Nis 04

ATILAN İŞÇİLER GERİ ALINSIN, SENDİKALI ÇALIŞMAK ANAYASAL BİR HAKTIR

139841924594869206

Sendikamızın örgütlenme faaliyetini sürdürdüğü, İzmir Çiğli Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulu olan Dostcam fabrikasında, sendikamıza üye 1 işçi arkadaşımız işten atılmıştır. Sendikal örgütlülüğü kırmak üzere işveren tarafından yapılan bu hamleye karşı işçi arkadaşlarımız fiili-meşru haklarını kullanarak üretimi durdurdu. Bunun üzerine işveren yüze yakın üyemizin işine son verdiğini açıkladı.
Şunu belirtmek isteriz ki, Anayasanın 51. maddesi tüm işçilere, ekonomik, sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek amacıyla, kimseden izin almaksızın sendikaya üye olma hak ve özgürlüğünü tanımaktadır. Bu hak ve özgürlük, kimseden izin almadan sendikaya üye olma hakkının yanında, hangi sendikaya üye olunacağının da işçinin serbest iradesiyle seçme hakkını da içermektedir. İşverenin, işçilerin sendikaya üye olmalarını engellemesi Anayasal bir hakkın engellenmesi, kanunlara ve imzalanan uluslararası sözleşmelere aykırıdır. İşverenin sendika karşıtı aldığı bu tutum aynı zamanda iş barışını bozmaktadır.
Sendikamıza üye Şenel Kınık isimli işçi arkadaşımızın “performans düşüklüğü” iddiasıyla işten atılmasının hiçbir gerçekçiliği yoktur. 3 aydır bir sıkıntı olmadan fabrikada çalışan arkadaşımız, sendikamızın çoğunluğu sağlaması ve bunun duyulması ile birlikte işten çıkarılmıştır. İşverenin, tüm işçileri tazminatsız işten attığını açıklaması tamamen direnişimizi bölmeye ve göz korkutmaya yöneliktir. Fakat biz bu oyuna gelmeyeceğiz çünkü Dostcam işçisi ekmekleri için onurlu bir direniş gerçekleştirmektedir.
Fabrika içinde ve dışında direnişte olan işçi arkadaşlarımız kararlı bir şekilde mücadelelerine devam etmektedir. İşten atma kararı geri alınana ve sendikal örgütlülük tanınana kadar mücadelemiz sürecektir.
SENDİKALI İŞÇİ İSTEMİYORLAR

Sendikamızın örgütlenmiş olduğu, İzmir’de bulunan Dostcam Sanayi ve Ticaret A.Ş. İsimli İşletmede bir üyemizin işten atılması üzerine 1Nisan da işyerinde üretimi durdurmak zorunda kaldık. İşveren, işçilerin sendikaya üye olduklarını ve bir Toplu İş Sözleşmesi taslağı hazırladıklarını öğrendiği anda tehditler savurma başlamış ve kararlılığını kanıtlamak adına böyle bir atmıştır.

Çünkü bu işyerinde ve tüm ülkede emek çok ucuzdur ve ucuz kalması istemektedir. Sendikal hak ve özgürlükler sadece kağıt üzerindedir ve öyle kalması istenmektedir. Sendika da örgütlendiği için işçileri cezalandırmanın işverene ağır yaptırımları yoktur hatta destek vardır. Çünkü işçilerin borç içinde zor şartlarda yaşadığını ve fazla direnecek güçleri olmadığını düşünürler.

Ancak İşçilerimiz açlık sınırında ücretlere ve ağır çalışma koşulları altında yaşamlarını sürdürüyorlar. Üyelerimize ölümü gösterip hastalığa razı olmalarını söylüyor işveren. Sendika dan vazgeçmezler ise tüm işçileri tazminatsız atacağını söylüyor. İşçilerimiz de onlara diyor ki; Bizim kaybedecek bir şeyimiz yoktur. İşimiz Ekmeğimiz ve Özgürlüğümüz için sonuna kadar direneceğiz. Sendikal örgütlenmemize saygı göstermenizi istiyoruz. Baskı ve engelleriniz bizleri yıldıramaz. Sınıf dayanışması ile göründüğünden daha güçlü ve kararlı bir direniş sizi bekliyor. Yaşasın sınıf Dayanışması.

