May 14

DİSK Genel Başkanı Kani Beko Dost Cam işçilerini ziyaret etti.

51713
DİSK Ege Bölge Temsilciliği, sendikamıza üye oldukları için işten çıkarılan ve 44 gündür fabrika önünde direnişte olan Dostcam işçilerini ziyaret ederek destek açıklamasında bulundu. DİSK Genel Başkanı Kani Beko, Genel İş Genel Merkez Yöneticisi Cafer Konca, Genel İş Şube Başkanları, KESK ve TMMOB il temsilcilerinin de katıldığı ziyarette işçiler Atatürk Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğü önünde toplanarak yürüyüşe geçti. ‘Dostcam İşçisi Direnişin Simgesi’, ‘Örgütsüz İşçi Köle İşçidir’ ve ‘Yaşasın Sınıf Dayanışması’ sloganlarını atarken, Dostcam işçileri, Genel İş üyesi işçileri ‘Birleşe Birleşe Kazanacağız’ sloganları ile karşıladı.

Fabrika önünde işçilere seslenen DİSK Genel Başkanı Kani Beko, bir taraftan işçilerin sendikaya üye oldukları için işten atıldığını diğer taraftan da işçilere kölelik çalışma koşullarını dayatan yasaların meclisten geçtiğini ifade ederek ““Kiralık işçilik” ile getirilen kölelik düzeni de yetmemiş gibi bir de kıdem tazminatımıza göz dikmeye devam ediyorlar. Bu durumda arkadaşlar, işçi sınıfı için yapılacak şey bellidir. Üretimden gelen gücümüzü kullanmak da dahil, bedeli ne olursa olsun sonuna kadar direneceğiz, direneceğiz, direneceğiz” dedi.
DOSTCAM İŞVERENİNİ MASAYA ÇAĞIRDI

Dostcam işverenine de çağrıda bulunan Beko şunları söyledi “İşçilerin Anayasal haklarına saygı gösterin ve işten attığınız işçileri geri alın. Burada üretim yeniden başlasın ve mahkemeleri beklemeden iş barışı sağlansın. Biz burada DİSK olarak her türlü sorumluluğu almaya, görüşmeye, konuşmaya hazırız. Ancak siz görüşmekten, konuşmaktan kaçarsınız, işçilerin haklarını yok sayarsanız Dost Cam işçisi de direnmeye devam edecektir. Biliniz ki Dost Cam işçisi bu direnişinde yalnız kalmadı ve asla yalnız kalmayacak”. Beko, sözlerini Dostcam işçileri işe başlayana ve toplu sözleşme imzalayana kadar, Dostcam işçilerinin mücadelelerine destek olacaklarını belirterek bitirdi.

‘DİRENMEYE DEVAM EDECEĞİZ’

Ardından işçiler adına konuşan Süleyman İssi ise, anayasal hak olan sendika hakkı talep ettikleri için işçilerin açlığa ve sefalet sürüklendiğini belirterek, “Biz burada direnmeye devam edeceğiz. Biz her zaman müzakereye hazırız. Burada direnişimiz başarıyla sonuçlanana kadar mücadelemiz de eylemimiz de devam edecektir” dedi.

May 14

Fransa’da hükümetin darbesine süresiz grevle yanıt

Fransa’da işçi haklarını yüzyıl geriye götürecek tasarıyı meclisi baypas ederek geçiren hükümetin bu tutumuna karşı aylardır grevler sürüyor.
51699
Mart ayının başından bu yana Fransa’da işten atmaları kolaylaştıran ve toplu iş sözleşmelerine ciddi bir saldırı olan iş yasası tasarısına karşı mücadeleler ana gündem olmaya devam ediyor. 7 sendikanın çağrısıyla 5 genel eylem ve grev gerçekleşti, yüz binlerce emekçi ve gencin katılımıyla dev gösteriler yaşandı.

Zayıflamış bir hükümeti yöneten ve bir nevi kendi açısından siyasi yaşamının devam etmesi koşulu haline gelmiş olan iş yasasını onaylatma konusunda Cumhurbaşkanı François Hollande’ın kararlı olduğu ilan edip duruyor. OHAL’in anayasallaşması projesini başaramayan cumhurbaşkanı açısından yeni bir “başarısızlık”, bir yıl sonra yapılacak seçimlerde kazanma şansını büyük oranda gerileteceğinden, Hollande bu güne kadar defalarca ilan ettiği ve savunduğu fikirleri tamamen çiğneyen yöntemlere başvurmaktan geri durmuyor.

HALKIN YÜZDE 70’İ YASAYA KARŞI

2012 yılında bir önceki dönem iktidarda olan sağcı ve emek düşmanı Cumhurbaşkanı Sarkozy’ye karşı duyulan tepkiler üzerinden seçilen François Hollande “ilerici olma”, “solcu” olmanın kıstası olarak işçi ve emekçileri birçok açıdan yüzyıl geriletecek bir yasa tasarısını savundu durdu.

Tüm kamuoyu yoklamalarında toplumun en azından yüzde 70’inin bu tasarıya karşı olduğu görülmesine karşın, onca grev ve dev gösterilere rağmen, gençlerin lise ve üniversite girişlerini bloke etmelerine rağmen nihayetinde 3 Mayıs’ta yasa tasarısı meclise geldi.

Meclisin sosyal işler komisyonunda yasaya daha da geri maddeler eklendi ve genel kurula sunuldu.

Soldan ve sağdan milletvekilleri yasa tasarısında 5 bin civarında değişiklik yapılması için önerge sundular. Her değişiklik önergesi teker teker tartışılıp onaylanması gerekecekti, bu ise tartışmaların haftalarca sürmesi ve dolayısıyla da mücadele ve grevlerin daha da devam etmesi anlamına geliyordu. Ama sadece tartışmaların uzaması değil kuşkusuz, hükümet kendi grubunu, hatta hükümet partisinin çoğunluğunu bile ikna edememişti.

İKTİDAR PARTİSİNİN VEKİLLERİ BİLE HAYIR DİYECEKTİ

Emekçilerin mücadelesinden güç alan 50 ile 60 milletvekili, Sosyalist Parti grubunun üyesi olmalarına rağmen yasa tasarısına karşı oy kullanacağını açıktan ilan ettiler.

