Oca 23

SERAPOOL İŞÇİLERİNE CEZA DAVASI

2015 yılı Haziran ayı içerisinde sendikamıza üye oldukları için işten atılan Serapool işçileri, aylarca fabrika önünde direnmiş ve bu güne kadar haklı davalarına sahip çıkmışlardır. Önce işverenin açtığı yasadışı grev tespiti davasını kazanan işçilerimizin büyük çoğunluğunun işe iade davaları da kazanımla sonuçlanmış ve işveren her işçimize 16 brüt maaş tutarında tazminat ödemek zorunda kalmıştır. Mahkemelerin verdiği işe iade kararlarını uygulamayarak hukuku hiçe sayan Serapool patronu işçilerimizin Kıdem ve İhbar tazminatlarına da ödemeyerek süreci biraz daha uzatma yoluna gitmiş ve kötü niyetini bir kez daha açık etmiştir.

Tüm bu yaşananların üzerine yenilgiyi hazmedemeyen Serapool patronu, şimdi de içlerinde sendika yöneticilerimizin de olduğu 115 işçi ile ilgili, çalışma hürriyetini ihlal gerekçesiyle ceza davası açmıştır. Uzun süredir tanık olmadığımız cinsten bu işçi düşmanlığı ve bu aymazlık karşısında Serapool işçileri yine birlik içinde aynı kararlılıkla gerekli cevabı verecektir. Anayasal bir hak olan sendikalaşma hakkını kullandığı için bir işçimizi “bir daha çocuğunu görememekle” tehdit eden, 15-20 yıllık işçilerini tazminatsız işten çıkaran ve mahkeme kararına rağmen işe geri almayan, kıdem tazminatlarının üstüne yatmaya çalışan işveren utanmadan işçilerimizin cezalandırılmasını istemektedir.

17 Ocak Salı günü Kartal Adliyesi 16. Asliye Ceza Mahkemesinde görülmeye başlayan ve üst üste dört gün süren davada ifade veren işçilerimiz, işverenin iddialarının asılsız olduğunu beyan ederek beraatlarını talep etti. duruşma 31 Mart tarihine ertelendi.

Ara 29

ASGARİ ÜCRET, YİNE SEFALET; 1404 TL

Her açıklamada Türkiye ekonomisinin ne kadar büyüdüğünden, ne büyük işler başardıklarından bahseden hükümet, 2017 yılı asgari ücretini 1404 TL olarak belirledi. Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) dahi, tek bir kişinin asgari geçim maliyetinin 1669 TL olduğunu açıklamasına rağmen, hükümet işçiye al 1404 TL ile aileni geçindir demiştir. Çalışma bakanı kredi borcuna batmış milyonlarca işçiye bir de dalga geçer gibi, “az veren candan çok veren maldan” açıklaması yapmıştır. Her fırsatta milli iradeden bahsedenler, bir kez daha milleti hüsrana uğratmış, işçilere ve emekçilere sefalet ücretini reva görmüşlerdir. Ancak anlamadıkları bir şey var. Bu hayat pahalılığında bu rakamla yaşamak gerçekten mümkün değildir ve bu rakam işçiyle alay etmektir. İşçilerin mücadele etmekten ve meydanlara çıkmaktan başka çaresi kalmamıştır. Sendikalar ve konfederasyonlar fikir ayrılıklarını bir tarafa bırakarak acilen bir araya gelmeli ve birlikte mücadeleyi örgütlemelidir. Madem ki asgari ücret en büyük toplu sözleşmedir, bu rakamı kabul etmeyerek mücadeleyi en ileriden başlatmalıdır. 2017 artık işçilerin ayağa kalktığı, emeğine sahip çıktığı ve mücadeleyi büyüttüğü bir yıl olmalıdır.

Ara 13

ARTIK YETER..

Yine bir bombalı saldırı, yine ölüm, yine korku, yine terör.. yine acılı ailelere başsağlığı yaralılara acil şifalar diliyor, yine kandan beslenenleri lanetliyoruz. Artık yeter.

Son 1.5 yılda ülkemizin çeşitli yerlerinde, 20’ nin üzerinde bombalı saldırı gerçekleştirildi. Yüzlerce insanımız canından oldu, binlerce insanımız sakatlandı. Toplum korku içinde yaşamaya, farklı kesimler birbirine şüpheyle bakmaya alıştırıldı. Halkımız barış dedikçe, kardeşlik dedikçe, huzur dedikçe, kandan beslenen çevreler yaşamımızı dinamitlemeye devam ediyor. Şiddet şiddeti doğuruyor da bu işten kimler kazançlı çıkıyor. 

Bu yaşananların sorumlusu, muhatabı ülkeyi yöneten siyasi iradedir. Yürütülen yanlış politikalardır. Dışarıda ve içeride savaş politikalarını hayata geçiren, tekelci sermayenin çıkarları uğruna komşu ülkelere asker gönderen, emekçi halkların karşılıklı düşmanlaşmasından başka bir sonuç vermeyen bu politikalar ülkemizi uçurumun kenarına sürüklemiştir. Bu kadar acı yaşanırken istihbarat teşkilatları ne iş yapmaktadır. Ülkeyi yönetenler hesap vermeli ve bu gidişe dur demelidir. Taziye mesajlarıyla ve intikam çağrılarıyla nereye kadar gidilecektir.

