ÜCRET ASGARİ, EŞİTSİZLİK AZAMİ! ASGARİ ÜCRET GEÇİM ÜCRETİ OLMALIDIR! ASGARİ ÜCRET 2000 TL NET OLMALIDIR!

DİSK Yönetim Kurulu adına DİSK Genel Başkanı Kani Beko’nun 2017 asgari ücreti ile ilgili olarak Genel Merkezimizde yaptığı açıklama

img_1565-1024x683

2017 yılı asgari ücreti bildiğiniz gibi Aralık ayı içinde belirlenecek. Asgari ücret tespiti öncesinde özellikle sermaye ve hükümet çevrelerinde asgari ücret artışını düşük tutmaya dönük açıklamalar gelmeye başladı.

Hükümet ve sermaye çevrelerinin asgari ücretin yüksekliğine ilişkin abartılı ve gerçekdışı değerlendirmelerine dair görüşlerimizi paylaşmadan önce bir hatırlatma yapmak isteriz.  Bilindiği gibi DİSK olarak 2015 yılı asgari ücretinin net 1800 TL olmasını, 2016 asgari ücretinin ise net 1900 TL olmasını savunduk. Asgari ücrette esaslı bir artış yapılmasına yönelik başta konfederasyonumuz tarafından dille getirilen talepler, 7 Haziran 2015 seçimleri öncesinde partilerin gündemine girdi. 1400 ile 1800 TL arasında asgari ücret, muhalefet partilerinin seçim vaatleri arasına yer aldı.

Asgari ücretin artış taleplerine kulaklarını tıkayan ve 7 Haziran seçimlerinden büyük oy kaybıyla çıkan AKP hükümeti, 1 Kasım seçimleri öncesinde ise net 1300 TL asgari ücreti kabul etmek zorunda kaldı. 2016 asgari ücretinde yaşanan yüzde 30’luk artış başta konfederasyonumuzun yürüttüğü kampanya olmak üzere emek hareketinin önemli bir kazanımı oldu. Hükümet ve sermaye çevreleri şimdi bu kazanımı aşındırmak için çeşitli gerekçelerle asgari ücret artışını baskılamak istiyor. Oysa Türkiye’de asgari ücret geçim ücreti olmaktan hala çok uzaktadır ve ücretler asgari iken eşitsizlikler azamidir. Bu konuda konfederasyonumuzun araştırma birimi DİSK-AR tarafından hazırlanan Asgari Ücret Raporu’ndan çeşitli bulguları sizlerle paylaşmak istiyoruz.

  1. Türkiye’de emeğin milli gelirdeki payı düşmektedir.

Asgari ücretin enflasyonun üzerinde artmış olması, gelir dağılımında ve yaşama koşullarında anlamlı bir etki yaratmamıştır. Nüfusun en düşük gelir grubunu oluşturan yüzde 20’lik diliminin milli gelirden aldığı pay, uzun süredir yüzde 6 civarında çakılı kalmıştır. Buna karşın nüfusun en yüksek yüzde 20’lik grubunun milli gelirden aldığı pay yüzde 46 civarında seyretmektedir. Nüfusun en düşük gelire sahip yüzde 20’lik dilimi ile en yüksek gelire sahip yüzde 20’lik dilimi arasında 8 kat fark vardır. 1999’da yüzde 52,2 olan ücretlerin milli gelir içindeki payı 2000’li yıllarda sistemli biçimde azalarak 2015 yılında yüzde 34 seviyesine gerilemiştir. Bu da Avrupa Birliği ortalaması olan yüzde 55’in hayli gerisindedir.

  1. İşverenlerin iddialarının aksine Türkiye’de işgücü maliyetleri düşüyor

2000 yılında 100 olan işgücü maliyeti, 2015 yılında 27 puanlık düşüşle 73’e gerilemiştir. Oysa aynı dönem içinde AB ülkelerinde işgücü maliyetlerinde sadece üç puanlık düşüş yaşanmıştır.

Asgari ücret artışlarının gerçek maliyeti işverenler tarafından üstlenilmemektedir. İşverenler, teşvikler ve verimlilik artışı yoluyla, yük olarak ifade ettikleri işgücü maliyetlerinden sürekli olarak tasarruf etmektedir. Yani, ücret ve verimlilik arasındaki makas açılmakta, uzun çalışma saatleri ve yoğun/ağır çalışma koşulları da işgücü maliyetinin düşmesine yol açmaktadır.

  1. Asgari ücretin işverene maliyeti azalıyor.

Sermaye çevreleri özellikle 2016’daki yüzde 30’luk asgari ücret artışını bahane ederek, maliyetlerinin çok arttığından dem vurmaktadırlar. Ancak bu yakınmaları gerçeği yansıtmıyor. Asgari ücretin işverene maliyeti bir yandan Asgari Geçim İndirimi (AGİ) öte yandan 5 puanlık SGK prim indirimi nedeniyle önemli ölçüde düşmektedir. 2016 itibariyle AGİ hariç asgari ücret 1300 TL değil, 1177 TL’dir. İşveren tarafından işçiye ödenen net asgari ücret budur.

Asgari ücreti “yük” olarak göstermek isteyen işverenlere yönelik yüzde 5’lik SGK prim desteğinin bütçeye getirdiği yük, 2010-2016 arasında 63 Milyar TL’dir. Asgari ücret artışının çok önemli bir bölümü kamu kaynaklarından sağlanmaktadır. Böylece işverenin yükümlülüklerinin bir bölümü, halkın/emekçilerin sırtına yüklenmektedir. Halkın/emekçilerin vergileriyle işverenler finanse edilmekte, işverenlere bütçenin neredeyse yüzde 4’ü aktarılmaktadır.

  1. Hükümetin iddialarının aksine Türkiye düşük asgari ücretli ülkeler arasındadır.

Asgari ücretin rakamsal olarak karşılaştırmasının emekçiler açısından anlamı yoktur. Önemli olan asgari ücretin alım gücünün karşılaştırılmasıdır. OECD 2015 verilerine göre asgari ücretin satın alma gücü açısından Türkiye 26 OECD ülkesi içinde 20. sırada yer almaktadır. Yine satın alma gücüne göre bir değerlendirme yapıldığında AB ülkeleri ortalama Türkiye’nin 2 ile 2,5 kat daha yüksek asgari ücrete sahiptir.

  1. Asgari ücret dolar karşısında eriyor.

2008 yılı başında 414 dolar olan asgari ücret 2016 Kasım ayı itibariyle 377 dolara geriledi. Döviz kurlarındaki erime asgari ücreti de aşındırmaktadır. Dövizdeki artış nedeniyle enflasyonun yükselmesi, reel olarak geriletecektir.

Bu gerçekler ışığında 2017 asgari ücreti ile ilgili olarak taleplerimiz şunlardır:

  1. İşçi-memur ayrımı yapmadan tüm çalışanlar için tek asgari ücret.

Asgari ücret tüm çalışanlar için ortak ve toplu pazarlıkla belirlenmelidir. Görüşmeler kamuoyuna açık hale getirilmeli, anlaşmazlık durumunda işçilerin üretimden gelen güçlerini kullanabilecekleri yasal zeminler oluşturulmalıdır.

Ülkemizde 2012 sonrasında memurların ücretleri ve dolayısıyla memur asgari ücretleri, eksik yönlerine rağmen toplu sözleşme yoluyla belirlenmektedir. Ancak devletin işçi çalışanları ile devletin memur çalışanları arasında asgari ücret açısından farklılıklar ortaya çıkmaktadır.

En düşük devlet memuru maaşı Temmuz 2015 yılı itibariyle 2 bin 191 TL, Temmuz 2016 itibariyle 2 bin 517 TL olarak gerçekleşmiştir. Kuşkusuz bu memur maaşlarının yüksek olduğunu değil, işçilerin asgari ücretinin düşük olduğunu göstermektedir.

  1. Asgari ücret AGİ hariç net olarak hesaplanmalı ve vergi dışı bırakılmalıdır.

2008’de AGİ’nin dahil edilmesiyle net asgari ücret olduğundan yüksek gösterilmeye başlandı. Oysa AGİ işveren tarafından ödenmiyor ve ücret değil. Net asgari ücret işveren tarafından işçiye ödenen miktardır. AGİ ise devlet tarafından sağlanan bir destektir.