Yapılan hesaplamalarda sağdan destek almasına karşın mecliste yasa tasarısının oylanması için 40 civarında oy eksikti. Toplumun çoğunluğunu ikna edemeyen, mecliste çoğunluğu sağlayamayan hükümet, emekçilere temelli sırtını dönme, mecliste ise kulaklarını tıkama kararı verdi. Yarı başkanlık sisteminin sunduğu antidemokratik olanakları kullanarak hükümet geçtiğimiz günlerde meclisi devre dışı bıraktı.

Anayasa’nın 49. maddesinin 3. fıkrasını devreye sokarak yasa tasarısını oya sunmadan onaylatma olanağını kullandı. Ama bu durumda da hükümetin sorumluluğunu angaje etti.

1958’de yürürlüğe giren 5. Cumhuriyet Anayasası boyunca toplam 86 defa bu madde kullanılmış ve her seferinde meclisteki tartışmalar dondurulmuştu. Yalnız bu durumlarda 58 milletvekilinin imzasıyla Hükümete karşı gensoru önergesi verilebiliyor ve mutlak çoğunluk durumlarında ise hükümet devrilebiliyordu. Bu nedenle bu yönteme başvuran hükümetler işi garantiye almadan bu yolu seçmiyorlardı. Zira 1958’den bu yana 50 defa gensoru önergesinde bulundu ve hiçbir hükümet bu yolla devrilmedi.

MECLİSTEN BÖYLE GEÇİRDİLER

Bu sefer de aynı oldu. Yasaya karşı çıkan Sosyalist Parti milletvekilleri açısından Hükümete karşı oy kullanma, yeni seçimleri ve dolayısıyla tekrar seçilmemeyi göze alma anlamına geliyor.

Böylelikle eleştirilerinin gereğini yapmadılar. Sonuç kimse açısından sürpriz olmadı. Mutlak çoğunluk 288 iken gensoru önergesi 244 oy aldı.

Bu oy içerisinde merkez sağ milletvekillerinin yanı sıra, 2 Yeşiller Partisinden, 1 Radikal Partiden, 11 Sol Cepheden ve 13 bağımsız milletvekilinin oyu var. Böylelikle iş yasası tasarısı mecliste tartışmasız onaylanmış oldu.

SÜREÇ HENÜZ TAMAMLANMADI

Tasarı bir sonraki adım olarak senatoda tartışılacak ve eğer sunulan taslakta bir değişiklik olursa taslak tekrar meclisin önüne gelecek. Senatoda çoğunluğu elinde bulunduran merkez sağın, değişiklik talep edileceğine kesin gözüyle bakılıyor.
Yani meclisten geçmiş olması yasanın onaylandığı ve tartışmaların bittiği anlamına gelmiyor. Hatta tam tersine, Başbakanın meclis konuşmasında belirttiği gibi saflar artık daha da netleşiyor.

MÜCADELE DAHA DA KESKİNLEŞECEK

François Hollande, Sosyalist Partinin genel başkanıyken Anayasanın 49. maddesinin 3 fıkrasını “antidemokratik bir girişim”, “Meclisi bekleme odasına çeviren bir darbe” olarak adlandırıyordu. Yine Başbakan Manuel Valls, hükümete girmeden önce aynı maddenin kaldırılması için imza kampanyası yürütüyordu.

Ama iktidara gelince, sermaye lehine ciddi saldırılara imza atmaya başlayınca her türlü antidemokratik yönteme başvurmaktan geri durmadılar. Keza, Sarkozy döneminde milyonlarca emekçi sokağa inerken, Hollande ve Valls sağcı hükümetleri “Kör olmakla”, “Topluma sırtını dönmekle” suçluyorlardı. Bugün içine düştükleri pozisyon tamamen aynıdır. “Solculuk”, “ilericilik” onlar açısından söylemden öteye geçmedi, iş icraata gelince hangi sınıfın hizmetinde olduklarını açıkça göstermiş oldular. Ama onca ihanetten sonra bu sonuncu ihanet, geniş emekçi kesimler açısından bardağı aşıran son damla oldu.

HENÜZ EKONOMİYİ SARSACAK NOKTADA DEĞİL

Hükümetin sokağa kulak vermesini bekleyen yüz binlerce emekçi açısından büyük bir hayal kırıklığı yaşandığı da söylenebilir. Bu tepki sendika merkezlerini de daha ileriden bir mücadele vermeye zorladı.
Büyük gösteriler gerçekleşiyor ama grevlere katılım ve dolayısıyla da ülkenin ekonomisine etkisi, olması gerektiği noktadan hâlâ uzak. Sarkozy döneminde üst üste milyonluk gösteriler gerçekleşiyordu. Ancak birçok gerici yasanın onaylanmasının esas nedeni grevlerin çok sınırlı olmasıydı. Bu sefer de hareket aynı aşamaya geldi.
Artık ya böyle gidecek, Hollande ve hükümetine karşı tepkiler büyüyecek ama bu yasanın geçmesine engel olmayacak, ya da mücadele bir üst aşamaya geçerek ülke ekonomisini ciddi şekilde etkileyecek.

EMEKÇİLER 16 MAYIS’TAN İTİBAREN GREVE ÇIKIYOR

Uzun zamandır ilk defa işçi ve emekçi sendikaları, 12 Mayıs’taki on binlerce emekçinin katıldığı gösterilerden sonra 17 ve 19 Mayıs gibi iki yakın tarih için grev çağrısında bulundular. Hareketin merkezinde bulunan, ülkenin en köklü ve en büyük konfederasyonu olan Genel İş Konfederasyonu-CGT, haftalardır değişik iş yerlerinde sürekli grev örgütlemenin hazırlığını yürütüyor. Ve bundan dolayı da son haftalarda hükümet ve basın tarafından büyük bir karalama kampanyasıyla yüz yüzeydi. Tabanının ciddi baskısıyla konfederasyon merkezi, her şeye rağmen mücadeleyi daha da ilerleteceğini ilan etti.
16 Mayıs akşamından itibaren taşıma sektöründe, hava yollarında, demir yollarında, tersanelerde, ticaret, enerji ve kimya sektörlerinde devamlı greve gideceğini şimdiden açıkladı. Devlet demir yollarında ikinci en büyük sendika olan “Solidaires” sendikası da yine 16 Mayıs’tan itibaren süresiz bir grev kararı aldığını açıkladı. Ülkenin en büyük 3. konfederasyonu FO (İşçi Gücü) ise hükümetin bu antidemokratik tavrına sessiz kalmayacaklarını ve mücadeleyi hızlandıracaklarını ilan ettiler. Hükümeti geriletme ve burjuvaziye diz çöktürmenin tek yolunun ise ülke ekonomisini durdurma olduğu fikri uzun zamanlardan sonra tekrar Fransız işçi ve emekçileri içerisinde kök salmaya başladı.
(Evrensel Gazetesinden Alınmıştır.14.05.2016)