Hükümet, çözüm üretmek, barışı ve huzuru tesis etmekle yükümlüdür. Artık yeter.

Ara 05

Bireysel emeklilikte kademeli geçiş olacak

52247

Düzenlemeye göre;
– İlk aşamada bin ve üzeri çalışanı olan özel sektör 1 Ocak 2017’de, memurlar (genel ve özel bütçeli idareler) ve 250-1000 çalışanı bulunan özel sektör 1 Nisan 2017’de sisteme geçecek.

– 100 ile 249 çalışanı olan özel sektör, 1 Temmuz 2017’de, mahalli idareler ve KİT’ler ise 1 Ocak 2018’den itibaren sisteme dahil olacak.

– Öte yandan özel sektörde faaliyet gösteren, 10-49 çalışanı olanlar işverenler aracılığıyla 1 Temmuz 2018’den itibaren, 5-9 çalışanı olanlar da 1 Ocak 2019’dan itibaren sisteme girebilecek.

ZORUNLU EMEKLİLİK NEDİR

6740 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Ağustos 2016’da kabul edildi ve Ocak 2017’de yürürlüğe girecek.

45 yaş altı çalışanlar (işçiler ve kamu görevlileri) Ocak 2017’den itibaren otomatik olarak BES’e katılacak. Yeni düzenlemeyle kademeli geçiş olacak.

Çalışanlardan sosyal güvenlik primine esas brüt kazançlarının yüzde üçü oranında kesinti yapılacak.

İsteyenler iki ay içinde cayma hakkını kullanarak sistemden çıkabilecek.

Çalışanların bizzat kendilerine imzalatılacak emeklilik sözleşmesi, işveren tarafından hazırlanacak.

Zorunlu BES’te devlet sisteme girişte bir defaya mahsus olmak üzere bin TL katkı yapacak. Ayrıca her ay devlet yüzde 25’i oranında katkı yapacak.

Daha fazla tutarda kesinti yapılmasını isteyen çalışan, emeklilik sözleşmesinde bunu talep edebilecek.

İşveren katkı payını zamanında şirkete aktarmaz veya geç aktarırsa çalışanın birikiminde oluşan parasal kaybından sorumlu.

Yükümlülüklerine aykırı davranan işverenlere, her bir ihlal için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB) tarafından 100 Türk Lirası idari para cezası uygulanacak.

Ara 05

ÜCRET ASGARİ, EŞİTSİZLİK AZAMİ! ASGARİ ÜCRET GEÇİM ÜCRETİ OLMALIDIR! ASGARİ ÜCRET 2000 TL NET OLMALIDIR!

DİSK Yönetim Kurulu adına DİSK Genel Başkanı Kani Beko’nun 2017 asgari ücreti ile ilgili olarak Genel Merkezimizde yaptığı açıklama

img_1565-1024x683

2017 yılı asgari ücreti bildiğiniz gibi Aralık ayı içinde belirlenecek. Asgari ücret tespiti öncesinde özellikle sermaye ve hükümet çevrelerinde asgari ücret artışını düşük tutmaya dönük açıklamalar gelmeye başladı.

Hükümet ve sermaye çevrelerinin asgari ücretin yüksekliğine ilişkin abartılı ve gerçekdışı değerlendirmelerine dair görüşlerimizi paylaşmadan önce bir hatırlatma yapmak isteriz.  Bilindiği gibi DİSK olarak 2015 yılı asgari ücretinin net 1800 TL olmasını, 2016 asgari ücretinin ise net 1900 TL olmasını savunduk. Asgari ücrette esaslı bir artış yapılmasına yönelik başta konfederasyonumuz tarafından dille getirilen talepler, 7 Haziran 2015 seçimleri öncesinde partilerin gündemine girdi. 1400 ile 1800 TL arasında asgari ücret, muhalefet partilerinin seçim vaatleri arasına yer aldı.

Asgari ücretin artış taleplerine kulaklarını tıkayan ve 7 Haziran seçimlerinden büyük oy kaybıyla çıkan AKP hükümeti, 1 Kasım seçimleri öncesinde ise net 1300 TL asgari ücreti kabul etmek zorunda kaldı. 2016 asgari ücretinde yaşanan yüzde 30’luk artış başta konfederasyonumuzun yürüttüğü kampanya olmak üzere emek hareketinin önemli bir kazanımı oldu. Hükümet ve sermaye çevreleri şimdi bu kazanımı aşındırmak için çeşitli gerekçelerle asgari ücret artışını baskılamak istiyor. Oysa Türkiye’de asgari ücret geçim ücreti olmaktan hala çok uzaktadır ve ücretler asgari iken eşitsizlikler azamidir. Bu konuda konfederasyonumuzun araştırma birimi DİSK-AR tarafından hazırlanan Asgari Ücret Raporu’ndan çeşitli bulguları sizlerle paylaşmak istiyoruz.