Mevcut uygulamada asgari ücret AGİ yoluyla kademeli olarak vergiden muaf tutulmaktadır. Evli ve 5 çocuklu çalışan tümüyle vergiden muaf olabilmektedir. Ücretin asgari ücret kadar bölümü tümüyle vergiden muaf tutulmalıdır.

  1. Asgari ücret tespitinde uluslararası ilkelere, ulusal mevzuata ve TÜİK verilerine uyulmalıdır.

Ülkemizdeki asgari ücret tespit mevzuatı asgari ücreti işçinin kendisinin asgari ihtiyaçları ile sınırlamaktadır. Bu tespit yöntemi değişmeli ve işçinin ailesini dikkate alan bir tespit yöntemi kabul edilmelidir. Asgari ücret İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 131 sayılı sözleşmesi ve Avrupa Sosyal Şartı’na uygun biçimde işçinin ve ailesinin insanca yaşamasına yetecek şekilde belirlenmelidir.

Ancak asgari ücret TÜİK tarafından hesaplanan bir işçinin geçimi için gerekli besin içi ve besin dışı harcamalara ilişkin asgari tutarın dahi altında kalmaktadır. TÜİK tarafından 2015 Aralık ayında Asgari Ücret Tespit Komisyonuna sunulan ve Kasım 2015’teki değerleri içeren miktar 1600 TL iken, enflasyon ve milli gelir artışından pay da hesaba katılmadan asgari ücret 1300 olarak belirlenmiştir.

  1. Asgari ücret 2000 TL net olmalıdır.

Bir işçinin geçimi için gerekli miktarın aradan geçen bir yıl içinde en az yüzde 10 oranında arttığı kabul edilmelidir. Bu durumda 2016 Kasım ayında bu miktar 1750 TL civarında olacaktır.

2017 için ise döviz kurlarındaki sıçrama nedeniyle enflasyonun da artacağını söylemek kehanet olmayacaktır. Dolayısıyla 2016 Kasım ayında 1750 TL civarında olan tek bir işçinin asgari yaşam maliyeti 2017’de 2000 TL’yi rahatlıkla bulacaktır.

Asgari Ücret Tespit Yönetmeliğinde yer alan esaslar işçinin ve ailesinin insanca yaşamasına yetmemekle birlikte, bu yönetmelikteki ilkelere uyulması durumunda dahi 2017 yılı asgari ücretinin en az 2000 TL net olması gerekir. Zorunlu BES uygulamasının ücretleri aşındıracağı dikkate alındığında “2000 TL net asgari ücret”,  gerçekten asgari bir taleptir.

Asgari ücretin sadece asgari ücretlileri değil tüm çalışanları ilgilendirdiğinin, tüm ücretleri belirlediğinin bilinciyle, tüm işçileri 2000 TL net asgari ücret talebine sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Yasalarda var olan uygulamada yok olan işçi hakları

images

Bana sorulan, benimde açıkladığımda inandırmakta zorlandığım basit, temel bazı kurallar var. Bu temel kuralları açıkladığımda “Ama bizim piyasada hiç bir yerde sizin söylediğiniz gibi uygulanmıyor” denilip karşı çıkılıyor.

Ben yine de madde madde belirtme zorunluluğu duyuyorum.

1. İşçinin iş gücünü işverenin emir ve talimatlarına hazır halde tuttuğu süreye çalışma süresi denilir.

2. Çalışma sürelerinin en fazla kaç saat olacağı yasayla belirlenmiştir. Yasanın belirlediği bu süreleri taraflar anlaşarak arttırma yoluna gidemezler. Haftalık ya da günlük çalışma sürelerini tarafların anlaşarak arttırdığı sözleşmeler geçersizdir.

3. Haftalık çalışma süresi 45 saattir. 45 saati aşan çalışma süresi bir dakika da olsa fazla çalışmadır. Saat ücretinin yüzde 50 fazlasıyla ödenmesi gerekir.

Yedi günlük bir zaman dilimi içerisinde 45 saat çalışan bir işçi en az 24 saat kesintisiz dinlenme (hafta tatili) hakkına sahiptir.

4. Fazla çalışma yapılması için işçinin rızasını almak şarttır. İşçi bu rızayı her yıl tek bir belge imzalayarak verebilir.

5. İşçinin rızası olsa dahi bir yılda 270 saatin üzerinde fazla çalışma yapmaya işçiler zorlanamaz.

6. Yarım saatten az süren fazla çalışmalar yarım saat, yarım saatten fazla 1 saatten az süren fazla çalışmalar 1 saat olarak hesaplanmalıdır.

7. Fazla çalışmaların aylık ücretin içerisinde kararlaştırılması maktu ücretle çalışmada olanaklıdır. Ancak Yargıtay saat ücretiyle çalışanlar içinde fazla çalışmanın aylık ücretin içerisinde olduğunun kararlaştırılabileceğine karar vermektedir.

8. Fazla çalışmaların aylık ücretin içerisinde olduğunun kararlaştırdığı durumlarda da yılda 270 saati aşan fazla çalışmalar için ayrıca fazla çalışma ücreti ödenmesi gerekir.

9. Günlük çalışma süresi fazla çalışmalar dahil günde 11 saati aşamaz.

10. Günlük çalışma süresi 7.5 saat olan iş günlerinde yarım saat, günlük çalışma süresi 9 saat olan iş günlerinde 1 saat ara dinlenmesi zorunludur. Günlük çalışma süresi 9-11 saati aşmadığı sürece ara dinlenmesi 1 saat; 11 saati aşan çalışmalarda ise 1.5 saat ara dinlenmesi verilmesi zorunludur.

11. Ara dinlenmeleri çalışma süresinden sayılmaz. Ara dinlenme süreleri tümüyle işçiye ait olan zaman dilimleridir. İşçiler dilerse ara dinlenmesi içerisinde işyerini terk edebilir.

12.  Saat 20.00’de başlayan sabah 06.00’da sona eren süreye gece süresi denilir. Gece süresinde işçilerin 7.5 saatten fazla çalıştırılmaları yasaktır.

13. Vardiyalı çalışmalarda yarıdan fazlası gece çalışmasına denk gelen çalışmanın tamamı gece çalışması olarak kabul edilir.

14. Ücret işçiye iş karşılığı ödenen para veya parayla ölçülebilen değerler toplamıdır.

15. Ücretin en geç ayda bir ödenmesi gerekir.

16. Ücretin kararlaştırılan ödeme gününden yirmi gün geçmiş olmasına karşın ödenmemesi halinde işçinin çalışmama hakkı doğar.

17. İşçiler ücretin ödeme gününden 20 gün geçmesine karşın ödenmemesi nedeniyle topluca işi bırakabilirler. İşçilerin ücretinin 20 günden geç ödenmesi nedeniyle topluca işi bırakmaları yasa dışı grev olarak kabul edilemez.

18. Her ne kadar aksine Yargıtay kararı olsa da geç ödenen ücret nedeniyle işi bırakan işçilerin çalışmadığı sürelere ilişkin ücretleri, işverenin temerrüdü hükümlerine göre ödenmesi gerekir.

19. İşveren işçinin ücretini tek taraflı olarak düşüremez.

20. Sigortalı çalışıp çalışmamak işçi ve işverenin rızasına bağlı olan bir konu değildir. İşçi ile işveren arasında iş ilişkisi kurulduğu andan itibaren işçi sigortalıdır.

21. İşçinin sigortalı olması başka bir şey sigortaya bildirilmemiş olması başka bir şeydir. Sigortaya işçinin bildirilmemiş olması işveren yasal yükümlüğünü yerine getirmemesidir. Sigortalılığı ortadan kaldıran bir durum değildir.

22. Sigortalılığı işverene bildirilmeyen işçiler, sigortaya hiç bildirim yapılmamışsa  hizmetin sona erdiği tarihi takip eden yılbaşından itibaren beş yıl içerisinde hizmet tespiti davası açabilir.

23. İşçiler işe giriş bildirgesiyle SGK’ye bildirilmiş ancak çalıştığı sürelerin primleri yatırılmamışsa her zaman dava açarak bu durumun tespitini isteyebilir.

24. Olağanüstü hal döneminde grev yapılmasını engelleyen bir düzenleme yoktur. İzmir İZBAN örneğinde olduğu gibi OHAL grevleri ortadan kaldıran bir durum değildir.