May 11

DOST CAMD DİRENİŞİ 41. GÜNDE KARARLILIKLA SÜRÜYOR.

13174139_1020647324649514_8894018404624248510_n
41 Gün önce sendikamıza üye oldukları için işten atılan ve fabrika önünde bekleyişlerini sürdüren Dost Cam işçileri 1 Mayıs tan aldıkları güçle direnişi sürdürüyor. işten atılan yüze yakın üyemizden 85′ i için işe iade davaları açıldı ve hukuki süreç başladı. tüm uzlaşma çabalarımıza olumsuz cevap veren işverene çağrımızı her fırsatta tekrarlıyoruz.
Sendikal örgütlenme hakkına saygı gösterin ve işten attığınız tüm işçileri geri alın. sendikamız iş yerinde yeniden üretimin başlaması ve sağlıklı şekilde yürümesi için üzerine düşeni yapacaktır. ancak görüşmelerden kaçarak işçilerimizin yılacağını ve pes edeceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. ‘Makinalarımı bozdular’ yalanı ile 15-20 yıldır çalışan işçilerin tazminatları yanıma kar kalır zannediyorsanız yanılıyorsunuz. gelin bu yanlıştan dönün ve iş barışı yeniden sağlansın.

May 02

HER YERDE 1 MAYIS COŞKUSU

50585
1 Mayıs için on binlerce işçi ve emekçi İstanbul Bakırköy halk pazarında bir araya geldi. İşçiler, kıdem tazminatının fona devri, özel istihdam bürolarının yaygınlaştırılmasına, kiralık işçiliğe, taşeronlaştırmaya, güvencesizliğe, düşük ücrete, savaşa karşı, insanca çalışma ve insanca yaşama talebini yükseltti.
İşçi ve emekçiler Bakırköy halk pazarında düzenlenen kutlama için İncirli E-5 yolu ve Marmara Forum önü olmak üzere iki kolda toplanıldı. Marmara Forum önünden KESK ve bağlı sendikalar, Çanakkale’ye çağrı yapan Türk-İş’in kararına karşı İstanbul’da kutlamaya katılan TÜMTİS, DERİTEKS, Belediye-İş, TGS ve bazı siyasi partiler yürürken,DİSK, TMMOB ve bazı siyasi partiler de incirliden yürüdü.
Yaklaşık 50 bin emekçinin katıldığı İstanbul 1 Mayısında Kıdem Tazminatı ve Kiralık İşçiliğin yanı sıra Barış talebi öne çıktı. Sendikamız da Serapool işçileriyle birlikte Kiralık işçiliğe hayır pankartı ile alandaki yerini aldı.
İzmir 1 Mayısına ise Dostcam işçileri damgasını vurdu. Kortejin önünde alana giren üyelerimizden Süleyman Issi kürsüden yaptığı konuşmada dayanışmanın önemine vurgu yaptı ve tüm İzmirlileri direnişlerine daha çok destek olmaya çağırdı.

Nis 26

Emek-Barış-Demokrasi için 1 Mayıs’ta Bakırköy’de buluşuyoruz!

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, DİSK Genel Merkezi’nde gerçekleştirdikleri basın toplantısıyla 1 Mayıs 2016 İstanbul programını açıkladılar.

Basın toplantısına DİSK Genel Başkanı Kani Beko, KESK Eş Genel Başkanı Lami Özgen, TTB İkinci Başkanı Raşit Tükel ve TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Süleyman Solmaz katıldı.

DİSK Genel Başkanı Kani Beko’nun yaptığı açıklamada, İstanbul Taksim’de düzenlenmek istenen 1 Mayıs kutlamalarına dair taleplerinin İstanbul Valiliği’ne tepeden inen bir emirle reddedildiği belirtildi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ve Türkiye’deki yerel mahkemelerin İstanbul 1 Mayıs kutlamalarının Taksim’de yapılmasına ilişkin verdikleri kararların aktarıldığı açıklamada, dört örgüt tarafından düzenlenen 10 Ekim Emek-Barış-Demokrasi mitinginde yaşanan katliam ve ardından açığa çıkan gerçekler hatırlatıldı ve Taksim’de 1 Mayıs talebi karşısında “bizlerin güvenliğini sağlamakla yükümlü olan idare, güvenliğimize kast edeceğini açık açık belirtmiştir” denildi.

“İstanbul’da işçilerin, emekçilerin, tüm ezilenlerin taleplerini güçlü bir biçimde haykırdığımız 1 Mayıs kutlamalarını, güvenli bir biçimde yapmayı öncelikli bir görev olarak benimseyen dört emek ve meslek örgütü olarak, bu yıla mahsus olmak üzere 1 Mayıs kutlamalarını İstanbul’da Bakırköy Halk Pazarı’nda gerçekleştirmeye karar verdik” denilen açıklamada “2016’ya özgü bu karar üyelerimizden, 1 Mayıs’larda yıllarca omuz omuza verdiğimiz dostlarımızdan ve halkımızdan gelen talepler dikkate alınarak verilmiştir” ifadelerine yer verildi.

Açıklamanın tam metni şöyle:

EMEK-BARIŞ-DEMOKRASİ İÇİN HAYDİ 1 MAYIS’A!

1 Mayıs Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü kutlamaları, bir kez daha hukuk dışı bir biçimde engellenmek isteniyor.