  1. Türkiye’de emeğin milli gelirdeki payı düşmektedir.

Asgari ücretin enflasyonun üzerinde artmış olması, gelir dağılımında ve yaşama koşullarında anlamlı bir etki yaratmamıştır. Nüfusun en düşük gelir grubunu oluşturan yüzde 20’lik diliminin milli gelirden aldığı pay, uzun süredir yüzde 6 civarında çakılı kalmıştır. Buna karşın nüfusun en yüksek yüzde 20’lik grubunun milli gelirden aldığı pay yüzde 46 civarında seyretmektedir. Nüfusun en düşük gelire sahip yüzde 20’lik dilimi ile en yüksek gelire sahip yüzde 20’lik dilimi arasında 8 kat fark vardır. 1999’da yüzde 52,2 olan ücretlerin milli gelir içindeki payı 2000’li yıllarda sistemli biçimde azalarak 2015 yılında yüzde 34 seviyesine gerilemiştir. Bu da Avrupa Birliği ortalaması olan yüzde 55’in hayli gerisindedir.

  1. İşverenlerin iddialarının aksine Türkiye’de işgücü maliyetleri düşüyor

2000 yılında 100 olan işgücü maliyeti, 2015 yılında 27 puanlık düşüşle 73’e gerilemiştir. Oysa aynı dönem içinde AB ülkelerinde işgücü maliyetlerinde sadece üç puanlık düşüş yaşanmıştır.

Asgari ücret artışlarının gerçek maliyeti işverenler tarafından üstlenilmemektedir. İşverenler, teşvikler ve verimlilik artışı yoluyla, yük olarak ifade ettikleri işgücü maliyetlerinden sürekli olarak tasarruf etmektedir. Yani, ücret ve verimlilik arasındaki makas açılmakta, uzun çalışma saatleri ve yoğun/ağır çalışma koşulları da işgücü maliyetinin düşmesine yol açmaktadır.

  1. Asgari ücretin işverene maliyeti azalıyor.

Sermaye çevreleri özellikle 2016’daki yüzde 30’luk asgari ücret artışını bahane ederek, maliyetlerinin çok arttığından dem vurmaktadırlar. Ancak bu yakınmaları gerçeği yansıtmıyor. Asgari ücretin işverene maliyeti bir yandan Asgari Geçim İndirimi (AGİ) öte yandan 5 puanlık SGK prim indirimi nedeniyle önemli ölçüde düşmektedir. 2016 itibariyle AGİ hariç asgari ücret 1300 TL değil, 1177 TL’dir. İşveren tarafından işçiye ödenen net asgari ücret budur.

Asgari ücreti “yük” olarak göstermek isteyen işverenlere yönelik yüzde 5’lik SGK prim desteğinin bütçeye getirdiği yük, 2010-2016 arasında 63 Milyar TL’dir. Asgari ücret artışının çok önemli bir bölümü kamu kaynaklarından sağlanmaktadır. Böylece işverenin yükümlülüklerinin bir bölümü, halkın/emekçilerin sırtına yüklenmektedir. Halkın/emekçilerin vergileriyle işverenler finanse edilmekte, işverenlere bütçenin neredeyse yüzde 4’ü aktarılmaktadır.

  1. Hükümetin iddialarının aksine Türkiye düşük asgari ücretli ülkeler arasındadır.

Asgari ücretin rakamsal olarak karşılaştırmasının emekçiler açısından anlamı yoktur. Önemli olan asgari ücretin alım gücünün karşılaştırılmasıdır. OECD 2015 verilerine göre asgari ücretin satın alma gücü açısından Türkiye 26 OECD ülkesi içinde 20. sırada yer almaktadır. Yine satın alma gücüne göre bir değerlendirme yapıldığında AB ülkeleri ortalama Türkiye’nin 2 ile 2,5 kat daha yüksek asgari ücrete sahiptir.

  1. Asgari ücret dolar karşısında eriyor.

2008 yılı başında 414 dolar olan asgari ücret 2016 Kasım ayı itibariyle 377 dolara geriledi. Döviz kurlarındaki erime asgari ücreti de aşındırmaktadır. Dövizdeki artış nedeniyle enflasyonun yükselmesi, reel olarak geriletecektir.

Bu gerçekler ışığında 2017 asgari ücreti ile ilgili olarak taleplerimiz şunlardır:

  1. İşçi-memur ayrımı yapmadan tüm çalışanlar için tek asgari ücret.

Asgari ücret tüm çalışanlar için ortak ve toplu pazarlıkla belirlenmelidir. Görüşmeler kamuoyuna açık hale getirilmeli, anlaşmazlık durumunda işçilerin üretimden gelen güçlerini kullanabilecekleri yasal zeminler oluşturulmalıdır.