25. OHAL döneminde valilerin grev erteleme gibi bir yetkisi yoktur. OHAL koşullarında da grevler ancak Bakanlar Kurulu kararı ile ertelenebilirler.

26. OHAL döneminde valiler işçi çıkartmayı yasaklayamazlar. Ancak üç aylık bir süreyle işçi çıkartılmasını erteleyebilirler.

27. Valilerin işçi çıkartmayı erteledikleri durumlarda dahi işçilerin emeklilik nedeniyle, işverenlerin ve işçilerin haklı nedenlerle iş sözleşmelerini sona erdirmeleri olanaklıdır.

Bu kurallar  tüm işçiler için geçerlidir. Çalışanın beyaz yaka, mavi yaka, taşeron, sözleşmeli, çağrı üzerine çalışan, kiralık işçi olmasının bir önemi yoktur. Çalışanlar hangi sektörde çalışıyor olursa olsunlar bu kurallar yine geçerlidir. Örneğin reklam piyasasında haftalık çalışma süresi 53 saattir denilmesi yasaya aykırıdır.

NOT:16.11.2016 TARİHLİ EVRENSEL GAZETESİNDEN ALINMIŞTIR.

İŞSİZLİK BÜYÜYOR

57577

Türkiye’de işsizlik oranı, temmuzda geçen yılın aynı dönemine göre 0.9 puan artarak yüzde 10.7 seviyesinde gerçekleşti. Söz konusu dönemde işsiz sayısı 354 bin kişi artarak 3 milyon 324 bin kişi oldu. İşsiz sayısı 354 bin kişi artarak 3 milyon 324 bin kişi oldu

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2016 Temmuz ayının işgücü istatistiklerini açıkladı. Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2016 yılı Temmuz döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 354 bin kişi artarak 3 milyon 324 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0.9 puanlık artış ile yüzde 10.7 seviyesinde gerçekleşti. Aynı dönemde; tarım dışı işsizlik oranı 1 puanlık artış ile yüzde 13 olarak tahmin edildi. Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı 1.5 puanlık artış ile yüzde 19.8 olurken, 15-64 yaş grubunda bu oran 1 puanlık artış ile yüzde 11 olarak gerçekleşti.

İSTİHDAM ORANI YÜZDE 47 OLDU

TÜİK verilerine göre, 2016 Temmuz ayının işgücü istatistikleri şu şekilde: “İstihdam edilenlerin sayısı 2016 yılı Temmuz döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre 294 bin kişi artarak 27 milyon 636 bin kişi, istihdam oranı ise 0.2 puanlık azalış ile yüzde 47 oldu. Bu dönemde, tarım sektöründe çalışan sayısı 291 bin kişi azalırken, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı 586 bin kişi arttı. İstihdam edilenlerin yüzde 20.7’si tarım, yüzde 19’u sanayi, yüzde 7.4’ü inşaat, yüzde 52.9’u ise hizmetler sektöründe yer aldı. Önceki yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında tarım sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 1.3 puan, sanayi sektörünün payı ise 0.5 puan azaldı. Buna karşılık inşaat sektörünün payı değişim göstermezken, hizmet sektörünün payı 1.8 puan arttı.”

İŞGÜCÜNE KATILMA ORANI

İşgücü 2016 yılı Temmuz döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre 650 bin kişi artarak 30 milyon 961 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0.3 puan artarak yüzde 52.7 olarak gerçekleşti. Aynı dönemler için yapılan kıyaslamalara göre; erkeklerde işgücüne katılma oranı değişim göstermeyerek yüzde 72.8, kadınlarda ise 0.6 puanlık artışla yüzde 33 olarak gerçekleşti.

KAYIT DIŞI ÇALIŞANLAR

Geçen Temmuz ayı döneminde herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışanların oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 0.7 puan azalarak yüzde 34.3 olarak gerçekleşti.

Mevsim etkilerinden arındırılmış istihdam bir önceki döneme göre 25 bin kişi artarak 27 milyon 78 bin kişi olarak tahmin edildi. İstihdam oranı değişim göstermeyerek yüzde 46.1 oldu. Mevsim etkilerinden arındırılmış işsiz sayısı bir önceki döneme göre 73 bin kişi artarak 3 milyon 401 bin kişi olarak gerçekleşti. İşsizlik oranı 0.2 puanlık artış ile yüzde 11.2 oldu. Mevsim etkilerinden arındırılmış işgücüne katılma oranı bir önceki döneme 0.1 puanlık artış ile yüzde 51.9 olarak gerçekleşti. Ekonomik faaliyete göre istihdam edilenlerin sayısı, tarım sektöründe 76 bin, hizmet sektöründe 21 bin, inşaat sektöründe 4 bin kişi artarken, sanayi sektöründe 76 bin kişi azaldı.

DİSK-AR: GERÇEK İŞSİZ SAYISI 6 MİLYON 342 BİN

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Enstitüsü (DİSK-AR) ise gerçek işsiz sayısının 6 milyon 342 bin, işsizlik oranının ise yüzde 18.9 olduğunu açıkladı. DİSK-AR genç işsizlik oranının ise yüzde 28.8’e yükseldiğine dikkat çekti.
TÜİK tarafından açıklanan dar tanımlı genel işsizlik oranı verilerinin, işgücü piyasalarındaki durumu bütün boyutlarıyla ortaya koyamadığına işaret edilen DİSK-AR değerlendirmesinde, “Dar tanımlı işsizlik hesaplarının taşıdığı kısıtlar ve sorunlar nedeniyle, işsizliğin gerçek boyutlarının anlaşılması için alternatif işsizlik verilerine ve diğer işsizlik türlerine bakmak gerekiyor” denildi.
Temmuz 2016 döneminde geniş tanımlı işsizlik oranının yüzde 18.9 olarak gerçekleştiği vurgulanan değerlendirmede, “Temmuz 2015’te 5 milyon 949 bin olan geniş tanımlı işsiz sayısı, Temmuz 2016’da 6 milyon 342 bine yükseldi” denildi.

İŞSİZ SAYISI 20 AVRUPA ÜLKESİNDEN FAZLA

TÜİK’in Temmuz 2016 hane halkı işgücü araştırmasında ne eğitim ve ne istihdamda olan gençlerin oranına da yer verildiği de belirtilen DİSK-AR değerlendirmesinde, şu bilgilere yer verildi: “15-24 yaşarası ne eğitim ne de istihdamda yer almayan gençlerin oranı yüzde 26.3 olarak gerçekleşti. Temmuz 2016 verilerine göre genişletilmiş işsiz sayısı 6 milyon 342 bin oldu. Bu sayı beş Avrupa ülkesinin (Malta, Lüksemburg, Kosova, Estonya ve Slovenya) toplam nüfusuna eşit. Ayrıca, Türkiye’nin genişletilmiş işsiz sayısı, aralarında Danimarka (5.7 milyon), Finlandiya (5.5 milyon), Norveç (5.2 milyon) ve Slovakya’nın da (5.4 milyon) olduğu 20 Avrupa ülkesinin nüfusundan fazla. İşsizlik ve istihdam açısından vahim bir başka tablo ise ne istihdam ne de eğitimde yer almayan genç nüfusun büyüklüğüdür. 2015 OECD verilerine göre Türkiye 15-29 yaş grubunda yüzde 28.8 ile OECD ülkeleri arasında en yüksek en yüksek orana sahiptir. OECD ülkelerinin ortalaması 14.5 düzeyindeyken, İzlanda 6.2, İsviçre 8.3 ile en düşük orana sahip ülkelerdir.”

440 BİN ÜNİVERSİTE MEZUNU İŞSİZ

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, 437 bin 481 üniversite mezununun işsiz olduğunu açıkladı.
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in soru önergesini yanıtlayan Çalışma Bakanı, 2016 Temmuz sonu itibarıyla Türkiye İş Kurumuna kayıtlı işsizlerden 190 bin 813’ünün önlisans, 238 bin 896’sının lisans, 7 bin 422’sinin yüksek lisans ve 350 kişinin de doktora olmak üzere toplam 437 bin 481 kişinin üniversite mezunu olduğunu bildirdi.

Müezzinoğlu, 2016 yılı Kamu Personeli Seçme Sınavına lisans düzeyinde 1 milyon 231 bin 479 kişinin girmiş bulunduğunu, bu yıla ait önlisans ve ortaöğretim mezunları için Kamu Personeli Seçme Sınavının henüz yapılmadığını söyledi.