İstanbul Taksim’de düzenlemek istediğimiz 1 Mayıs kutlamalarına dair talebimiz, İstanbul Valiliği’ne tepeden inen bir emirle reddedildi.

Maalesef ülkemizde idareciler kendilerini mahkeme kararlarını ve Anayasa’yı değil, saraydan gelen emirleri uygulamakla yükümlü kabul etmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden aldığımız kararı tanımadılar.

Anayasa’daki “herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir” maddesini ayaklar altına aldılar.

Son olarak da 2015 1 Mayıs’ına dair mahkeme kararına saygı duymadılar.

Değerli basın emekçileri ve mücadele arkadaşlarımız,

En son 1 Mayıs 2015’e dair 21. Asliye Ceza Mahkemesinin gerekçeli kararında şu ifadeler yer almaktadır:

“Demokratik yönetimlerde kamu idaresinin öncelikli görevi, kişi hak ve hürriyetlerinin kullanılmasının önündeki engelleri kaldırmaktır.”

Peki 2015 1 Mayıs’ı ile ilgili bu saptamaları yapan mahkemeye rağmen Valilik ne yapıyor? 1 Mayıs Meydanını yasaklı meydan ilan ediyor.

Valilik yasakçı tavrını 2911 sayılı kanuna dayandırıyor. Oysa mahkeme 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamanın bir gelenek halini aldığını ifade ederek, Taksim’deki 1 Mayıs kutlamalarının, 2911 sayılı kanuna göre yasaklanamayacağını söylemektedir.

Ancak karşımızda yasaları ve mahkeme kararlarını değil “Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına saygı duymuyorum” diyen bir iradenin emirlerini uygulamak zorunda olduğunu düşünen bir mekanizma bulunmaktadır.

Aynı mahkeme kararı Taksim’de 1 Mayıs’ın kutlanması ile ilgili kamu idaresine şu görevi vermektedir: “Demokratik yönetimlerde kamu idaresinin öncelikli görevi, kişi hak ve hürriyetlerinin en geniş şekliyle ve güvenli bir biçimde kullanılması için gerekli önlemleri almaktır”

Ancak “yönetim”, maalesef bizlerin güvenliğini sağlamak bir yana güvenliğimize kast edeceğini açık açık defalarca ilan etmiştir.

Biz bu tip hukuk dışı tehditlere karşı yıllarca Taksim’de 1 Mayıs kutlama kararlılığımızı haklı ve meşru bir biçimde gösterdik. Koca bir kenti açık hava hapishanesine çeviren, insanların yaşamına kast eden, hastanelerden okullara tüm İstanbul’u gaza boğan barbarca saldırılara karşı her yıl yüzümüzü Taksim’e döndük.

Öte yandan, Türkiye’nin son 9 aydır içinden geçtiği dönem maalesef halkın en temel hakkı olan yaşam hakkının defalarca ihlal edildiği bir dönem olmuştur. Dört örgüt tarafından düzenlenen son büyük miting olan 10 Ekim Emek-Barış-Demokrasi mitinginde yaşanan katliam hala hafızalardadır. Bu mitingde bizlerin güvenliğini sağlamak ile yükümlü olanların en hafif ifadeyle görevlerini yapmadıkları belgeleriyle ortaya konmuştur. 10 Ekim’de yitirdiğimiz barış güvercinlerimizi andığımız için bizler hakkında soruşturma açanlar, katliam ile ilgili haber yapan gazeteciler yargılanırken, “görevini yapmayan” tek bir kamu görevlisi dahi yargılanmamaktadır.

Böyle bir ortamda, bizlerin güvenliğini sağlamakla görevli olanlar, 1 Mayıs arifesinde “görevlerini yapmamak” ile yetinmemekte, aksine güvenliğimizi tehdit edeceklerini açıkça ilan etmektedir.

Bu koşullar altında, işçilerin, emekçilerin, tüm ezilenlerin taleplerini güçlü bir biçimde haykırdığımız 1 Mayıs kutlamalarını, güvenli bir biçimde yapmayı öncelikli bir görev olarak benimseyen dört emek ve meslek örgütü olarak, bu yıla mahsus olmak üzere 1 Mayıs kutlamalarını İstanbul’da Bakırköy Halk Pazarı’nda gerçekleştirmeye karar verdik.

2016’ya özgü bu karar üyelerimizden, 1 Mayıs’larda yıllarca omuz omuza verdiğimiz dostlarımızdan ve halkımızdan gelen talepler dikkate alınarak verilmiştir.

1 Mayıs’ta Taksim meydanının mahkeme kararlarına ve Anayasa’ya rağmen tek bir kişinin iradesi ile yasaklanması, AKP iktidarının hedeflediği rejim değişikliğinin sembollerinden biri haline gelmiştir. Kimse bizden Taksim 1 Mayıs meydanından vazgeçmemizi, tek adam diktasına dönüşen bir rejimi kabul etmemizi beklemesin.

Taksim 1 Mayıs meydanında işçi sınıfının mücadelede yitirdiği arkadaşlarının anıları vardır. Hükümet hukuku yok saymayı alışkanlık haline getirmiştir ancak bu anıları yok saymak, unutturmak kimsenin haddi değildir.

Taksim 1 Mayıs meydanında işçi sınıfının mücadele kazanımları vardır. Bu kazanımlar hukuk tarafından da tanınmıştır. Bu hakları yok saymak kimseye düşmemektedir.

Tüm dünyanın en merkezi meydanlarında işçiler 1 Mayıs’larda kürsülerini kurar iken, işçi sınıfı tarihine mal olmuş Taksim 1 Mayıs meydanında, bir gün için bile işçilerin kürsülerini kurma hakkını yok saymak, işçi sınıfının haklarını yok saymaktır.

Bu hakkın ne biçimde, ne zaman ve nasıl kullanılacağına karar verecek olan kuşkusuz işçi sınıfıdır, emekçilerdir.