Ülkemizde 2012 sonrasında memurların ücretleri ve dolayısıyla memur asgari ücretleri, eksik yönlerine rağmen toplu sözleşme yoluyla belirlenmektedir. Ancak devletin işçi çalışanları ile devletin memur çalışanları arasında asgari ücret açısından farklılıklar ortaya çıkmaktadır.

En düşük devlet memuru maaşı Temmuz 2015 yılı itibariyle 2 bin 191 TL, Temmuz 2016 itibariyle 2 bin 517 TL olarak gerçekleşmiştir. Kuşkusuz bu memur maaşlarının yüksek olduğunu değil, işçilerin asgari ücretinin düşük olduğunu göstermektedir.

  1. Asgari ücret AGİ hariç net olarak hesaplanmalı ve vergi dışı bırakılmalıdır.

2008’de AGİ’nin dahil edilmesiyle net asgari ücret olduğundan yüksek gösterilmeye başlandı. Oysa AGİ işveren tarafından ödenmiyor ve ücret değil. Net asgari ücret işveren tarafından işçiye ödenen miktardır. AGİ ise devlet tarafından sağlanan bir destektir.

Mevcut uygulamada asgari ücret AGİ yoluyla kademeli olarak vergiden muaf tutulmaktadır. Evli ve 5 çocuklu çalışan tümüyle vergiden muaf olabilmektedir. Ücretin asgari ücret kadar bölümü tümüyle vergiden muaf tutulmalıdır.

  1. Asgari ücret tespitinde uluslararası ilkelere, ulusal mevzuata ve TÜİK verilerine uyulmalıdır.

Ülkemizdeki asgari ücret tespit mevzuatı asgari ücreti işçinin kendisinin asgari ihtiyaçları ile sınırlamaktadır. Bu tespit yöntemi değişmeli ve işçinin ailesini dikkate alan bir tespit yöntemi kabul edilmelidir. Asgari ücret İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 131 sayılı sözleşmesi ve Avrupa Sosyal Şartı’na uygun biçimde işçinin ve ailesinin insanca yaşamasına yetecek şekilde belirlenmelidir.

Ancak asgari ücret TÜİK tarafından hesaplanan bir işçinin geçimi için gerekli besin içi ve besin dışı harcamalara ilişkin asgari tutarın dahi altında kalmaktadır. TÜİK tarafından 2015 Aralık ayında Asgari Ücret Tespit Komisyonuna sunulan ve Kasım 2015’teki değerleri içeren miktar 1600 TL iken, enflasyon ve milli gelir artışından pay da hesaba katılmadan asgari ücret 1300 olarak belirlenmiştir.

  1. Asgari ücret 2000 TL net olmalıdır.

Bir işçinin geçimi için gerekli miktarın aradan geçen bir yıl içinde en az yüzde 10 oranında arttığı kabul edilmelidir. Bu durumda 2016 Kasım ayında bu miktar 1750 TL civarında olacaktır.

2017 için ise döviz kurlarındaki sıçrama nedeniyle enflasyonun da artacağını söylemek kehanet olmayacaktır. Dolayısıyla 2016 Kasım ayında 1750 TL civarında olan tek bir işçinin asgari yaşam maliyeti 2017’de 2000 TL’yi rahatlıkla bulacaktır.

Asgari Ücret Tespit Yönetmeliğinde yer alan esaslar işçinin ve ailesinin insanca yaşamasına yetmemekle birlikte, bu yönetmelikteki ilkelere uyulması durumunda dahi 2017 yılı asgari ücretinin en az 2000 TL net olması gerekir. Zorunlu BES uygulamasının ücretleri aşındıracağı dikkate alındığında “2000 TL net asgari ücret”,  gerçekten asgari bir taleptir.

Asgari ücretin sadece asgari ücretlileri değil tüm çalışanları ilgilendirdiğinin, tüm ücretleri belirlediğinin bilinciyle, tüm işçileri 2000 TL net asgari ücret talebine sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Kas 17

Yasalarda var olan uygulamada yok olan işçi hakları

images

Bana sorulan, benimde açıkladığımda inandırmakta zorlandığım basit, temel bazı kurallar var. Bu temel kuralları açıkladığımda “Ama bizim piyasada hiç bir yerde sizin söylediğiniz gibi uygulanmıyor” denilip karşı çıkılıyor.

Ben yine de madde madde belirtme zorunluluğu duyuyorum.

1. İşçinin iş gücünü işverenin emir ve talimatlarına hazır halde tuttuğu süreye çalışma süresi denilir.

2. Çalışma sürelerinin en fazla kaç saat olacağı yasayla belirlenmiştir. Yasanın belirlediği bu süreleri taraflar anlaşarak arttırma yoluna gidemezler. Haftalık ya da günlük çalışma sürelerini tarafların anlaşarak arttırdığı sözleşmeler geçersizdir.

3. Haftalık çalışma süresi 45 saattir. 45 saati aşan çalışma süresi bir dakika da olsa fazla çalışmadır. Saat ücretinin yüzde 50 fazlasıyla ödenmesi gerekir.