EYLÜLDE İŞ İLANLARI AZALDI

Türkiye’nin hem işveren hem de iş arayanlar tarafından en çok tercih edilen sitesi Kariyer.net eylül ayında iş ilanlarının azaldığını açıkladı. Bu işsizlik oranlarının daha da artacağı anlamına geliyor.

Kariyer.net’te eylül ayında toplam 11 bin 734 yeni iş ilanı yayınlandı. Yayınlanan yeni iş ilanı sayısı Ağustos ayına göre yüzde 20 oranında düşüş gösterirken, geçen yılın Eylül ayına göre yüzde 8 oranında bir düşüş yaşandı. Endeks verilerine göre eylülde yayınlanan toplam 49 bin 449 iş ilanı sayısı, 2015’in eylül ayına kıyasla yüzde 4 oranında azaldı. Toplam iş ilanı sayısında geçen aya göre ise yüzde 8 oranında azalma görüldü.

OHAL’DE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ YOK

14520605_1698853140433751_314659976302584413_n

Hükümet son çıkardığı KHK ile başta işçi ve emekçilerin sesi olan Hayatın Sesi Televizyonu olmak üzere birçok televizyon kanalı ve radyoyu kapatmıştır. Hiçbir gerekçe gösterilmeden yapılan bu müdahale, sermaye ve hükümetin tek ses medya yaratma çabasına yöneliktir.

15 Temmuz günü kanlı darbe girişiminin önlenmesinde basının önemi görülmüş olmasına rağmen, darbe girişimini kendi iktidarını sağlamlaştırmak için kullananlar basın ve medyada en ufak bir muhalif sese tahammül edememektedir. OHAL koşullarında Kanun Hükmünde Kararnameler ile demokratik hak ve özgürlüklere saldırıların arttığı bir dönemde, bu karartmalar ile halkın haber alma hakkına ve basın özgürlüğüne darbe vurulmaktadır.

Biz işçilerin, emekçilerin, sendikaların sesi soluğu, grevlerin ve hak arama mücadelelerin habercisi olan başta Hayatın Sesi Televizyonu olmak üzere, yapılan kapatmaları ve kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. Özgür basın susturulamaz!

İşsizlik ve İstihdam Raporu-Eylül 2016

indir

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Enstitüsü (DİSK-AR)
Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK’in 19 Eylül 2016 günü açıkladığı Haziran 2016 dönemi
Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarını değerlendirdi:
§ İşsizlikte patlama yaşanıyor. TÜİK tarafından açıklanan dar tanımlı
(standart) işsizlik oranı bir önceki yılın Haziran ayına göre 0,6 puan
artarak yüzde 10,2’ye yükseldi.
§ Toplam işsiz sayısı bir önceki yılın Haziran ayına göre 247 bin kişi
artarak 3 milyon 127 bine yükseldi. İşsiz sayısı 2014 yılının Haziran
ayına göre ise 473 bin arttı.
§ Haziran 2015’te 5 milyon 856 bin olan geniş tanımlı işsiz sayısı
Haziran 2016’da 6 milyon 44 bine yükseldi. Geniş tanımlı işsizlik oranı
yüzde 18,5’e yükseldi.
§ 2016 Haziran döneminde genç (15-24 yaş arası) işsizliği 1,7 puan
artarak yüzde 19,4’e yükseldi. Kadın işsizliği ise yüzde 12,4’e
yükseldi. Haziran 2016’da en yüksek işsizlik oranı yüzde 28,7 ile tarım
dışı genç kadın işsizliğinde görüldü.
§ Tarımsal istihdamda 420 bin, imalat sanayiinde 47 bin kişilik bir
azalma yaşandı. Kamu istihdam artışı 190 bin kişi olarak gerçekleşti.
§ Kamunun istihdam artışında belirleyici rolü devam ediyor. Toplam
istihdam içinde kamunun payı yüzde 13 iken, son bir yıllık istihdam
artışında kamunun payı yüzde 48 oldu.

BASIN AÇIKLAMASI

Son bir haftadır yaşadığımız gelişmeler oldukça kaygı vericidir ve gidişat giderek tehlikeli bir boyut kazanmaktadır. 15 Temmuz kanlı darbe girişiminden sonra günlerce memlekette demokrasi rüzgarı estirilmiş, birlik beraberliğin önemine dair nutuklar çekilmişti. İçeride bir uzlaşma kültürü oluşturmaktan ve dış politikada bir değişimden bahsedilmeye başlanmıştı. Hatta hükumet sözcüleri “başımıza ne geldiyse yanlış Suriye politikasından geldi” gibi açıklamalar yapmış ve barış için, demokrasi için umutlanmamıza neden olmuştu. Ancak bugün geldiğimiz noktada hükumet içeride de, dışarıda da savaş politikalarıyla gerilimi daha da tırmandırmakta ve ülkemizi daha kanlı bir sürecin içine doğru çekmektedir.
Gaziantep’de yaşanan ve çoğu çocuk onlarca insanımızın hayatını kaybettiği yüzlercesinin yaralandığı IŞID katliamı, TSK’nın Suriye bataklığına girmesi sonrası dün Artvin de CHP Genel Başkanının konvoyuna yapılan saldırı ve bugün Cizre de yaşanan patlamayla birlikte ülkemiz tam bir yangın yerine dönmektedir. Öncelikle saldırıları kınıyor, hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza başsağlığı ve yaralılara acil şifalar diliyoruz. Yaşanan bu ölümlerin ve acıların siyasi sorumlusu olan hükümet ve savaş politikalarına destek veren diğer siyasiler bu hengame içerisinde el birliği ile Bireysel Emeklilik Sistemi yasasını çıkarmayı ihmal etmediler. OHAL kararnameleriyle gazete kapatan, gazetecileri tutuklayan hükumet işçileri, emekçileri kutuplaştırmaya devam diyor.
Sendikamız başta Kürt meselesi olmak üzere, Suriye de ve tüm Orta doğu da barış politikalarına dönülmesini ve halkların kardeşliği temelinde eşit ve özgürlükçü bir çözümü savunmaktadır. Ülkemizin çıkarına olan, işçilerin emekçilerin çıkarına olan budur. Bununla beraber emekçilerin hayatını cehenneme çeviren Kiralık işçilik, Zorunlu Bireysel Emeklilik gibi yasaların derhal geri çekilmeli ve Kıdem Tazminatlarının fona devrinden vazgeçilmelidir. OHAL bir an önce kaldırılmalı ve sendikal örgütlenmenin önünü açacak yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
Bu karanlık havayı dağıtacak tek güç işçi sınıfı ve emekçilerdir. Başta sendikalar ve emek örgütleri olarak tüm emekçileri daha fazla ses çıkarmaya, haklarını korumaya ve barışı savunmaya çağırıyoruz.

aaa

Geniş tanımlı işsiz 5 milyon 660 bin

Geniş tanımlı işsiz 5 milyon 660 bin
İstihdam artışında kamu lokomotif!
Tarım dışı genç kadın işsizliği yüzde 24,8!
issizlik-manset
Özet
Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Enstitüsü (DİSK-AR) Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK’in 15 Ağustos 2016 günü açıkladığı Mayıs 2016 dönemi Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarını değerlendirdi:

TÜİK tarafından açıklanan dar tanımlı (standart) işsizlik oranı bir önceki yılın Mayıs ayına göre 0,1 puanlık artış göstererek yüzde 9,4 olarak gerçekleşti. Toplam işsiz sayısı bir önceki yılın Mayıs ayına göre 106 bin kişi artarak 2 milyon 895 bine yükseldi.
2015 Mayıs ayında 5 milyon 621 bin olan geniş tanımlı işsiz sayısı Mayıs 2016’da 5 Milyon 660 bine yükseldi. İş bulma ümidini kaybeden işsizlerin sayısı bir öncesi yılın aynı dönemine göre düşerken, Nisan 2016’ya göre 19 bin artarak 600 bin olarak gerçekleşti.
Mayıs 2016 döneminde genç (15-24 yaş arası) işsizliği 0,4 puan artarak yüzde 17,4 olarak gerçekleşti. Genç kadın işsizliği ise 20,3 olarak hesaplandı. Mayıs 2016’da en yüksek işsizlik oranı yüzde 24,8 ile tarım dışı genç kadın işsizliğinde görüldü.
Erkeklerde işsizlik oranı yüzde 8,6 iken kadınlarda bu oran 11,2 ile erkeklerden 2,6 puan daha yüksektir.
Evde engelli bakım hizmeti ve toplum yararına çalışma programlarında istihdam edilenler (701 bin kişi) son bir yıl içinde kamuda 190 bin kişilik istihdam artışıyla birlikte düşünüldüğünde, doğrudan ve dolaylı olarak kamunun son bir yılda 891 binin üzerinde istihdam sağladığı görülecektir.
İstihdamın sınıfsal kompozisyonundaki değişim devam ediyor. Mayıs 2016’da 27 milyon 867 bin kişilik istihdamın 18 milyon 826 binini ücretlilerden oluşuyor. Ücretli ve maaşlı çalışanların toplam istihdam içindeki payı yüzde 67,6’ya yükseldi
İşsizliğin ve İstihdamın Görünümü
İşsizliğin Görünümü
TÜİK tarafından açıklanan dar tanımlı (standart) işsizlik oranı bir önceki yılın Mayıs ayına göre 0,1 puanlık artış göstererek yüzde 9,4 olarak gerçekleşti. Toplam işsiz sayısı bir önceki yılın Mayıs ayına göre 106 bin kişi artarak 2 milyon 895 bine yükseldi.

Bilindiği gibi TÜİK tarafından açıklanan dar tanımlı (standart) genel işsizlik oranı işgücü piyasalarındaki durumu bütün boyutlarıyla ortaya koyamıyor. Dar tanımlı/standart işsizlik hesaplarının taşıdığı kısıtlar ve sorunlar nedeniyle, işsizliğin gerçek boyutlarının anlaşılması için alternatif işsizlik verilerine ve diğer işsizlik türlerine bakmak gerekiyor (Grafik 1).

TÜİK tarafından kullanılan standart işsizlik tanımı referans dönemi içinde istihdam halinde olmayan kişilerden iş aramak için son dört hafta içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış ve iki hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda olan 15 ve daha yukarı yaştaki kişiler işsiz kabul edilmektedir. Bu hesaplama yöntemi işsizliğin gerçek boyutlarının anlaşılmasını zorlaştırmaktadır.

Geniş tanımlı işsizlik hesaplaması klasik dar tanım kapsamında yer alan işsizler yanında, iş bulma ümidini kaybeden işsizleri, iş aramayan ancak çalışmaya hazır olan işsizleri, mevsimlik ve zamana bağlı eksik çalışanları kapsayan alternatif işsizlik tanımıdır. Çalışma ekonomisi literatüründe kullanımı giderek artan bir hesaplama yöntemidir.

Mayıs 2016 döneminde geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 17,14 olarak gerçekleşti. 2015 Mayıs ayında 5 milyon 621 bin olan geniş tanımlı işsiz sayısı Mayıs 2016’da 5 Milyon 660 bine yükseldi. İş bulma ümidini kaybeden işsizlerin sayısı bir öncesi yılın aynı dönemine göre düşerken, Nisan 2016’ya göre 19 bin artarak 600 bin olarak gerçekleşti.

Mayıs 2016 döneminde tarım dışı işsizlik bir önceki yılın Mayıs ayına göre 0,1 azalarak yüzde 11,3 olarak gerçekleşti. Tarım dışı kadın işsizliği ise yüzde 14,9 oldu. Tarım dışı genç işsizliği ise 20,2’ye yükseldi.

Mayıs 2016 döneminde genç (15-24 yaş arası) işsizliği 0,4 puan artarak yüzde 17,4 olarak gerçekleşti. Genç kadın işsizliği ise 20,3 olarak hesaplandı. Mayıs 2016’da en yüksek işsizlik oranı yüzde 24,8 ile tarım dışı genç kadın işsizliğinde görüldü.

Yukarıdaki verilerde de görüldüğü üzere çeşitli kategorilerdeki kadın işsizliği diğer işsizlik türlerine göre yüksek seyretmektedir. Kadın işsizliği standart işsizlik oranının 1,8 puan üzerinde yüzde 11, 2 olarak gerçekleşti.

Grafik 1: İşsizlik Oranları (Mayıs 2016)
g1

Toplam işsiz sayısı 2 milyon 895 bin olurken, bu işsizlerin 1 milyon 805 bini erkeklerden 1 milyon 90 bini ise kadınlardan oluştu. İşgücüne dahil olmayan 27 milyon 859 bin kişilik nüfusun 7 milyon 958 bini erkek, 19 milyon 901 bini ise kadındır. Erkeklerde işsizlik oranı yüzde 8,6 iken kadınlarda bu oran 11,2 ile erkeklerden 2,6 puan daha yüksektir. Benzer bir eşitsizlik istihdam oranlarında da görülmektedir. Erkeklerde yüzde 66,3 olan istihdam oranı kadınlarda yüzde 29,2’ye düşmektedir (Tablo 1)

Tablo 1: İşgücü Piyasalarda Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği
t1
Görüldüğü gibi işsizliğin gerçek boyutlarının anlaşılabilmesi için sadece standart işsizlik oranına bakmak yanıltıcı olacaktır. Alternatif işsizlik oranları işgücü piyasasındaki vahim tabloyu ortaya sermektedir. İşsizlikte toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve genç işsizliği oldukça çarpıcı bir manzara göstermektedir.

İstihdamın Görünümü
İstihdamın Sektörel Değişimi
Mayıs 2016’da toplam istihdam bir önceki dönemin aynı ayına göre 795 bini iki artarak 27 milyon 867 bine ulaştı. Tarımda 234 bin kişilik bir istihdam azalışı yaşanırken, imalat sanayinin ise sadece 3 bin kişilik artışla yerinde saydığı görülüyor. Dolayısıyla istihdam artışı esas olarak inşaat ve hizmetlerde gerçekleşiyor. İnşaat sektöründe mevsimsel etkilere bağlı olarak 186 bin kişilik istihdam artışı yaşandığı görülmektedir. İstihdam artışının geri kalan bölümü hizmetlerde gerçekleşti. Hizmetler sektöründeki istihdam artışının büyük bölümünün ulaştırma ve depolama, eğitim ile insan sağlığı ve sosyal hizmet alt sektörlerinde yoğunlaştığı görülüyor (Tablo 2.)

Tablo 2: Sektörlere Göre İstihdam Artışı (Mayıs 2015- 2016) (Bin)
t2

İstihdamdaki artışta kamu sektörünün önemli pay sahibi olduğu anlaşılmaktadır. Kamu sektörü istihdamı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 5,5 oranında artarak 3 milyon 622 bine yükseldi. Kamuda yaşanan toplam 190 bin kişilik artışın 160 bini kadrolu personel, 20 bini sözleşmeli personel ve 60 bini işçi kadrosunda gerçekleşti. Böylece kamu sektörü istihdamın önemli lokomotiflerinden biri olma özelliğini sürdürdü.

Kamu sektöründe özellikle eğitim, insan sağlığı gibi alanlarda da ciddi istihdam artışları yaşandı. İnsan sağlığı ve sosyal hizmetler alanında ise 123 bin kişilik istihdam artışı söz konusu. Bu alanda özellikle evde engelli bakım hizmeti önemli bir yer tutuyor. Dolayısıyla bu alanda yaşanan istihdamın önemli bir bölümünü kamu istihdamı olarak değerlendirmek mümkün. Evde bakım hizmetinde yararlananların toplam sayısı 478 bin 319 kişidir. Bu sayı istihdam içinde kabul edilmektedir. Öte yandan toplum yararına çalışma programlarında ise Mayıs 2016 itibariyle 222 bin 943 kişi çalışmaktadır. Dolayısıyla bu iki kamusal programda 701 bin 261 kişi istihdam edilmektedir.

Evde engelli bakım hizmeti ve toplum yararına çalışma programlarında istihdam edilenler son bir yıl içinde kamuda 190 bin kişilik istihdam artışıyla birlikte düşünüldüğünde, doğrudan ve dolaylı olarak kamunun son bir yılda 891 binin üzerinde istihdam sağladığı görülecektir.