Biz işçiler ve emekçiler, mimar-mühendisler, hekimler, kadınlar, gençler, yoksullar, ötekiler ve tüm ezilen halklar,

Güvencesizleştirmeye, köleleştirmeye, emeğin haklarının bir bir yok edilmesine karşı,

Kiralık işçilik dayatmasına, taşerona ayrımsız-kayıtsız-şartsız kadro sözünün tutulmamasına, mahkeme kararlarının yok sayılmasına, kıdem tazminatlarımızın gasp edilmesine karşı,

Sendikal haklarımızın ve grev hakkımızın yok edilmesine karşı,

Herkese iş, aş ve güvenli bir gelecek için,

Doğanın ve yaşamın sermayeye teslim edilmesine karşı,

Kadınlara evden, yarı zamanlı, güvencesiz çalışmanın dayatılmasına karşı,

Kamu emekçilerinin mevcut iş güvencelerinin ortadan kaldırılmasına karşı,

Savaş ve baskı politikalarına karşı,

10 Ekim Ankara katliamı ile tırmanan sindirme ve susturma hamlelerine karşı,

Laikliğin tamamen ortadan kaldırılmak istenmesine karşı,

Ve elbette faşizme karşı 1 Mayıs’ta söyleyecek sözümüz, büyütecek umudumuz var!

Sözümüzü söylemek, umudumuzu büyütmek için,

Emek-Barış-Demokrasi için 1 Mayıs’ta Bakırköy’de buluşuyoruz!

Yaşasın İşçilerin Birliği!

Yaşasın Halkların Kardeşliği!

Yaşasın Birlik-Mücadele Dayanışma!

Yaşasın 1 Mayıs!

Nis 25

DOST CAM İŞÇİLERİ DAYANIŞMA ŞENLİĞİNE YÜZLERCE İZMİRLİ KATILDI

Nis 18

DOST CAM İŞÇİSİ DAYANIŞMA GECESİNE HAZIRLANIYOR

12993477_1004950512885862_5505538549147053291_n
Dost camda direnişlerini sürdüren işçilerimiz 24 Nisan Pazar günü saat 17.30′ da gerçekleştirecekleri Dayanışma gecesine hazırlanıyorlar. Sendikamızın ve Çiğli İşçi Kurultayının birlikte düzenlediği geceye Viyan Kadın Korosu, Grup Yel değirmeni ve İsmet Şengül ezgileri ile destek verecek. Sine vizyon gösterisinin de yapılacağı gece için işçi komitelerimiz çalışmalarını hızlandırdı. İzmir de bulunan tüm sendikaları ve emek örgütlerini dolaşan temsilcilerimiz Dayanışmanın önemine vurgu yaparak geceye çağrıda bulunuyor.

Nis 18

DİSK-AR İŞSİZLİK VERİLERİNİ DEĞERLENDİRME RAPORU

indir
İŞSİZLİK ORANINDA ARTIŞ MAYIS 2015’TEN BERİ SÜRÜYOR
2016 BAŞINDA GENİŞ TANIMLI İŞSİZ SAYISI 6 MİLYONA YAKLAŞTI
İŞÇİ HAKLARINDAN FAYDALANDIRILMAYAN 380 BİN KİŞİ İSTATİSTİKTE İŞÇİ GÖSTERİLDİ