Yedi günlük bir zaman dilimi içerisinde 45 saat çalışan bir işçi en az 24 saat kesintisiz dinlenme (hafta tatili) hakkına sahiptir.

4. Fazla çalışma yapılması için işçinin rızasını almak şarttır. İşçi bu rızayı her yıl tek bir belge imzalayarak verebilir.

5. İşçinin rızası olsa dahi bir yılda 270 saatin üzerinde fazla çalışma yapmaya işçiler zorlanamaz.

6. Yarım saatten az süren fazla çalışmalar yarım saat, yarım saatten fazla 1 saatten az süren fazla çalışmalar 1 saat olarak hesaplanmalıdır.

7. Fazla çalışmaların aylık ücretin içerisinde kararlaştırılması maktu ücretle çalışmada olanaklıdır. Ancak Yargıtay saat ücretiyle çalışanlar içinde fazla çalışmanın aylık ücretin içerisinde olduğunun kararlaştırılabileceğine karar vermektedir.

8. Fazla çalışmaların aylık ücretin içerisinde olduğunun kararlaştırdığı durumlarda da yılda 270 saati aşan fazla çalışmalar için ayrıca fazla çalışma ücreti ödenmesi gerekir.

9. Günlük çalışma süresi fazla çalışmalar dahil günde 11 saati aşamaz.

10. Günlük çalışma süresi 7.5 saat olan iş günlerinde yarım saat, günlük çalışma süresi 9 saat olan iş günlerinde 1 saat ara dinlenmesi zorunludur. Günlük çalışma süresi 9-11 saati aşmadığı sürece ara dinlenmesi 1 saat; 11 saati aşan çalışmalarda ise 1.5 saat ara dinlenmesi verilmesi zorunludur.

11. Ara dinlenmeleri çalışma süresinden sayılmaz. Ara dinlenme süreleri tümüyle işçiye ait olan zaman dilimleridir. İşçiler dilerse ara dinlenmesi içerisinde işyerini terk edebilir.

12.  Saat 20.00’de başlayan sabah 06.00’da sona eren süreye gece süresi denilir. Gece süresinde işçilerin 7.5 saatten fazla çalıştırılmaları yasaktır.

13. Vardiyalı çalışmalarda yarıdan fazlası gece çalışmasına denk gelen çalışmanın tamamı gece çalışması olarak kabul edilir.

14. Ücret işçiye iş karşılığı ödenen para veya parayla ölçülebilen değerler toplamıdır.

15. Ücretin en geç ayda bir ödenmesi gerekir.

16. Ücretin kararlaştırılan ödeme gününden yirmi gün geçmiş olmasına karşın ödenmemesi halinde işçinin çalışmama hakkı doğar.

17. İşçiler ücretin ödeme gününden 20 gün geçmesine karşın ödenmemesi nedeniyle topluca işi bırakabilirler. İşçilerin ücretinin 20 günden geç ödenmesi nedeniyle topluca işi bırakmaları yasa dışı grev olarak kabul edilemez.

18. Her ne kadar aksine Yargıtay kararı olsa da geç ödenen ücret nedeniyle işi bırakan işçilerin çalışmadığı sürelere ilişkin ücretleri, işverenin temerrüdü hükümlerine göre ödenmesi gerekir.

19. İşveren işçinin ücretini tek taraflı olarak düşüremez.

20. Sigortalı çalışıp çalışmamak işçi ve işverenin rızasına bağlı olan bir konu değildir. İşçi ile işveren arasında iş ilişkisi kurulduğu andan itibaren işçi sigortalıdır.

21. İşçinin sigortalı olması başka bir şey sigortaya bildirilmemiş olması başka bir şeydir. Sigortaya işçinin bildirilmemiş olması işveren yasal yükümlüğünü yerine getirmemesidir. Sigortalılığı ortadan kaldıran bir durum değildir.

22. Sigortalılığı işverene bildirilmeyen işçiler, sigortaya hiç bildirim yapılmamışsa  hizmetin sona erdiği tarihi takip eden yılbaşından itibaren beş yıl içerisinde hizmet tespiti davası açabilir.

23. İşçiler işe giriş bildirgesiyle SGK’ye bildirilmiş ancak çalıştığı sürelerin primleri yatırılmamışsa her zaman dava açarak bu durumun tespitini isteyebilir.

24. Olağanüstü hal döneminde grev yapılmasını engelleyen bir düzenleme yoktur. İzmir İZBAN örneğinde olduğu gibi OHAL grevleri ortadan kaldıran bir durum değildir.

25. OHAL döneminde valilerin grev erteleme gibi bir yetkisi yoktur. OHAL koşullarında da grevler ancak Bakanlar Kurulu kararı ile ertelenebilirler.

26. OHAL döneminde valiler işçi çıkartmayı yasaklayamazlar. Ancak üç aylık bir süreyle işçi çıkartılmasını erteleyebilirler.

27. Valilerin işçi çıkartmayı erteledikleri durumlarda dahi işçilerin emeklilik nedeniyle, işverenlerin ve işçilerin haklı nedenlerle iş sözleşmelerini sona erdirmeleri olanaklıdır.