Nis 01

DOSTCAM’ DA ÜRETİM DURDU

12919687_1596285354023864_4209433848012827540_n
İzmir Çiğlide bulunan Dostcam Sanayi A.Ş. de sendikamız üyesi bir işçinin işten atılması üzerine işi durduran üyelerimizin kararlı duruşu sürüyor. Sendikamızın görüşme talebine olumsuz cevap veren işverenin işçi temsilcilerimizle yaptığı görüşmeden de bir sonuç çıkmadı. iş yerine kolluk kuvvetlerini çağıran işveren temsilcileri herkesi işten atma tehdidi ile direnişi kırmaya çalışıyor. Sendikamızla masaya oturulmasını ve atılan arkadaşlarının geri dönmesini talep eden üyelerimizin kararlı duruşu ve coşkusuyla mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz.

Mar 22

KİRALIK İŞÇİLİĞE HAYIR! KIDEM TAZMİNATIMA DOKUNMA

dvrgztspdf copy

Mar 15

SERAPOOL DİRENİŞİ YİNE KAZANDI

11081108_1449928721992862_3612216650715483827_n

Sendikamıza üye oldukları için işten atılan ve aylarca fabrika önünde direnen serapool işçileri, patronunun açtığı “yasa dışı grev” davasını kazandı. Yargıtay tarafından da onaylanan karara göre işçilerimizin mücadelesi bir hak mücadelesidir, bir onur mücadelesidir. Sendikamızda örgütlenen ve 11 Haziran 2015 tarihinde bir arkadaşlarının işten atılması ve tehdit edilmesi üzerine iş bırakan üyelerimizin haklı tutumu yüksek mahkeme tarafından da tescillenmiş oldu. İşveren tüm uzlaşma çabalarımıza ve çağrılarımıza kulağını tıkamış, sendikamız ve sekiz işçi arkadaşımız için yasa dışı grevi başlattıkları iddiası ile dava açmıştır. Anayasa’ya ve ILO sözleşmelerine göre yaptığımızın barışçıl bir hak arama eylemi olduğunu hep savunduk ancak işverenin cevabı 123 arkadaşımızı tazminatsız bir şekilde işten atmak olmuştu. İşçilerimizin yaptığı sendikal hak ve özgürlüklerine sahip çıkmaktı. Sendikalı çalışma ve istedikleri sendikaya üye olma haklarını kullanmaktı. Ekmeklerini büyütmek, çocuklarının geleceğine sahip çıkmaktı. İşten atılan ve bir daha çocuğunu görememekle tehdit edilen arkadaşlarına sahip çıkarak onurlu bir duruş sergilemekti.
Bu dava ve kararın Türkiye işçi sınıfı tarihinde birebir örneği yoktur ve emsal niteliği taşımaktadır. Elbette yasalarla sınırlı olmayan, fiili ve meşru mücadelenin ilk örneği değildir ancak bu şekilde açılmış ve kazanılmış bir dava olarak tektir ve bu açıdan çok önemlidir. Bu karar üyelerimizin açtığı işe iade davalarını da direkt olarak etkileyecektir. Artık “kıdem tazminatımız yanar”,”yetki olmadan eylem yapamayız” diyerek mücadeleden geri duran işçilerimiz daha bir cesaretle davranacaklardır. Tıpkı Renault işçilerinin fiili ve meşru mücadelesi gibi Serapool işçilerinin haklı mücadelesi de Türkiye işçi sınıfı tarihindeki şanlı yerini çoktan almıştır. Kendisinden sonraki tüm işçi mücadelelerini olumlu bir şekilde etkileyecek olan bu hukuki mücadele ve hukuki kazanım tüm işçi sınıfımıza hayırlı olsun.
SeraPool Direnişi ile maddi manevi Dayanışma gösteren herkesi, her kurumu ayrı ayrı selamlıyor ve teşekkür ediyoruz. Elbette nerede olursa olsun her direniş, her grev, her emek mücadelesi, her demokrasi mücadelesi aslında aynı mücadelenin, işçi sınıfı mücadelesinin bir parçasıdır ve hepimizin davasıdır. İşçilerimizle birlikte mücadelemizi farklı şekillerde ama aynı kararlılıkla sürdüreceğimizi ilan ediyor ve yine bir kez daha SeraPool patronunu işçilerimizi işe geri almaya ve sendikal haklarına saygı göstermeye çağırıyoruz.