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Enstitüsü (DİSK-AR), TÜİK tarafından açıklanan İşgücü Anketi Ocak 2016 dönem sonuçlarını değerlendirdi:
1) Bir önceki aya göre yüzde 0.3 artan resmi işsizlik oranı yüzde 11.1 ile geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre 0.2 puan gerilerken, işsiz sayısı 31 bin kişi artışla 3 milyon 290 bin oldu. Mayıs 2015’te yüzde 9.3 olan resmi işsizlik oranının o tarihten itibaren düzenli olarak yükselmesi dikkat çekiyor.
İşsizlik oranında geçtiğimiz yılın aynı ayına göre göreli azalış, yasalarda “işsiz” kabul edilen yaklaşık 380 bin kişinin, TÜİK tarafından “istihdam ediliyor” olarak kabul etmesiyle sağlandı. Kayıtlı işsizlerin çalışma hayatından uzak kalmaması amacıyla uygulamaya sokulduğu söylenen, ancak “işçi” olarak kabul edilmeyen ve en temel haklar tanınmadan çalıştırılan Toplum Yararına Çalışma Programı (TYÇP) kapsamındaki “işsizler”in istatistikte işçi olarak gösterilmesiyle işsizlik oranı düşük gösterildi. Ocak 2015 döneminde bu kapsamda çalıştırılanların sayısı bin kişinin biraz üzerindeyken, Ocak 2016 itibarıyla 381 bin civarında kişi bu program kapsamında çalıştırılmakta idi. Hakları söz konusu olduğunda işçi kapsamında değerlendirilmeyen ve en temel haklardan yoksun bırakılan bu kişiler en güvencesizler kapsamında yer alıyor. Programın amacı da “istihdamında zorluk çekilen işsizlerin çalışma alışkanlık ve disiplininden uzaklaşmalarını engellenmesi” olarak ortaya konuluyor. Buna karşın işsizlik verilerinde bu kişiler “çalışan” kategorisinde değerlendiriliyor. Söz konusu kişiler işsiz kapsamında değerlendirilseydi resmi işsizlik oran yüzde 11.1’den yüzde 12.4’e yükselecekti. Resmi işsiz sayısı ise 3 milyon 670 bin civarında olacaktı. Bu sayı Cumhuriyet tarihinin en yüksek işsiz sayısıdır.
2) Ocak 2016 dönemi için işsiz sayısı TYÇP’nin etkisine rağmen Ocak 2012 dönemine göre yaklaşık 630 bin kişi artmış durumda. Artış oranı ise yüzde 23. Ocak 2012 döneminde işsiz sayısı 2 milyon 664 bindi.
3) Ocak 2016 döneminde resmi işsizlere, umudu olmadığı için ya da diğer nedenlerle son 4 haftadır iş arama kanallarını kullanmayan ve işe başlamaya hazır olduğu halde bu nedenle işsiz sayılmayanlar da (umutsuzlar ve diğer) dâhil edildiğinde işsizlik oranı yüzde 18.4, işsiz sayısı da 5 milyon 944 bin kişi olarak gerçekleşti. İşinden memnun olmayan ya da daha fazla çalışmak istediği halde düzgün işler bulamadığı için çaresiz kısa süreli işler yapanlar (eksik ve yetersiz istihdam edilenler) ilave edildiğinde işsizler, gizli işsizler ve çaresizlerin toplam sayısı 7 milyon 603 bin kişi oldu. Bunların geniş işgücü içindeki payı ise yüzde 23.6 olarak gerçekleşti.
4) Kadınlar için resmi işsiz sayısı bir önceki yılın aynı dönemine göre 49 bin kişi artarken yüzde 13 olarak gerçekleşti. Kadınlarda geniş tanımlı işsizlik oranı ise yüzde 24.9 oldu.
5) Yükseköğretim mezunu resmi işsiz sayısı 667 bin kişidir. Yükseköğretim mezunları için işsizlik oranı yüzde 10 seviyesindedir. Yükseköğretim mezunu kadınlar için işsizlik ise yüzde 14.7’dir. Yüksek öğretim mezunu kadınlar için resmi işsizlik oranı yükseköğretim mezunu erkeklerin işsizlik oranı olan yüzde 7′nin iki katından fazladır.
6) Suriye’deki savaş sonucunda önemli bir işgücü arzının gerçekleştiği görülmektedir. Göçmen işçilerin emek piyasalarında karşılaştığı olumsuzluklar araştırılmak durumundadır.
7) TÜİK yeni serisinde daha önceki seride olan ve anket soru formunda yer alan işin sürekliliği ile ilgili verileri dinamik sorgulamadan çıkartmıştır. Geçici çalışanların sayısındaki gelişim istihdamın niteliği açısından son derece önemli bir değişkendir. Bu verinin web sitesinde ve dinamik sorgulamada artık paylaşılmaması, daha önce kolayca ulaşılan bir bilgiye ulaşmak için bürokratik süreçlere başvurulması zorunluluğu getirilmesi büyük bir eksikliktir.
SONUÇ
TÜİK İşgücü Anketi Ocak 2015 dönemi verilerine göre de işsizlik rakamları bir önceki döneme göre “Toplum Yararına Çalıştırılan İşsizlerin” istihdamda görünmesi nedeniyle gerçek verilerin altında çıktı. Aylardır tekrarlanan bu durum işsizliğin etkisini azaltmıyor. İşsizlik Mayıs 2015’ten beri yükselmeye devam ediyor. Hükümetin bu programları siyasal amaçları için kullandığı sıklıkla gündeme gelen iddialar arasında. TYÇP programları kapsamında çalıştırılan işsizler bir yandan istihdamda görünürken öbür yanda işçilerin sahip olduğu haklara sahip değiller. Bu kişilerin aracı kurumlar eli ile çalıştırılmaya başlanmaları ise ayrı bir problem. İşsizlik rakamları açısından TYÇP değişkeni de dikkate alındığında kriz derinleşerek sürmektedir. Bu tehlike gençler, kadınlar, geçici çalışanlar açısından ciddi boyutlardadır.
64. Hükümetin hayata geçirmeye çalıştığı eylem programı ise kiralık işçilik uygulaması, taşeron şirketler üzerinden çalıştırılan işçilere verilen sözlerin tutulmaması, yeni güvencesiz çalıştırma biçimlerinin dayatılması ve yaygınlaştırılması, uzun çalışma süreleri, düşük ücret dayatması temelinde şekillenen istihdam politikalarında ısrarın sürdüğünü göstermektedir.
Suriye’deki savaşın sonucunda işgücü piyasalarına önemli oran göçmen işçi dahil olmuştur. Göçmen işçilerin işgücü piyasalarında karşılaştıkları zorluklara ilişkin olarak TÜİK’in özel bir çalışma yapması bir zorunluluk haline gelmiştir.
Türkiye haftalık çalışma sürelerinin emsallerine göre çok daha yüksek olduğu bir ülkedir. Avrupa Birliği ülkeleri ile kıyaslandığında haftalık çalışma sürelerindeki fark 12 saati bulmaktadır. Buna göre Türkiye’de 5 kişinin yapacağı işi 4 kişi yapmaktadır. Bir yandan işgücüne katılım oranlarını yükseltirken, öte yandan işsizlik verileri ile mücadele etmenin yegâne yolu, gelir kaybına yol açmaksızın haftalık çalışma sürelerini azaltmaktan geçmektedir. 64. Hükümetin eylem planı ile ortaya çıkan tabloda emeğin kazanılmış haklarına yönelik kapsamlı bir saldırının hazırlıkları meclis gündemine taşınmıştır. Kıdem tazminatının fona devri ile gaspı, dayıbaşılık sisteminin kurumsallaşması anlamına gelecek olan özel istihdam bürolarının yetkilerini genişletmek için yapılması düşünülen değişiklikler, işverenlerin işçi üzerindeki keyfiyeti anlamına gelen esnekliğin özellikle gençler ve kadınlar üzerinden yaygınlaştırılması ve kamu emekçilerinin iş güvencesinin ortadan kaldırılmasını hedefleyen stratejiler önümüzdeki dönem açısından son derece kritik olacaktır.
İşsizlikle mücadeleyi, çalışma koşullarını kötüleştirerek, ücretleri düşürerek çözmeye çalışan bu anlayışa karşı emeğin taleplerini gündemine alan bir anlayışla çıkılmalıdır. İşsizlikle gerçek mücadele için;
1. Haftalık çalışma süresi gelir kaybı yaşanmaksızın 37,5 saate, fazla mesailer için uygulanan yıllık 270 saat sınırı, 90 saate düşürülmelidir.
2. Herkese en az 1 ay ücretli izin hakkı tanınmalıdır.
3. Herkes için iş güvencesi ayrımsız bir biçimde uygulanmalıdır.
4. Sendikal hak ve özgürlükler güvence altına alınmalı, sendikal barajlar kaldırılmalı, herkesin sendika hakkını özgürce kullanabilmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
5. Tüm taşeronlara kadro verilmelidir.
6. Toplum Yararına Çalışanlar, işçi statüsüne geçirilmelidir.
7. Kamu girişimciliği ve hizmetleri istihdam yaratacak şekilde yeniden ele alınmalıdır.
8. Kamuda personel açığı derhal kapatılmalıdır.
9. Kadın istihdamının artırılması ve işsizliğinin azaltılması için işgücü piyasalarındaki cinsiyetçi uygulamalara son verilmeli, ev içi bakım hizmetleri devletin gereken nitelikli, yaygın ve ücretsiz bakım hizmetlerini sağlaması ile kadının üzerinden alınmalıdır.