Bu kurallar  tüm işçiler için geçerlidir. Çalışanın beyaz yaka, mavi yaka, taşeron, sözleşmeli, çağrı üzerine çalışan, kiralık işçi olmasının bir önemi yoktur. Çalışanlar hangi sektörde çalışıyor olursa olsunlar bu kurallar yine geçerlidir. Örneğin reklam piyasasında haftalık çalışma süresi 53 saattir denilmesi yasaya aykırıdır.

NOT:16.11.2016 TARİHLİ EVRENSEL GAZETESİNDEN ALINMIŞTIR.

Eki 18

İŞSİZLİK BÜYÜYOR

57577

Türkiye’de işsizlik oranı, temmuzda geçen yılın aynı dönemine göre 0.9 puan artarak yüzde 10.7 seviyesinde gerçekleşti. Söz konusu dönemde işsiz sayısı 354 bin kişi artarak 3 milyon 324 bin kişi oldu. İşsiz sayısı 354 bin kişi artarak 3 milyon 324 bin kişi oldu

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2016 Temmuz ayının işgücü istatistiklerini açıkladı. Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2016 yılı Temmuz döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 354 bin kişi artarak 3 milyon 324 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0.9 puanlık artış ile yüzde 10.7 seviyesinde gerçekleşti. Aynı dönemde; tarım dışı işsizlik oranı 1 puanlık artış ile yüzde 13 olarak tahmin edildi. Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı 1.5 puanlık artış ile yüzde 19.8 olurken, 15-64 yaş grubunda bu oran 1 puanlık artış ile yüzde 11 olarak gerçekleşti.

İSTİHDAM ORANI YÜZDE 47 OLDU

TÜİK verilerine göre, 2016 Temmuz ayının işgücü istatistikleri şu şekilde: “İstihdam edilenlerin sayısı 2016 yılı Temmuz döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre 294 bin kişi artarak 27 milyon 636 bin kişi, istihdam oranı ise 0.2 puanlık azalış ile yüzde 47 oldu. Bu dönemde, tarım sektöründe çalışan sayısı 291 bin kişi azalırken, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı 586 bin kişi arttı. İstihdam edilenlerin yüzde 20.7’si tarım, yüzde 19’u sanayi, yüzde 7.4’ü inşaat, yüzde 52.9’u ise hizmetler sektöründe yer aldı. Önceki yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında tarım sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 1.3 puan, sanayi sektörünün payı ise 0.5 puan azaldı. Buna karşılık inşaat sektörünün payı değişim göstermezken, hizmet sektörünün payı 1.8 puan arttı.”

İŞGÜCÜNE KATILMA ORANI

İşgücü 2016 yılı Temmuz döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre 650 bin kişi artarak 30 milyon 961 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0.3 puan artarak yüzde 52.7 olarak gerçekleşti. Aynı dönemler için yapılan kıyaslamalara göre; erkeklerde işgücüne katılma oranı değişim göstermeyerek yüzde 72.8, kadınlarda ise 0.6 puanlık artışla yüzde 33 olarak gerçekleşti.

KAYIT DIŞI ÇALIŞANLAR

Geçen Temmuz ayı döneminde herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışanların oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 0.7 puan azalarak yüzde 34.3 olarak gerçekleşti.

Mevsim etkilerinden arındırılmış istihdam bir önceki döneme göre 25 bin kişi artarak 27 milyon 78 bin kişi olarak tahmin edildi. İstihdam oranı değişim göstermeyerek yüzde 46.1 oldu. Mevsim etkilerinden arındırılmış işsiz sayısı bir önceki döneme göre 73 bin kişi artarak 3 milyon 401 bin kişi olarak gerçekleşti. İşsizlik oranı 0.2 puanlık artış ile yüzde 11.2 oldu. Mevsim etkilerinden arındırılmış işgücüne katılma oranı bir önceki döneme 0.1 puanlık artış ile yüzde 51.9 olarak gerçekleşti. Ekonomik faaliyete göre istihdam edilenlerin sayısı, tarım sektöründe 76 bin, hizmet sektöründe 21 bin, inşaat sektöründe 4 bin kişi artarken, sanayi sektöründe 76 bin kişi azaldı.

DİSK-AR: GERÇEK İŞSİZ SAYISI 6 MİLYON 342 BİN

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Enstitüsü (DİSK-AR) ise gerçek işsiz sayısının 6 milyon 342 bin, işsizlik oranının ise yüzde 18.9 olduğunu açıkladı. DİSK-AR genç işsizlik oranının ise yüzde 28.8’e yükseldiğine dikkat çekti.
TÜİK tarafından açıklanan dar tanımlı genel işsizlik oranı verilerinin, işgücü piyasalarındaki durumu bütün boyutlarıyla ortaya koyamadığına işaret edilen DİSK-AR değerlendirmesinde, “Dar tanımlı işsizlik hesaplarının taşıdığı kısıtlar ve sorunlar nedeniyle, işsizliğin gerçek boyutlarının anlaşılması için alternatif işsizlik verilerine ve diğer işsizlik türlerine bakmak gerekiyor” denildi.
Temmuz 2016 döneminde geniş tanımlı işsizlik oranının yüzde 18.9 olarak gerçekleştiği vurgulanan değerlendirmede, “Temmuz 2015’te 5 milyon 949 bin olan geniş tanımlı işsiz sayısı, Temmuz 2016’da 6 milyon 342 bine yükseldi” denildi.