İstihdamın Sınıfsal Kompozisyonu
İstihdamın sınıfsal kompozisyonundaki değişim devam ediyor. Mayıs 2016’da 27 milyon 867 bin kişilik istihdamın 18 milyon 826 bini ücretlilerden oluşuyor. Ücretli ve maaşlı çalışanların toplam istihdam içindeki payı yüzde 67,6’ya yükseldi. Bu oran bir önceki yıl yüzde 66,3 idi. İşverenlerin toplam istihdam içindeki payı küçük bir artışla yüzde 4,4’ten yüzde 4,7’ye yükselirken, kendi hesabına çalışanlar yüzde 16,9’dan 16,4’e düştü. Ücretsiz aile işçilerinin oranı ise 12,4’ten 11,4’e geriledi. Bu tablo işçileşmenin, ücretli çalışmanın temel bir çalışma biçimi haline geldiğini ve mülksüzleşmenin arttığı gösteriyor.

Grafik 2: İstihdamın Sınıfsal Dağılımı
g2

Değerlendirme ve öneriler
TÜİK’in Mayıs 2016 dönemi Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçları işsizlikte 106 bin kişilik bir artış yaşandığını gösteriyor. İşgücü piyasasındaki olumsuzluklar devam ediyor.

İstihdam artışı inşaat, kamu ve hizmet sektöründe ve bu sektörün belli alt sektörlerinde yaşanmaktadır. Son yıllarda kamu sosyal yardım programları kapsamında olanların istihdam içinde gösterilmesi sonucu istihdamda önemli bir şişme ve yapay artış sağlanmıştır. Hizmet sektöründeki istihdam artışında toplum yararına çalışma programları ve engelli bakım hizmetleri önemli bir yer tutmaktadır.

İşsizliğin azaltılması ve istihdamda kalıcı ve güvenceli artış sağlanması için önerilerimiz:

“Herkesin çalışması için, herkesin daha az çalışması” ilkesi doğrultusunda haftalık çalışma süresi gelir kaybı olmaksızın 37,5 saate, fazla mesailer için uygulanan yıllık 270 saat sınırı, 90 saate düşürülmelidir.
Uluslararası çalışma normları doğrultusunda herkese en az bir ay ücretli yıllık izin hakkı tanınmalıdır.
İstihdam artışlarında kamunun payı dikkate değerdir. Kamu istihdamının artırılması, kamuda eğreti ve güvencesiz çalışma biçimleri yerine, kadrolu ve güvenceli istihdam artışının sağlanması yaşamsal önemdedir. Kamu girişimciliği ve hizmetleri istihdam yaratacak şekilde yeniden ele alınmalı ve kamuda personel açığı derhal kapatılmalıdır.
Güvencesiz çalışma biçimlerine son verilmeli, tüm taşeron işçilere kadro verilmelidir. Kamu taşeron işçileri kamu işçisi olarak kadroya alınmalıdır.
Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’nun “insana yaraşır iş” yaklaşımı temelinde herkese güvenceli ve nitelikli işler sağlanmalıdır.
Kiralık işçilik yasası (6715) Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmelidir.
Sendikal hak ve özgürlüklerin kullanımı güvence altına alınmalı, sendikal barajlar kaldırılmalı, herkesin sendika hakkını özgürce kullanabilmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
Toplum yararına çalışma programları kapsamında çalıştırılanlar daimi işçi statüsüne geçirilmelidir.
İş başında eğitim adı altında çırak ve stajyerlerin ucuz işgücü deposu olarak kullanılması uygulamasına son verilmelidir.
İşsizlik Sigortası Fonunun amaç dışı kullanımına son verilmelidir
Kadın istihdamının artırılması ve işsizliğinin azaltılması için işgücü piyasalarındaki cinsiyetçi uygulamalara son verilmeli, ev içi bakım hizmetleri devletin gereken nitelikli, yaygın ve ücretsiz bakım hizmetlerini sağlaması ile kadının üzerinden alınmalıdır.