CAM KERAMİK İŞ SENDİKASI GENEL MERKEZİ

Mar 14

TERÖR’Ü KINIYORUZ. SORUMLULAR HESAP VERMELİDİR.

46017

Başkent Ankara’nın göbeğinde dün yaşanan terör saldırısı son beş ay içerisindeki sadece Ankara’daki üçüncü saldırıdır. Ülkede güvenlik önlemlerinin en yoğun olduğu yerde Kızılay meydanın da patlayan bomba yine onlarca yaşamın sönmesine ve onlarca vatandaşımızın sakat kalmasına neden oldu. Yine evlere ateş düştü. Ailelerin acılı feryatları yürekleri dağladı. Tüm ülkeyi hüzünle birlikte bir güvensizlik duygusu kapladı. Başta aileler olmak üzere tüm yurttaşlarımıza başsağlığı ve sabır diliyoruz. Yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar diliyoruz. Ve hangi örgüt, hangi odak yapmış olursa olsun saldırıyı şiddetle kınıyor ve lanetliyoruz.
Elbette önceki patlamalarda olduğu gibi bu patlamada da sorumlu ve hesap vermesi gerekenler bu ülkeyi yönetenlerdir. Günler öncesinden istihbarat bilgisi olduğu halde, gazetelerde Kızılay meydanının adı geçtiği halde bu saldırıyı engelleme marifetini gösteremeyen hükümet ve emniyet yetkilileri derhal istifa etmeli ve yargılanmalıdır. Ortadoğu da baş aktör olma iddiasındaki hükümetin yanlış ve savaşa dayalı politikaları, yine Kürt sorununu şiddetle çözmeye çalışması sonucunda can güvenliği olmayan ve korku içinde yaşayan bir ülkeye döndük sonunda. Her seferinde özgürlükleri kısıtlayarak ve güvenlik önlemlerini arttırarak sorunu çözeceklerini iddia eden yetkililer hala şiddet politikalarını kararlılıkla sürdürmekten bahsediyorlar. Terörle yaşamaya alışmamız gibi değerlendirmeler yapanlar, yaşananları normalleştirmeye çalışıyorlar.
Bu savaş ve terör ortamı işçilerimiz ve emekçilerimiz için hayati öneme sahip bir çok meselenin de üstünü örtüyor ve sermayedarların ekmeğine yağ sürüyor tabi. Kıdem tazminatlarımızın fona devredilmesi, Kiralık işçilik uygulaması, esnek ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaştırılması, Ek Zam talebimiz gibi bir çok mesele bu gümbürtü içinde kaybolup gitsin isteniyor. Ancak bu ülkenin her milliyetten işçileri emekçileri bu oyunu bozacaktır. Haklarımıza, taleplerimize de sahip çıkacak, aynı zamanda barışı ve kardeşliği savunmaya da devam edeceğiz. İşçi sınıfımız için başka çıkar yol yoktur.

CAM KERAMİK İŞ SENDİKASI
GENEL MERKEZİ

Mar 12

DİSK BAŞKANLAR KURULU SONUÇ BİLDİRGESİ;

DSC_9531
9 Mart 2016 Çarşamba günü DİSK Genel Merkez binasında toplanan DİSK Başkanlar Kurulu, aşağıdaki sonuç bildirgesini kamuoyuyla paylaşma kararı almıştır:

Hak arama mücadelesine, kazanılmış haklarımızın yok edilmesine yönelik baskıcı düzenleme ve uygulamalara karşı direneceğiz!

Hak ve özgürlüklerimiz açısından son derece önemli tarihsel bir süreçten geçiyoruz.