Nis 14

SERAPOOL İŞÇİLERİ KAZANDI

12993528_1603729356612797_6633099982040744364_n
Birleşen İşçiler Yenilmezler.
İşçi sınıfının birlik mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ı, emeğin bayramını kutlamaya hazırlandığımız şu günlerde, SeraPool işçilerinin işe iade davasının kazanımla sonuçlanmasının mutluluğunu yaşıyoruz. Sendikamıza üye oldukları ve işten atılan bir arkadaşlarına sahip çıktıkları için işten atılan, 6 ay boyunca gece gündüz demeden fabrika önünde direniş sürdüren işçilerimizin haklı ve kararlı mücadelesi mahkemenin bu kararı ile birlikte tescillenmiş oldu. Yıllarca ağır ve sağlıksız koşulları altında çalışan işçilerimiz sendikamıza üye olduklarının işveren tarafından duyulması ile birlikte çeşitli baskılara maruz kalmış ve sendikamızın tüm görüşme ve uzlaşma taleplerine olumsuz cevap veren serapool patronu tarafından tazminatsız bir şekilde işten atılmıştı. Yasa dışı grev yapıldığı iddiasıyla sendikamız ve 8 işçi arkadaşımız aleyhine dava açan Serapool patronu daha önce bu davayı da kaybetmiş ve temyize götürdüğü karar Yargıtay tarafından da onanmıştı.
Bugün 14 işçi arkadaşımızın işe iade davasının görüldüğü İstanbul Anadolu 3.,14. ve 26. İş mahkemeleri, işçilerimizin işe iadesine ve sendikal tazminata hükmetti. Serapool işçileri mahkeme süreçlerini de aynı kararlılıkla takip etmiş ve haklı mücadelelerini her seferinde adliye koridorlarında da haykırmıştı. Serapool işçilerinin bu onurlu mücadelesi şimdi yeni boyut kazandı. Şimdi işverenin yapması gereken, süreci daha fazla uzatmadan anayasal bir hak olan sendikalı çalışma konusunda işçilerimizin verdiği mücadeleye, emeklerine ve mahkeme kararına saygı göstererek atılan işçileri geri almak ve sendikamızla masaya oturmaktır. Bizler başından beri üretimin devam etmesini, çalışma şartlarının iyileştirilmesini ve huzurlu bir çalışma ortamının sağlanması için bir toplu sözleşmeyle sorunun çözüleceğini savunduk. Bugün de durum farklı değildir. İşçilerimiz işlerine dönmeye ve sendikalı bir şekilde üretime başlamaya hazırdır.
Buradan Serapool işverenine çağrımızı yineliyoruz. İşçilerimizin kayıplarını ve mağduriyetini giderin. İşe dönmek isteyen tüm işçilerimizi geri alın. Sendikamız ve işçi temsilcileriyle toplu sözleşme imzalayarak daha huzurlu ve sağlıklı bir çalışma ortamını hep birlikte oluşturalım.