İŞSİZ SAYISI 20 AVRUPA ÜLKESİNDEN FAZLA

TÜİK’in Temmuz 2016 hane halkı işgücü araştırmasında ne eğitim ve ne istihdamda olan gençlerin oranına da yer verildiği de belirtilen DİSK-AR değerlendirmesinde, şu bilgilere yer verildi: “15-24 yaşarası ne eğitim ne de istihdamda yer almayan gençlerin oranı yüzde 26.3 olarak gerçekleşti. Temmuz 2016 verilerine göre genişletilmiş işsiz sayısı 6 milyon 342 bin oldu. Bu sayı beş Avrupa ülkesinin (Malta, Lüksemburg, Kosova, Estonya ve Slovenya) toplam nüfusuna eşit. Ayrıca, Türkiye’nin genişletilmiş işsiz sayısı, aralarında Danimarka (5.7 milyon), Finlandiya (5.5 milyon), Norveç (5.2 milyon) ve Slovakya’nın da (5.4 milyon) olduğu 20 Avrupa ülkesinin nüfusundan fazla. İşsizlik ve istihdam açısından vahim bir başka tablo ise ne istihdam ne de eğitimde yer almayan genç nüfusun büyüklüğüdür. 2015 OECD verilerine göre Türkiye 15-29 yaş grubunda yüzde 28.8 ile OECD ülkeleri arasında en yüksek en yüksek orana sahiptir. OECD ülkelerinin ortalaması 14.5 düzeyindeyken, İzlanda 6.2, İsviçre 8.3 ile en düşük orana sahip ülkelerdir.”

440 BİN ÜNİVERSİTE MEZUNU İŞSİZ

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, 437 bin 481 üniversite mezununun işsiz olduğunu açıkladı.
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in soru önergesini yanıtlayan Çalışma Bakanı, 2016 Temmuz sonu itibarıyla Türkiye İş Kurumuna kayıtlı işsizlerden 190 bin 813’ünün önlisans, 238 bin 896’sının lisans, 7 bin 422’sinin yüksek lisans ve 350 kişinin de doktora olmak üzere toplam 437 bin 481 kişinin üniversite mezunu olduğunu bildirdi.

Müezzinoğlu, 2016 yılı Kamu Personeli Seçme Sınavına lisans düzeyinde 1 milyon 231 bin 479 kişinin girmiş bulunduğunu, bu yıla ait önlisans ve ortaöğretim mezunları için Kamu Personeli Seçme Sınavının henüz yapılmadığını söyledi.

EYLÜLDE İŞ İLANLARI AZALDI

Türkiye’nin hem işveren hem de iş arayanlar tarafından en çok tercih edilen sitesi Kariyer.net eylül ayında iş ilanlarının azaldığını açıkladı. Bu işsizlik oranlarının daha da artacağı anlamına geliyor.

Kariyer.net’te eylül ayında toplam 11 bin 734 yeni iş ilanı yayınlandı. Yayınlanan yeni iş ilanı sayısı Ağustos ayına göre yüzde 20 oranında düşüş gösterirken, geçen yılın Eylül ayına göre yüzde 8 oranında bir düşüş yaşandı. Endeks verilerine göre eylülde yayınlanan toplam 49 bin 449 iş ilanı sayısı, 2015’in eylül ayına kıyasla yüzde 4 oranında azaldı. Toplam iş ilanı sayısında geçen aya göre ise yüzde 8 oranında azalma görüldü.

Eki 04

OHAL’DE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ YOK

14520605_1698853140433751_314659976302584413_n

Hükümet son çıkardığı KHK ile başta işçi ve emekçilerin sesi olan Hayatın Sesi Televizyonu olmak üzere birçok televizyon kanalı ve radyoyu kapatmıştır. Hiçbir gerekçe gösterilmeden yapılan bu müdahale, sermaye ve hükümetin tek ses medya yaratma çabasına yöneliktir.

15 Temmuz günü kanlı darbe girişiminin önlenmesinde basının önemi görülmüş olmasına rağmen, darbe girişimini kendi iktidarını sağlamlaştırmak için kullananlar basın ve medyada en ufak bir muhalif sese tahammül edememektedir. OHAL koşullarında Kanun Hükmünde Kararnameler ile demokratik hak ve özgürlüklere saldırıların arttığı bir dönemde, bu karartmalar ile halkın haber alma hakkına ve basın özgürlüğüne darbe vurulmaktadır.