Türkiye’nin bugün yine en önemli sorunu temel hak ve özgürlüklerdir. Düşünce özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, toplantı ve gösteri özgürlüğü, sendikal hak ve özgürlükler, yasaların demokratikleştirilmesi, insan hakları ihlallerinin önlenmesi gibi sorunlar yine gündemin ön sıralarında bulunuyor. Örgütlenme ve hak arama özgürlüğü, sendikaya üye olma özgürlüğü ve toplumsal haklar kullanılamıyor. Devletin en üst kademesinden yapılan hukuk tanımaz açıklamalar ve kabul edilemez nitelik taşıyan çeşitli baskılar varlığını sürdürüyor.

Böyle bir değişim ya da dönüşüm sürecinin Türkiye toplumu için olumlu sonuçlar doğurmayacağı ve toplumsal barışı yok ederek yol alacağı ortadadır. Bu anlamda, ülkemizin gidişatı çıkmaz bir sokak niteliğindedir.

İşçilere karşı sermaye çıkarı söz konusu olduğunda yıllardır yasa ve hukuk tanımayan iktidar, bugün aynı hukuk tanımazlığı kendi amaçları için sürdürmeye devam etmektedir. Emeğe, doğaya, kadına, kendi inancı ve kimliğinden olmayan herkese düşmanca yaklaşan siyasi iktidar, bu ülkeye doğal olarak demokrasi taşımamakta, “başkanlık” sultasıyla biçimlendirilmiş totaliter bir rejim için elinden geleni ardına koymamakta, hukuk sistemini tanımadığını en yetkili ağızlardan itiraf etmektedir.

Bu süreçte ülkemizdeki tüm muhalif unsurlar giderek edilgenleştirilmeye ve susturulmaya çalışılmaktadır. Böylelikle Türkiye, uluslararası sermayenin kolaylıkla avlanacağı özel bir alana dönüştürülmek istenmektedir.

Yaşanan gelişmeler siyasal iktidar tarafından gündeme getirilen Ulusal İstihdam Stratejisi çerçevesinde ele alındığında daha anlaşır bir nitelik kazanmaktadır. Çünkü ulusal istihdam stratejisi ile siyasal iktidar ekonomik gelişmeyi ve işsizliğin geriletilmesini, emekçilerin güvencelerini zayıflatarak ve kazanılmış haklarını yok ederek sağlamaya çalışmaktadır. Strateji belgesinde yer alan; belirli süreli sözleşmeleri sürekli hale getiren, taşeron sistemini tüm işçilere yayan, kiralık işçiliği yasalaştırmak için özel istihdam büroları kuran ve kıdem tazminatını fona devrederek işçilerin her türlü güvencesini yok eden tüm düzenlemeler bu durumun açık örnekleridir.

Böyle bir programın uygulanması, demokratik hakların ve temel özgürlüklerin her geçen gün artacak şekilde sınırlanmasını gündeme getirecektir. O nedenle, önümüzdeki süreçte bir yandan temel hak ve özgürlüklere, siyasal ve sendikal örgütlenmelere, öte yandan ise her türlü hak arama mücadelesine yönelik baskıcı düzenleme ve uygulamaların daha da yoğunlaşması kaçınılmazdır.

Fakat şunu da hatırlatmak isteriz ki; hedefledikleri, susturulmuş, sindirilmiş, kendi kabuğuna çekilmiş böyle bir toplumsal ortama; ekonomik, sosyal ve siyasal programıyla belirlediği amaçlarına güçlü bir toplumsal muhalefet ile sendikal hareketin bulunduğu koşullarda ulaşabilmesi mümkün değildir.

Gerçek bir demokratik dönüşüm için çalışanların yaşam koşullarının ve ücretlerinin iyileştirilmesi, sosyal devletin yeniden oluşturulması zorunludur. Dolayısıyla sınıfsal nitelik taşıyan bu taleplerin Türkiye toplumunun genel talepleri düzeyine yükseltilmesi için verdiğimiz mücadele alabildiğine yükseltilmelidir.