CAM KERAMİK İŞ SENDİKASI GENEL MERKEZİ

Nis 13

DİSK BAŞKANLAR KURULU SONUÇ BİLDİRGESİ

disk-1-mayis-i-taksim-meydani-nda-kutlayacagiz-6872007

11 Nisan 2016 tarihinde 1 Mayıs 2016 kutlamaları gündemiyle DİSK Genel Merkezinde toplanan DİSK Başkanlar Kurulu aşağıdaki yer alan konuları görüşerek aldığı kararları kamuoyu ile paylaşmayı gerekli görmüştür:
Ülkemiz zor, karanlık bir dönemden geçmektedir.
Baskı, terör, savaş ortamında yıldırılmak istenen milyonların iş güvenliği ve yaşam güvenliği giderek daha da yok edilirken, kendi iktidarlarını ve servetlerini güvence altına almaktan başka bir kaygısı olmayanlar ülkemizi bir yangın yerine çevirmekten en ufak bir rahatsızlık, suçluluk, sorumluluk duymamaktadır.
Sadece ülkemiz değil tüm Ortadoğu halkları emperyalist güçlerce fitili ateşlenen, Türkiye’yi yönetenlerin de aktif biçimde müdahil olduğu savaşların bedelini ödemektedir.
Emperyalist güçler kendi yarattıkları sorunun sonuçlarıyla yüzleşmemek için, Türkiye’yi yönetenlerle pazarlık yürütmekte, evi, yurdu yakılıp yıkılan milyonlarca mülteciyi Türkiye sınırlarında tutmak için milyarlarca avro ödemeyi, Türkiye’deki her türlü antidemokratik politikaya sessiz onay vermeyi kabul etmektedir.
Ülkelerini terk etmek zorunda bırakılan milyonlar, ucuz iş gücü ordusu olarak değerlendirilmek istenmekte, yaşamlarını nerede sürdüreceklerine dair akçeli pazarlıklar yapılmakta, Maraş örneğinde olduğu gibi nüfus yapısını değiştirmek ve ucuz-güvencesiz işgücü havzası yaratmak için de değerlendirilmektedir.
Türkiye’de yasama-yürütme ve yargının tek bir kişiye bağlandığı giderek daha da otoriterleşen bir rejime doğru atılan her adım, en fazla işçi sınıfının çalışma ve yaşam koşullarını olumsuz olarak etkilemektedir.
Özel istihdam büroları ve esnek çalışmanın diğer biçimleriyle işçi sınıfına en güvencesiz kölelik koşulları dayatılırken, kıdem tazminatına göz dikilmişken, milyonlarca taşeron işçiye verilen “kadro” sözü tutulmazken ve yeni güvencesiz çalıştırma statüleri icat edilirken, işçiler lehine alınan mahkeme kararlarına ülkeyi yönetenler tarafından bile saygı gösterilmezken, sendikalaşma ve grev hakları her gün çiğnenirken, sendikacılar ve sendikalar ağır baskılarla susturulmak istenilirken, yılda 1500’ün üzerinde işçi iş cinayetlerinde ölürken işçi sınıfının sessiz, tepkisi bir biçimde tüm bu yaşadıklarını “kader” olarak kabullenmesi istenmektedir. Giderek otoriterleşen bir rejim, işçileri sessiz bir biçimde köleleştirebildiği ölçüde, yerli ve uluslararası sermayeden “sessiz onay” almaktadır.
1 Mayıs Birlik-Mücadele ve Dayanışma Günü’nün yasaklanması ve işçilerin değil yönetenlerin istediği biçimde, yerde ve içerikte kutlanmasına dair tüm dayatmalar işçi sınıfının sesini bastırma çabalarının, bu sayede arzu edilen rejim değişikliğine sermaye desteği sağlama çabalarının bir parçasıdır. 1 Mayıs’ta Taksim meydanının yasaklanması, bahsedilen rejim değişikliğinin sembollerinden biri haline gelmiştir.
Taksim’de 1 Mayıs’ı yasaklamak hukuku, tarihi ve en nihayetinde işçi sınıfını yok saymaktır.
Taksim’de 1 Mayıs’ı yasaklamak hukuku hiçe saymaktır çünkü Taksim’de 1 Mayıs’ın yasaklanmasına dair AİHM’in verdiği karar açıktır. Bu kararda Taksim’de 1 Mayıs kutlama kararımız bir hak ve sorumluluk olarak ifade edilmektedir.
2010-2011 ve 2012 yıllarında tek bir kişinin burnu bile kanamadan Taksim’de kutlanan 1 Mayıs’larda, hükümetin icraatlarının eleştirilmesinin ardından 2013’te getirilen yasak açıkça düşünce ve ifade özgürlüğünün gaspıdır. Bu yıllarda herhangi bir olumsuzluk yaşanmamasına rağmen getirilen yasağın “eleştiriye tahammülsüzlük” dışında bir nedeni yoktur.
2013-2014 ve 2015 yıllarında Taksim’de 1 Mayıs kutlamalarına ilişkin getirilen yasaklamanın da hiçbir hukuki dayanağının olmadığı Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinin her yıl verdiği kararlarla tescillenmiştir.
Taksim 1 Mayıs meydanında işçi sınıfının mücadelede yitirdiği arkadaşlarının anıları vardır. Bu anıları yok saymak, unutturmak kimsenin haddi değildir.
Taksim 1 Mayıs meydanında işçi sınıfının mücadele kazanımları vardır. Bu kazanımlar hukuk tarafından da tanınmıştır. Bu hakları yok saymak kimseye düşmemektedir.
Tüm dünyanın en merkezi meydanlarında işçiler 1 Mayıs’larda kürsülerini kurar iken, işçi sınıfı tarihine mal olmuş Taksim 1 Mayıs meydanında, bir gün için bile işçilerin kürsülerini kurma hakkını yok saymak, işçi sınıfının haklarını yok saymaktır.
Bu hakkın ne biçimde, ne zaman ve nasıl kullanılacağına karar verecek olan kuşkusuz işçi sınıfı olmalıdır.
Bugün mahkeme karalarına rağmen taşeron işçilerine daimi işçi kadrosu vermeyenler, bugün 12 Eylül darbecilerinin getirdiği sendikal barajlara, grev yasaklarına sahip çıkanlar, bugün kıdem tazminatımıza göz dikenler, bugün özel istihdam büroları ile işçileri kölece alıp satma planları yapanlar, bugün her yıl 1500 işçinin öldüğü bir ülkede cinayetlerin asıl sorumlularını, patronları ve siyasi sorumluları koruyup kollayanlar, bugün açlık ve yoksulluk sınırının altında ücreti, kayıtdışı çalışmayı, sendikasızlığı işçi sınıfına dayatanlar sermaye sınıfının çıkarları için kavga vermektedir. Ve hukuk dışı biçimde 1 Mayıs’ta Taksim’i yasaklamak sermaye için iktidarın verdiği bu mücadelenin bir parçasıdır.
Bu koşullar altında gidilen 2016 1 Mayıs’ı işçi sınıfının kölelik dayatmalarına karşı insanca, özgürce ve kardeşçe yaşamı kurma iradesini yansıtmalıdır.
Bu tespitlerden hareketle Başkanlar Kurulumuz şu kararları almıştır:
1. DİSK Başkanlar Kurulu 1 Mayıs Birlik-Mücadele ve Dayanışma gününün merkezi olarak İstanbul Taksim olmak üzere kuzeyden güneye, doğudan batıya Türkiye’nin dört bir yanında yaygın, kitlesel ve coşkulu bir biçimde kutlanması için çalışmaların hızlandırılması, gerekli girişimlerin başlatılması kararını almıştır. Başta KESK, TMMOB ve TTB olmak üzere, 1 Mayıs’ı bugüne kadar beraber örgütlediğimiz emek ve meslek örgütleriyle, 1 Mayıs kutlamalarına katılan bileşenlerle görüşülerek, güvenlik sorunları ve ülkemizin içinden geçtiği koşullar göz önüne alınarak, anlamına uygun biçimde ve en kitlesel şekilde 1 Mayıs’ın kutlanabilmesi ile ilgili yol haritası beraberce belirlenecektir. DİSK üyesi sendikalar, işyerlerinden fabrikalardan başlayarak 1 Mayıs sürecini yaygın bir biçimde örgütlemeye başlayacaklarıdır.
2. Başkanlar Kurulumuz Üçlü Danışma Kurulu toplantısında gündeme getirilecek “Kiralık İşçilik Yasası”nı işçi sınıfını topyekun köleleştirme projesi olarak değerlendirmektedir. Yine aynı toplantıda gündeme gelecek taşeron işçiler konusunda da tüm işçilere ayrımsız, kayıtsız, şartsız daimi işçi kadrosu verilmesi gerektiği doğrultusundaki görüşümüzün altını çizmektedir. Başkanlar Kurulumuz, kiralık işçiliğe karşı yürütülecek mücadeleyi ve taşeron işçilere “ayrımsız, kayıtsız, şartsız daimi işçi kadrosu” mücadelesini işçi sınıfının tamamını kapsayacak biçimde büyütme kararlılığını bir kez daha vurgular.