN SENDİKASI: CAM KERAMİK-İŞ

Öncü işçiler sendika araştırması yaptıktan sonra yüzde 1 iş kolu barajının altında kalsa da Cam Keramik-İş’i kendilerine uygun bulmuş. Nedenini ise şöyle açıklıyorlar: “Aylık 50 bin lira maaş alan sendikacı işçinin halinden ne anlar? Cam Keramik-İş bizim sendikamız.” Örgütlenme çalışmalarını patrondan gizli yürüttüklerini anlatan işçiler, önce örgütlenme fikrine sıcak bakan işçilerle görüşüyor. Çünkü fabrikada sendikayı ‘günah’ görenler de, ‘komünist işi’ gören de var. Sendika için toplantılar yapmışlar. Ama dikkat çekmemek için servislerden farklı noktalarda inip, toplantı için belirlenen yerde öyle gitmişler.

Kadın işçiler ise ayrı toplantılar yaparak sendikayı tartışmış. Direnişin 6. gününde kurdukları komiteler ve seçtikleri 3 işyeri temsilcisiyle sendikayı işçiler yönetiyor.

(Evrensel Gazetesi/18 Haziran 2015)

Serapool işçilerinin direnişi sürüyor: İnsanca yaşamak ve çalışmak için



Cam Keramik-İş Sendikasında örgütlenen SeraPool fabrikası işçileri 15-16 Haziran direnişinin 45. yılında yürüyüş düzenledi. Fabrikanın Kurtköy’deki deposu önünde toplanan işçiler, Kurtköy sanayi yolu üzerinden fabrika önüne yaptıkları yürüyüşte sık sık “İş ekmek özgürlük”, “SeraPool’e sendika girecek”, “İnsanca çalışmak istiyoruz” sloganlarını attı. Yol üzerindeki fabrikalarda çalışan işçilere seslenen SeraPool işçileri, dayanışma çağrısında bulundu. Kurtköy sanayi bölgesinde çalışan işçiler de eyleme büyük ilgi gösterdi.

200 işçinin çalıştığı fabrikada sendikalaşma nedeniyle bir işçi işten atılınca 4-12 vardiyası iş bıraktı, diğer 2 vardiyanın işçileri de kendilerini fabrikaya kapattı. Çalışma koşullarının ağırlığına isyan eden işçiler, sendikaları kabul edilene, çalışma koşulları değişene ve atılan arkadaşları geri alınana kadar işbaşı yapmayacaklarını söylüyor. Havuz malzemeleri üreten ve ağırlıklı kadın işçilerin çalıştığı fabrikada, özellikle kadın işçiler mücadelenin en önünde yer alıyor. 2-3 tonluk malzemeleri çeken kadın işçiler, erkek işçilerle aynı işi yapmalarına rağmen düşük ücret alıyor. Tuvalete gitmek, su içmek, hasta olmak, izin almak yasak.

KADIN İŞÇİ DAYANIŞMASI

DİSK/Gıda-İş’e üye oldukları için işten atılan Divan işçileri de SeraPool işçilerini ziyaret etti. Divan işçileri adına konuşan Sedef Erdal, “Bizler kötü çalışma koşullarını değiştirmek için sendikaya üye olduk. Fabrika önünde kurduğumuz direniş çadırıyla mücadelemizi sürdürüyoruz. SeraPool işçilerinin bu kararlı duruşu işçi sınıfının mücadelesini yükseltecektir” dedi.

SeraPool işçilerinden Ayşe Şelti de kötü çalışma koşularına dikkat çekti. “Ağır malzemeler taşıyoruz bel ağrısı fıtık iş kazaları gibi her gün çeşitli kazalar fabrikada yaşanıyor” diyen Şelti, 50 derece sıcaklıkta çalıştıklarını söyledi. Eşit işe eşit ücret istediklerini dile getiren Şelti, patronun işçileri insan yerine koymadığını, milyonlarca dolar kazanmasına rağmen işçilerin haklarına saygı göstermediğini belirtti.
Bir başka Kadın İşçi Emine Kaya da ağır koşullara karşın asgari ücret aldıklarını belirterek “Bu koşularda çalışacak gücümüz kalmadı ve sendikaya üye olduk” dedi.

Satı Uygurbaş da koşulların değişmesi için birlik olduklarını ve sendikalaştıklarını ifade ederek şöyle devam etti: “Fabrikadan çıkmama kararı aldık. Çocuklarımızın geleceği için bu mücadeleyi sürdüreceğiz” dedi.

GÖRÜŞMELER BİR AN ÖNCE BAŞLAMALI

DİSK/ Cam Keramik-İş Sendikası Genel Merkez Yöneticisi Mehmet Turp, yıllardır ağır şartlarda çalıştırılan işçilerin Anayasal haklarını kullanarak sendikalarına üye olduğunu söyledi. Patronun işçilerin tercihine saygı duyması gerektiğini dile getiren Turp, “Patron bir an önce görüşmelere başlamalı ve iş barışını sağlamalı” dedi. Turp özellikle kadın işçilerin çalışma koşuları düzeltilmeden üretimin başlamasının imkansız olduğunu söyledi.

İşçilerden Cemal Duman şunları söyledi: “16 yılık işçiyim 1100 lira ücret alıyorum. Geçenlerde babam öldü ve cenaze için 11 gün izin verdiler ama ben 7 gününü kulandım. Patron 3 gün borçlu olduğumu söyleyerek mesailerimi kesti. Vardiya parası alamıyoruz, insanca muamele göremiyoruz. Hakaret, tehdit… İşçiye her türlü saldırıda bulunuyorlar. Bu yüzden sendikalı olarak işbaşı yapana kadar fabrikayı terk etmeyeceğiz.”

(Evrensel Gazetesi/ 15 Haziran 2015)