DİSK GENİŞLETİLMİŞ BAŞKANLAR KURULU SONUÇ BİLDİRGESİ

DİSK GENİŞLETİLMİŞ BAŞKANLAR KURULU SONUÇ BİLDİRGESİ
29-30 TEMMUZ 2016 – İSTANBUL
manset-600x338
29-30 Temmuz 2016 tarihlerinde Şişli Belediyesi Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde toplanan DİSK Genişletilmiş Başkanlar Kurulu aşağıdaki yer alan konuları görüşerek aldığı kararları kamuoyu ile paylaşmaktadır:
15 Temmuz gecesi yaşanan darbe girişiminin ardından yapılan ilk DİSK Genişletilmiş Başkanlar Kurulumuz, darbe girişimini lanetleyerek hayatını kaybedenleri anar ve DİSK Yönetim Kurulu’nun “her türlü darbenin karşısında duran” tutumunu desteklediğini ilan eder.
12 Eylül 1980 askeri darbesine giden süreçte kurucu Genel Başkanımız Kemal Türkler öldürülmüş, 12 Eylül cuntasında Genel Başkanımız Abdullah Baştürk olmak üzere 52 yöneticimiz idamla yargılanmış, üyelerimiz işten atılmış ve tutuklanmış, faaliyetlerimiz durdurulmuş, kapımıza kilit vurulmuş ve üyelerimiz silah zoruyla başka konfederasyonlara üye yapılmıştır. Bugüne dek darbelerden en büyük zararı görmüş örgütlerin başında olan DİSK’in darbeler karşısında tutumu nettir.
Genişletilmiş Başkanlar Kurulumuz, başarılı olsun olmasın demokratik siyaseti sekteye uğratan bütün darbelere karşıdır. Parlamenter demokrasinin vazgeçilmezi olan yurttaş iradesine ve çoğulculuğa herkes saygı duymalıdır. NATO üyesi bir ülke olan Türkiye’de askeri darbelerin kışkırtılmasında ve hedeflerine ulaşmasında büyük oranda emperyalistlerden aldıkları desteğin belirleyici olduğu bilinmektedir ve bu açıdan da darbeler halk egemenliğine karşı girişimlerdir.
Darbe girişiminden ve olağanüstü hal ilanından önceki son bir yıla bakıldığında da olağanüstü bir dönem yaşadığımız ortadadır. 7 Haziran 2015’teki genel seçimlerde halkın ortaya koyduğu iradeye saygı gösterilmemesinin ardından “ya başkanlık ya kaos” olarak dayatılan süreç, ülkemizin en uzun ve kanlı yıllarından biri olmuştur. Katliamlarda, terör eylemlerinde, çatışmalarda binlerce insanın yaşamını yitirdiği bir yılda, hukuki olmamakla birlikte fiilen başkanlık rejimine geçilmiş, parlamento işlevsiz hale getirilmiş, yürütmenin vesayeti altına giren hukuk sistemi çökmüş ve son olarak da bu ortamı fırsat bilenlerin tezgahladığı kanlı bir darbe girişimi söz konusu olmuştur.
Öte yandan bu kanlı darbe girişiminin panzehiri, olağanüstü yönetim biçimleri değildir. Parlamentoyu işlevsizleştiren, demokrasinin “olağan” işleyişinden daha da uzaklaştıran Olağanüstü Hal rejiminden en acil bir biçimde çıkılmalı, yargı önünde suçu ispatlanmadan “cezalandırma” yöntemlerinden vazgeçilmelidir.
15 Temmuz darbe girişimine karışanlar ve destekçileri, bugün hangi konumda bulunurlarsa bulunsunlar, keyfilikten uzak ve “suçların kişiselliği” ilkesi çerçevesinde adil bir biçimde yargılanarak cezalandırılmalıdır. Unutulmasın ki, Anayasa’ya ve uluslararası sözleşmelere göre adil yargılanmak bir haktır, yargısız infaz ise insanlık suçudur.
Öte yandan bu süreç iktidara karşı muhalif olan herkesi hedef alan bir cadı avına dönüştürülmemelidir. Böylesi yöntemlerin “demokrasi” getirmeyeceği, sadece ve sadece çatışmayı derinleştirip hukuku askıya almayı gelenek haline getireceği ülkemiz tarihinde defalarca görülmüştür.
Askeri darbelerin panzehiri kalıcılaşmış bir olağanüstü hal düzeni veya sivil otoriter rejim arayışı değil gerçek bir demokrasidir, hukuk devletidir, güçler ayrılığı ilkesinin eskisinden de sağlam biçimde yeniden kurulmasıdır, parlamenter demokrasinin güçlendirilmesidir, örgütlenme ve ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasıdır, toplumun örgütlenerek demokrasinin halkın örgütlü gücüyle desteklenmesidir, meydanların halkın tüm kesimlerine açılmasıdır.
Başarısız darbe girişimi sonrası yükselen demokrasi talepleri, toplumun tüm kesimlerinden gelen talepler olarak görülmeli, çatışmasızlık ve kalıcı bir barış için ölümlerin yaşandığı çatışmalı ortam sona erdirilmeli, yaşanan süreci uzlaşı ve barış iklimine evriltmek için herkes üzerine düşeni yapmalıdır.
Ülkemizde laikliğin altının oyulmasının ağır sonuçları da son darbede kullanılan aktörlere bakınca daha net bir biçimde görülmektedir. Laik, bilimsel ve kamusal eğitim sistemden uzaklaşan eğitim politikaları da, darbe girişimine kalkışan cemaate insan gücü kazandırmıştır. Öte yandan darbecilerin devlet içinde yapılanmasına olanak sağlayan, laikliğin altının oyulmasından güç alan “biat” anlayışı yerine “liyakat” sistemi kurulmasallaştırılmalıdır.
Demokrasinin olmadığı yerde emeğin hakları, emeğin haklarının olmadığı yerde de demokrasi olmaz ve tam da bu nedenle “demokrasinin inşası” sorunu emeğin sorunudur. Sendikalaşma başta olmak üzere, örgütlenmenin ve hak aramanın önüne koydukları barajlar/yasaklar ortadan kaldırılmadan, sosyal devlet daha güçlü bir biçimde kurulmadan, tüm güvencesiz çalıştırma biçimlerine son verilerek kölece çalıştırılmaya son verilmeden, işçi sınıfını bölen, parçalamayı ve birbirine düşman hale getirmeyi amaçlayan ayrımcı söylemler/politikalar sona ermeden demokrasiden bahsedilemez.
Tüzüğünün 3. Maddesinde de belirtildiği gibi “toplumcu, çoğulcu, katılımcı ve özgürlükçü temellere dayalı gerçek demokrasi”den yana olan Konfederasyonumuz DİSK’in Genişletilmiş Başkanlar Kurulu yukarıdaki tespitlerinden hareketle şu kararları almıştır:
1. DİSK Genişletişmiş Başkanları Kurulu, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında yaşamını yitiren yurttaşlarımızı anarak, yakınlarına başsağlığı diler. Ülkenin içine girdiği bu karanlıktan çıkması, darbe ve her türlü otoriter rejim arayışına olanak vermeyen güçlü ve gerçek bir demokrasinin inşası için mücadele etmeyi, “eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir Anayasa” talebiyle Anayasa tartışmaları da dahil tüm süreçlere etkin bir biçimde müdahil olmayı bir görev olarak tanımlayan DİSK Genişletilmiş Başkanlar Kurulumuz, bu dönemde emek ve demokrasi güçlerinin birlikteliğinin her zamankinden çok daha önemli hale geldiğine dikkat çekerek, bu birlikteliğe yönelik girişimlere desteğini ilan eder.
2. Gerçek bir demokrasinin ancak emeğin mücadelesi ile birlikte kurulabileceği tespitinden hareketle, “İşçilerin 3 Acil Talebi Var” başlıklı kampanyamıza, önümüzdeki dönem ağırlık verilmesi, tüm işçilere bu taleplerin anlatılarak mücadeleye çağırılması gerektiği üzerinde ortaklaşan DİSK Genişletilmiş Başkanlar Kurulu, “Ayrımsız, kayıtsız, şartsız tüm taşeron işçilere kadro” için, Zorunlu Bireysel Emeklilik ve kıdem tazminatının gaspı gibi emeğin haklarına yönelecek tüm saldırılara karşı, tüm dost kurum ve kuruluşlarla, emek ve meslek örgütleriyle ortak hareket imkanlarının sonuna dek zorlanmasının önemini vurgular.
3. İçinden geçilen olağanüstü dönemde, emeğe ve demokrasiye dönük saldırılar karşısında tek vücut olmak gerektiğine inanan, “gücümüzün birliğimizden geldiğinin” bilincinde olan Genişletilmiş Başkanlar Kurulumuz, tüm organlarımızın ve sendikalarımızın mücadele birikimlerini “akıl ve yürek birliği” içerisinde, kolektif bir mücadele bilgisine dönüştürerek mücadelemizin pusulası haline getirmenin, önümüzde duran acil bir görev olduğunun altını çizer.
4. Temel bir mücadele alanı olan işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında ILO kriterlerinin ülkemizde uygulanması gerektiğini bir kez daha vurgulayan Genişletilmiş Başkanlar Kurulumuz, bu alandaki eğitim faaliyetleri başta olmak üzere çalışmaların yaygınlaşarak sürdürülmesi gerektiğini tespit eder.
5. Genişletilmiş Başkanlar Kurulumuz, Anayasa tarafından teminat altına alınan basın ve ifade özgürlüğü için gösterdikleri dayanışma nedeniyle gazeteciler, sendikacılar ve aydınlar hakkına açılan davaları kınar ve bundan önce olduğu gibi bundan sonra da duruşmalarına katılarak basın ve ifade özgürlüğünün yanında olacağını belirtir.
6. Bu olağanüstü dönemin karanlığını yırtmak için örgütlenmenin artan önemine dikkat çeken DİSK Genişletilmiş Başkanlar Kurulu, işçi sınıfının örgütsüz kesimlerine ulaşarak DİSK’i büyütürken, sermaye tarafından en güvencesiz ve en ucuz işgücü olarak değerlendirilmek istenen mevsimlik tarım işçilerinin, kadın ve göçmen emeğinin korunması için de girişimlerin artmasının önemine dikkat çeker.
7. DİSK’in 50’inci yıl etkinliklerinin, zaman ve mekan olarak yaygın bir biçimde örgütlenmesi gerektiği konusunda görüş birliği içerisinde olan DİSK Genişletilmiş Başkanlar Kurulu, Konfederasyonumuzun 50 yıllık tarihini geleceğe taşıyacak, önümüzdeki dönemine de ışık tutacak çalışmaların başlatılması, başlayan çalışmaların ilerletilmesi için bir arada çalışmanın önemini vurgular.
8. 1 Mayıs 1977 Katliamı’nın 40’ıncı yılı öncesi, ülkeyi 12 Eylül darbesine götüren süreci başlatan bu katliamın aydınlatılması, sorumluların açığa çıkarılması, Taksim 1 Mayıs alanı üzerindeki yasakların bir daha gündeme getirilmemesi ve kutlamaların planlanması için, Genişletilmiş Başkanlar Kurulumuz, 1 Mayıs 1977’nin 40’ıncı yılı ile ilgili çalışmaların, DİSK’in 50’inci yılı çalışmalarına paralel olarak başlatılması gerektiğini belirtir.

DARBE GİRİŞİMİNİ KINIYORUZ

DARBE GİRİŞİMİNİ KINIYORUZ
milyonlarca-insan-so-185e987a8cddb55edd43
Hükümete karşı gerçekleştirilen ve başarısızlıkla sonuçlanan askeri darbe girişimini kınıyor, hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı ve yaralılara acil şifalar diliyoruz.

Bu güne kadar yaşanan darbeler, muhtıralar Türkiye’de hep işçi ve emekçilerin taleplerinin bastırıldığı süreçlerle sonuçlanmıştır. Her darbe dönemi başta işçi sınıfının hakları olmak üzere, kayıplar yaşanmış, baskı ve sindirmeler artmış, yaşanan süreçler sonucunda, demokratik hak ve özgürlükler askıya alınarak ortadan kaldırılmıştır. Demokrasiye inanan hiç kimse darbe girişimlerinden medet ummamalıdır ve ama’ sız fakat’ sız darbenin karşısında durulmalıdır.

Bugüne kadar İşçi sınıfı ve emekçilerin, demokrasi ve özgürlük talepleri, örgütlenme hakkı, basın ve ifade özgürlüğü, hükümetin politikalarıyla baskılanmış ve boğulmak istenmiştir. Ancak AKP Hükümeti’nin tek adam ve tek parti otoriter sistemini hedefleyen politikalarının panzehir’ i askeri darbe girişimleri asla değildir. Dahası bu tür darbe girişimleri bu baskıcı ve otoriter politikaların daha hızlı ve daha fazla uygulanmasının dayanağı yapılmak istenecektir.