Bu tespitlerden hareketle Başkanlar Kurulumuz şu kararları almıştır:
1. Türkiye’de kayıtlı işçilerin en az yarısını kölece, güvencesiz çalışma koşullarına mahkum edecek, “amele pazarları”nı anımsatan bir çalışma yaşamı dayatan, işçi simsarlığının önünü açan, “insanlık onuruna aykırı” bir uygulama olduğu aşikar olan “kiralık işçilik” yasa tasarısının durdurmak için mücadele kararlılığını ilan eden Başkanlar Kurulumuz konuya dair Konfederasyonumuzca hazırlanan bildirilerin, afişlerin, pankartların işçi sınıfını bilgilendirici tüm araçların etkin bir biçimde kullanılması ve takvimi ilerleyen günlerde açıklanmak üzere ülkenin dört bir yanından başlayacak bir Ankara yürüyüşüne tüm örgütlerimizin hazır olması gerektiği duyurur.
İşçi sınıfının tamamını ilgilendiren, Özel İstihdam Büroları’na işçi kiralama yetkisi verilmesi ve kıdem tazminatının gaspına yönelik girişimler karşısında mücadele kararlılığının bir kez daha altını çizen Başkanlar Kurulumuz, diğer emek ve meslek örgütleri başta olmak üzere örgütlü örgütsüz tüm işçileri, köleliğe karşı ortak mücadeleye çağırır.

2. Kendi icraatlarına yönelik en ufak itirazı bile “düşman” ilan ederek, demokrasinin en asgari gerekleri olan düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğüne saygı göstermemeyi alışkanlık haline getiren iktidar, işverenlerin çıkarları doğrultusunda işçilerin sendikal tercihlerine da müdahale etmektedir. İşverenlerin ve iktidarın aparatı haline gelmiş sarı sendikaların dışındaki sendikalara üye olan işçiler baskı altına alınmakta, işten çıkarılmakta, Bursa’da Birleşik Metal-İş sendikamızın örgütlendiği Renault fabrikasında da son örneği görüldüğü üzere devletin kolluk güçlerinin saldırılarına uğramaktadır. İşçilerin fabrikalardan kovduğu sarı sendikaların toplantılarına katılan Cumhurbaşkanı’nın, gerçek dışı beyanlarla DİSK’i ve DİSK üyesi sendikaları hedef alması, işçilerin en temel haklarına, örgütlenme hakkına, sendikal tercihlere, demokratik hak ve özgürlüklere saygı duyulmadığını bir kere daha göstermektedir. Başkanlar Kurulumuz, bir kez daha işverenleri ve iktidarı işçi sınıfının örgütlenme haklarına saygı duymaya çağırır. Bu saygı tarihin her döneminde işçilerin birliği ve mücadelesi ile sağlanmıştır ve sağlanacaktır.

3. DİSK Başkanlar Kurulumuz, grevdeki Tümka-İş üyesi SCA-Yıldız işçilerini, sendikal hakları için mücadele eden Birleşik Metal-İş üyesi Renault işçilerini, ücretleri için direnen Enerji-Sen üyesi Urfa EDAŞ işçilerini ve kölelik yasalarına karşı sesleri için İzmir’de saldırıya uğrayarak gözaltına alınan Genel-İş üyesi belediye işçilerini, tüm işkollarında “taşeron işçilere kadro” ve “ek zam” talepleriyle ayağa kalkan işçileri selamlayarak, DİSK’in birliği ve bütünlüğü içerisinde mücadeleye yükseltmenin her zamankinden fazla önem taşıdığını bir kez daha vurgular.

Mar 07

HER YER RENO, HER YER DİRENİŞ.