Biz işçilerin, emekçilerin, sendikaların sesi soluğu, grevlerin ve hak arama mücadelelerin habercisi olan başta Hayatın Sesi Televizyonu olmak üzere, yapılan kapatmaları ve kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. Özgür basın susturulamaz!

Eyl 20

İşsizlik ve İstihdam Raporu-Eylül 2016

indir

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Enstitüsü (DİSK-AR)
Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK’in 19 Eylül 2016 günü açıkladığı Haziran 2016 dönemi
Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarını değerlendirdi:
§ İşsizlikte patlama yaşanıyor. TÜİK tarafından açıklanan dar tanımlı
(standart) işsizlik oranı bir önceki yılın Haziran ayına göre 0,6 puan
artarak yüzde 10,2’ye yükseldi.
§ Toplam işsiz sayısı bir önceki yılın Haziran ayına göre 247 bin kişi
artarak 3 milyon 127 bine yükseldi. İşsiz sayısı 2014 yılının Haziran
ayına göre ise 473 bin arttı.
§ Haziran 2015’te 5 milyon 856 bin olan geniş tanımlı işsiz sayısı
Haziran 2016’da 6 milyon 44 bine yükseldi. Geniş tanımlı işsizlik oranı
yüzde 18,5’e yükseldi.
§ 2016 Haziran döneminde genç (15-24 yaş arası) işsizliği 1,7 puan
artarak yüzde 19,4’e yükseldi. Kadın işsizliği ise yüzde 12,4’e
yükseldi. Haziran 2016’da en yüksek işsizlik oranı yüzde 28,7 ile tarım
dışı genç kadın işsizliğinde görüldü.
§ Tarımsal istihdamda 420 bin, imalat sanayiinde 47 bin kişilik bir
azalma yaşandı. Kamu istihdam artışı 190 bin kişi olarak gerçekleşti.
§ Kamunun istihdam artışında belirleyici rolü devam ediyor. Toplam
istihdam içinde kamunun payı yüzde 13 iken, son bir yıllık istihdam
artışında kamunun payı yüzde 48 oldu.

Eyl 02

BASIN AÇIKLAMASI

Son bir haftadır yaşadığımız gelişmeler oldukça kaygı vericidir ve gidişat giderek tehlikeli bir boyut kazanmaktadır. 15 Temmuz kanlı darbe girişiminden sonra günlerce memlekette demokrasi rüzgarı estirilmiş, birlik beraberliğin önemine dair nutuklar çekilmişti. İçeride bir uzlaşma kültürü oluşturmaktan ve dış politikada bir değişimden bahsedilmeye başlanmıştı. Hatta hükumet sözcüleri “başımıza ne geldiyse yanlış Suriye politikasından geldi” gibi açıklamalar yapmış ve barış için, demokrasi için umutlanmamıza neden olmuştu. Ancak bugün geldiğimiz noktada hükumet içeride de, dışarıda da savaş politikalarıyla gerilimi daha da tırmandırmakta ve ülkemizi daha kanlı bir sürecin içine doğru çekmektedir.
Gaziantep’de yaşanan ve çoğu çocuk onlarca insanımızın hayatını kaybettiği yüzlercesinin yaralandığı IŞID katliamı, TSK’nın Suriye bataklığına girmesi sonrası dün Artvin de CHP Genel Başkanının konvoyuna yapılan saldırı ve bugün Cizre de yaşanan patlamayla birlikte ülkemiz tam bir yangın yerine dönmektedir. Öncelikle saldırıları kınıyor, hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza başsağlığı ve yaralılara acil şifalar diliyoruz. Yaşanan bu ölümlerin ve acıların siyasi sorumlusu olan hükümet ve savaş politikalarına destek veren diğer siyasiler bu hengame içerisinde el birliği ile Bireysel Emeklilik Sistemi yasasını çıkarmayı ihmal etmediler. OHAL kararnameleriyle gazete kapatan, gazetecileri tutuklayan hükumet işçileri, emekçileri kutuplaştırmaya devam diyor.
Sendikamız başta Kürt meselesi olmak üzere, Suriye de ve tüm Orta doğu da barış politikalarına dönülmesini ve halkların kardeşliği temelinde eşit ve özgürlükçü bir çözümü savunmaktadır. Ülkemizin çıkarına olan, işçilerin emekçilerin çıkarına olan budur. Bununla beraber emekçilerin hayatını cehenneme çeviren Kiralık işçilik, Zorunlu Bireysel Emeklilik gibi yasaların derhal geri çekilmeli ve Kıdem Tazminatlarının fona devrinden vazgeçilmelidir. OHAL bir an önce kaldırılmalı ve sendikal örgütlenmenin önünü açacak yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
Bu karanlık havayı dağıtacak tek güç işçi sınıfı ve emekçilerdir. Başta sendikalar ve emek örgütleri olarak tüm emekçileri daha fazla ses çıkarmaya, haklarını korumaya ve barışı savunmaya çağırıyoruz.

aaa

Toplam 12 sayfa, 2. sayfa gösteriliyor.12345...10...Son »