Bu tablo karşısında başta işçi ve emekçiler olmak üzere, Türkiye halkı, askeri darbe ile baskıcı otoriter anlayışının arasında, sıkışmaya mahkûm değildir. Çözüm herkes için demokrasi ve özgürlüklerin genişletilmesi, barış ve kardeşliğin geliştirilmesidir. İşçi ve emekçilerin tek seçeneği ve kurtuluşu gerçek anlamda baskısız, sınırsız örgütlenme hakkının olduğu, demokratik, laik ve eşitlikçi bir Türkiye’nin kurulmasıdır.

İşçi ve emekçileri demokrasi için örgütlenmeli ve mücadele etmelidir.

CAM KERAMİK İŞ SENDİKASI
Genel Başkanı
Birol Sarıkaş

YAŞASIN DOSTCAM DİRENİŞİMİZ, İŞ CİNAYETLERİNE KARŞI ÖRGÜTLENELİM

Değerli basın mensupları, öncelikle üç gün önce onlarca insanımızın hayatını kaybettiği ve onlarcasının yaralandığı, sakat kaldığı terör saldırısını kınıyor, hayatını kaybedenlerin acılı ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Her seferinde bombalarla yaşamaya alışmayacağız diyoruz, terörü lanetliyoruz, barış içinde huzurlu bir ülke istediğimizi söylüyoruz ama galiba bizi buna yavaş yavaş alıştırıyorlar. Ortadoğu üzerinde oynanan oyunlar ve bu oyunda baş aktörlerden biri olma hevesindeki hükümetin savaş politikaları ülkemizi her geçen gün daha kötü bir ortama sürüklüyor. Bu emperyalist politikalar ve çatışmalı süreç bu ülkeye daha fazla kandan başka, acıdan ve gözyaşından başka bir şey getirmeyecek. Korku içinde yaşamak daha çok sömürü, daha çok yoksulluk getirecek. Hükümet insanlarımızın huzur içinde, güven içinde, barış içinde yaşamasını tesis etmekle yükümlüdür. Bununda bu güne kadarki adına istikrar dedikleri yanlış politikalarla olamayacağı açıktır. Ve yine açıktır ki işçiler emekçiler artık bu gidişe müdahale etmelidir. Bunun da yolu örgütlenmekten, örgütlü bir toplum olmaktan geçer. Örgütlenme hakkımız artık yaşama hakkımıza eşdeğerdir.

Bundan tam 92 gün önce sendikamıza üye oldukları için işten atılan ve o günden beri gece gündüz demeden fabrika önünde bekleyişleri sürdüren Dost Cam işçilerinin işe iade davaları bugün başlıyor. Geride bıraktığımız üç ay boyunca sürekli yanımızda duran, bizlere destek olan, sınıf dayanışmasının en güzel örneklerini sergileyen başta Çiğli İşçi Kurultay Komitesi olmak üzere konfederasyonumuza bağlı sendikalar, diğer sendika ve siyasi kurumlar, siz değerli dostlarımızı bugün yine burada yanımızda görmekten mutluyuz.

Biz işçilerin birbirimizden başka dostu yok, sırtımızı ancak birbirimize dayadığımız zaman ayakta durabilir, güçlü olabiliriz. İşçilerin mücadelesinin, sınıf mücadelesinin, dayanışma olmadan başarılı olma şansı yoktur. Dost Cam işçisi, işçi sınıfının, sınıf mücadelesinin şanlı tarihindeki onurlu yerini çoktan almıştır. Sömürüye, haksızlığa, kötü çalışma koşullarına karşı artık yeter dedikleri gün, ekmeklerini büyütmek, çocuklarına daha iyi bir gelecek bırakabilmek için örgütlenmeye, sendikalı olmaya karar verdikleri gün zaten kazanmışlardı. Dost Cam patronu gözdağı vermek için bir arkadaşlarını işten çıkardığında, bu saldırının aslında hepsine yapıldığını, birliğine, beraberliğine, sendikal örgütlenmesine karşı yapıldığını fark ederek, bu zulme karşı şalteri indirdiği gün zaten kazanmıştı.

Dost Cam işçisi yanlış bir şey yapmadı. Yasaların, Uluslararası sözleşmelerin, Anayasanın kendilerine tanıdığı bir hakkı kullandılar ve sendikamıza üye oldular. Ortalama 8-10 yıldır asgari ücret düzeyinde bir maaşla, hiçbir sosyal hakkı olmadan çalışan üyelerimiz, patronun sendikamıza üyeliklerden haberdar olmasıyla birlikte tazminatsız işten atılmakla tehdit edilmiş ve teker teker ikna odalarında sorgulanmışlardır. İşveren üyelerimizden birini işten atarak bardağı taşırmış ve işçilerimize başka bir seçenek bırakmamıştır. İlk andan itibaren sendikamız sorunu çözmek için ısrarla görüşme talep etmiş ve uzlaşma sağlanması için elinden geleni yapmıştır. Ancak tüm çabalarımıza olumsuz cevap veren Dost Cam patronu, krizi fırsata çevirme kurnazlığını tercih etmiş ve ‘makinelere zarar verdiler’ yalanına sarılarak bu işten karlı çıkacağını düşünmüştür.

Dost Cam patronları bu cesareti nereden almaktadırlar. Yalnız Dost Cam değil, nerede işçiler sendikaya üye oluyorsa, birlik olup hakkını aramaya kalkıyorsa aynı şey oluyor. İş mahkemelerinin davalara yetişemediğini bu nedenle arabuluculuk diye bir sistem getireceklerini söylüyorlar. Biz ara bulucu değil hakkımızı istiyoruz. Haksız işten atmaların yasaklanmasını, patronlara ağır yaptırımlar getirilmesini istiyoruz. Kölelik yasası dediğimiz kiralık işçiliğin, taşeron işçiliğin yasaklanmasını, İşçiden yana emekten yana yasal düzenlemeler istiyoruz. Kıdem tazminatı hakkımıza dokunulmasın istiyoruz. İşlerine geldiğinde haktan hukuktan yasalardan en çok bahseden işverenler, sıra işçinin hakkına hukukuna gelince ne yasa dinliyorlar ne hukuk. Ne adaletleri var ne de vicdanları. Öyle bir dönemden geçiyoruz ki memleketi yönetenler dahi yeri geliyor, yasaları, mahkeme kararlarını tanımadıklarını, saygı da duymadıklarını söyleyebiliyorlar. İşte hak hukuk tanımayan işçi düşmanları, emek hırsızlarına karşı işçilerimiz haklarını mahkeme kapılarında yıllarca süren davalarda aramak zorunda kalıyor. Bir yandan işsiz kalan, geçim derdiyle uğraşan üyelerimiz bir yandan da hukuk mücadelesi vermek zorunda bırakılıyor. Ancak işçilerimizi bu şekilde yıldırabileceğini ve pes ettireceğini sananlar yanılıyorlar. Mücadelemizi her alanda sonuna kadar büyük bir kararlılıkla sürdüreceğiz. Mahkemelerden beklentimiz haksızlığın açık seçik ortada olduğu bu davaların hızla sonuçlandırılması ve arkadaşlarımızın işlerine geri dönmelerinin sağlanmasıdır. Ve buradan bir kez daha Dost Cam patronuna seslenmek istiyoruz. Gelin işçilerimizin örgütlenme hakkına, sendikalı çalışma hakkına, insanca çalışma ve insanca yaşama hakkına saygı gösterin. İşçilerimiz çalışmak ve üretmek istiyor. Gelin bu işi masa başında uzlaşma ile çözelim.

Son olarak ülkemizde artarak devam eden, her gün ortalama 5 emekçinin hayatını kaybettiği iş cinayetlerine dikkat çekmek gerekmektedir. Daha dün bizim işkolumuzda, İstanbul Kartal’da bir beton santralinde meydana gelen çökme sonucu 2 işçi kardeşimiz hayatını kaybetmiştir. Sadece 2015 yılında en az 1730 işçi, iş cinayetlerinde katledilmiştir. Daha fazla kar uğruna patronların almadığı önlemler ve hükümetin gerekli denetimleri yapmadığı koşullar bu cinayetlere zemin hazırlamaktadır. Artık işçi sınıfımızın yaşamak için de örgütlenmekten başka çaresi yoktur. Ölüm kaygısı duymadan, sağlıklı-güvenli yerlerde çalışmak için mücadeleci sendikalarda birleşelim.