12439385_1065795106809994_7914503628909439819_n
Reno işçileri ile dayanışma ve 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle bir araya gelen Serapool işçileri fabrika önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. sık sık her yer reno her yer direniş sloganlarının atıldığı eylem sonrasında üyelerimizle 8 Mart konulu eğitim toplantısı da yapıldı. Eylemde okunan basın açıklaması şöyle;
270 Gün önce bir arkadaşımızın işten atılması ve tehdit edilmesiyle başlayan haklı ve onurlu mücadelemiz devam ediyor. Serapool deki mücadelemiz insanca çalışmak ve insanca yaşamak içindir. Ekmeğimizi, aşımızı büyütmek için, çocuklarımızın geleceği içindir. Tıpkı reno işçileri gibi, tıpkı SCA işçileri gibi, sendikal hak ve özgürlüklerimize sahip çıkmak içindir. Bu en insani taleplerimizden bile vazgeçeceğimizi zannedenler yanılıyorlar. Birliğimizi bozmak için her türlü oyuna başvuranlar, mahkeme süreçlerini uzatarak yılgınlığa kapılacağımızı, pişman olacağımızı zannediyorlarsa, daha çok beklerler. Serapool işçisinin gösterdiği kararlılık ve özellikle kadın arkadaşlarımızın emeği ve direnci sayesinde birliğimizi ve kavgamızı sürdürmeye devam edeceğiz. Ve kazanan tabi ki biz olacağız, direnen emekçiler olacak.
270 gün süren direnişimiz sayesinde çok şey öğrendik çok şey kazandık aslında. Yıllardır aynı fabrikada birlikte çalıştığımız arkadaşlarımızı direnişte tanıdık. İnançlarımız, kültürümüz, siyasi görüşlerimiz farklı olsa da, aslında birbirimizden farkımız olmadığını gördük. Gerçek dostlarımızı, düşmanlarımızı direniş sayesinde tanıdık. Ziyaretimize gelen LG işçilerinden, kimberly işçilerinden, hatta yurt dışından ziyaretimize gelen ve bizlere destek veren işçi temsilcilerinden, bir farkımız olmadığını aslında aynı sınıfın, işçi sınıfının bir parçası olduğumuzu öğrendik. Zulme ve sömürüye karşı birlikte karşı durmanın mutluluğunu yaşadık. Yaşadığımız maddi sıkıntılara rağmen boyun eğmedik bugünden sonra da eğmeyeceğiz. Kaybedecek bir şeyimizin olmadığını gördük, korkularımızı birlikte yendik.
Direnişimiz geçen sene bizden bir ay önce Reno işçilerinin mücadelesinden etkilenerek ve güç alarak başlamıştı. Reno işçilerinin mücadelesi yalnız bize değil tüm fabrikalara umut vermişti. Bugün Reno işçileri büyük bir saldırı altında. Yüzlerce işçiyi işten attılar. Yürüyüş yapan işçilere saldırdılar, mahkemeye çıkarttılar. Reno işçisine yapılanlar aslında hepimizedir. Umudumuzu kırmak, bizleri korkutmak ve sesimizi kısmak istiyorlar. Reno ek zam mücadelesini kazanırsa bu bütün işçilere yine “kötü örnek” olacağından korkuyorlar aslında. Bizler artık Reno işçisiyle, SCA işçisiyle, Serapool işçisinin aynı şey için mücadele ettiğini, aynı ekmek kavgasının bir parçası olduğunu çok iyi biliyoruz ve kalbimiz Reno işçileriyle birlikte çarpıyor. Reno kazanırsa Türkiye işçi sınıfı kazanacak. Her yer Reno her yer direniş sloganı bu yüzden atılıyor her yerde. Bizler aynı sınıfın birer parçasıyız.

İşçi sınıfı ile sömürücü sermaye sınıfı arasındaki mücadele yeni başlamadı elbette. Yüz yıllardır emeği ile geçinenler ve emeği sömürenler arasında sürüyor bu kavga. Bundan 150 yıl önce dünyanın diğer bir ucundaki hiç tanımadığımız işçiler, çalışma koşulları iyileştirilsin diye, çalışma saatleri 8 saate düşürülsün diye mücadele ediyordu. On binlerce işçi greve çıktı bu nedenle. O zamanda kadın işçiler yine en öndeydi. O zamanda kan emiciler hakkını arayan işçilere saldırıyor, hatta katlediyordu. Yüzlerce kadın işçinin öldüğü ve sakat kaldığı o günler, her yıl 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak tüm dünyada kutlanıyor. Kadınlar o gün de mücadelenin en önündeydi bugünde öyle. Çünkü kadınların emeğini daha ucuza satın almak istiyorlar. Aynı işi yaptığı halde aynı ücreti alamayan kadın işçiler Serapool de de olduğu gibi kadın olmalarından kaynaklanan birçok farklı sorunu da beraberinde yaşıyor. Yalnız işyerinde değil sokakta, evde, her yerde dünyanın yükünü taşıyan kadınlarımız, emek mücadelesinde de en önde yer alıyor.
Hükümetin kıdem tazminatlarını kaldırmak istediği ve Kiralık işçilik uygulamasını başlatmaya hazırlandığı bu günlerde Kürt illerinde ve orta doğuda süren savaşlar başta kadın işçiler olmak üzere tüm işçilerin daha çok sesini yükseltmesi gerekiyor. Savaşlardan çıkarı olanlarla Kiralık işçilikten çıkarı olanlar aynı kişilerdir. Bu nedenle emek, barış ve demokrasi mücadelesi birbirinin parçasıdır. Savaş ve çatışma ortamında haklarımız elimizden alınır ekmeğimiz küçülür. İşçi sınıfı her zaman barışı savunacaktır.
Serapool işçilerinin sendikalı çalışmak için sürdürdüğü onurlu mücadelesi kararlılıkla devam etmektedir ve devam edecektir.
12814076_1065795130143325_5391701123163909309_n

Mar 04

Körfez savaşı işçilerin kazanımlarını yok etmişti.

Sendikamızın eski Genel Başkanı Mehmet Turp’ un Evrensel Gazetesinden Fırat Turgut ile yaptığı ve 04 Mart’da yayınlanan röportajı:
rth

Bir tarafta Bölge illerine yönelik operasyonlar, çatışmalar, sivil ölümleri… Diğer tarafta kıdem tazminatı, ek zam talebi, kiralık işçi büroları… Biri bir savaş ortamı, diğeri bir sınıfın hak talepleri… Ne ilgisi olabilir ki birbiriyle?

“Çok ilgisi var” diyor Mehmet Turp “İlgisini tek cümleyle söylersek, Körfez savaşıyla birlikte, 89 Bahar Eylemleri’nde aldığımız haklar elimizden alındı.”

‘VAKTİ ZAMANINDA HAKLARIMIZ VARDI’

İşçilik hayatı 12 Eylül sonrası başlayan Mehmet Turp, 89 Bahar Eylemleri’nin öncü işçilerinden. O zamanlar Topkapı’da bulunan Whyte İlaç Fabrikası’nda çalışıyor. “Fabrikaya girdiğim günden itibaren işçilerde şöyle bir algı vardı” diyor: “Bizim 12 Eylül’den önce birçok hakkımız vardı. 6 ikramiyemiz vardı. Sendikal haklarımız, özgürlüklerimiz vardı. Kıdem tazminatının tavanı yoktu. İşten ayrıldığımız zaman çok yüksek kıdem tazminatı alıyorduk. Grev hakkımız vardı. Bütün bunları 12 Eylül ortadan kaldırdı.”
Ve 12 Eylül sonrası, eskiyi arayan, eski haklarını tekrar almak isteyen bir işçi sınıfının olduğunu anlatıyor: “O dönemlerde fabrikada çalışırken 89 Bahar Eylemleri gelişti. Bunun temel hedefi işçi sınıfının kaybettiği hakların geri alınmasıydı. Yani 12 Eylül öncesi var olan hakların tekrar kazanılması için yapılan bir başkaldırıydı.”

EN UFAK HAKSIZLIĞA BİLE TEPKİ VARDI

“Sadece bir disiplin kurulu maddesiydi” diyor Mehmet Turp ve devam ediyor: “Bayer İlaç Fabrikası’nda, işçinin suçlu görülmesi halinde işten atılma ihtimali söz konusu olduğunda sendika temsilcilerinin ya da sendikanın görüşü alınmadan atılamaz. Bu maddenin kabul edilmesi için 53 gün grev yaptı Bayer işçisi.”
En ufak bir haksızlıkta bile, sınıfın tepkisini ortaya koyduğu o dönemde ciddi kazanımların elde edildiğini söylüyor. “Ücretlerden, sendikal örgütlülüğe, fabrika yönetiminde söz sahibi olunmasından yemeklerin düzeltilmesine kadar… 4 ikramiyeyi 6’ya çıkartamadılar ama giyim, yakacak, çocuk yardımlarında yaşanan ciddi artışlarla 6 ikramiye düzeyinde düzenlemelere gidildi. Bu hem kamuda hem özel sektörde oldu” diye anlatıyor.

“Çok iyi hatırlıyorum” dediği bir olaydan, fabrikalarında imzalanan toplusözleşmeden bahsediyor: “Bizim yaptığımız toplusözleşmeyi Günaydın gazetesi manşetinden ‘İşçiler şu kadar ücret aldı’ diye verdi. Fabrika müdürü bizi çağırıp ‘Bundan sonra paralarınızı bankaya yatıracağız’ dedi. Çok büyük paralar değildi ama böyle bir kazanım kamuoyunda ciddi bir etki yaratmıştı. Ve diğer işletmelere de örnek olmuştu.”

KÖRFEZ KRİZİ FABRİKALARA YANSIDI

Sınıf hareketinin bu denli yükseldiği, ciddi kazanımların elde edildiği bir dönemde başladı Körfez krizi. ABD öncülüğünde İngiltere, Fransa, Suudi Arabistan, Mısır ve Suriye’nin de aralarında olduğu 40 ülkenin yer aldığı koalisyon güçleri Irak’a karşı askeri harekat düzenledi. Türkiye fiilen bu harekatın içinde yer almasa da Bush yönetiminin kararını destekleyerek, Irak’a karşı saldırı amacıyla hava sahasının ve İncirlik Üssü’nün kullanılmasına izin verdi. İşçi ve emekçilere yönelik saldırılar da bu dönemde yoğunlaştı.
Turp, o zaman iktidarda olan Özal’ın hem ‘Bir koyup üç alacağız’ gibi söylemlerinin hem de savaşın fabrikalarda tartışıldığını hatırlatıyor: “Bir Saddam Hüseyin canavarı yarattılar. Biz de fabrikada bunları tartışmaya başladık. Birçok işçi arkadaş ‘Siz Saddam’ın bu rejimini destekliyor musunuz? Niye bu rejime müdahale edilmesine karşı çıkıyorsunuz?’ diye sorup bize karşı çıkıyordu. ‘Kazançlı çıkacağız, oradaki petrolü almak bizim de hakkımız, zaten Musul ve Kerkük daha önce bizimdi’ diyorlardı.”

Körfez harekatı başladıktan iki gün sonra Petrol-İş Sendikası olarak Whyte İlaç Fabrikası’nda bir toplantı yaptıklarını anlatıyor: “Bu savaşın haksız olduğunu, bu emperyalist savaşı asla desteklemediğimizi, bu savaşın bahane edilerek bizim toplusözleşmemize, haklarımıza müdahale edileceğini anlattık. Genel toplantının arkasından 12 kişilik komiteyle bir toplantı yaptık. Komitede de savaşa karşı çıkmalıyız ve savaş politikalarına hayır demeleri için sendikalarımızı zorlamalıyız dedik. Çok ciddi bir çalışma yürüttük fabrikada. Biz o dönem işyeri komitemizle bölgedeki fabrikalara gittik, tartıştık, arkadaşlara anlattık. Ve Petrol-İş Sendikası o zaman Taksim’de Körfez savaşına hayır eylemi yaptı. Bu önemli bir şeydi. Hatta polis saldırdı, bizi gözaltına almaya çalıştı. Sonrasında ise ‘89 Bahar Eylemlerinde elde edilen kazanımlara saldırılar söz edilmeye, medyada yazılıp çizilmeye başlanınca işçilerin sendikaya güveni geldi. Bu kez bize ‘Siz nereden biliyordunuz’ diye sorularla geldiler.”

SAVAŞLA BİRLİKTE SALDIRILAR BAŞLADI

Mehmet Turp, Körfez savaşı döneminde fabrikalarda yürüttükleri bu tartışmaların işçileri aydınlattığını ancak o dönemde işçi haklarına yönelik saldırıların arttığını söylüyor ve tensikat örneğini vererek başlıyor yaşanan hak kayıplarına: “Bir fabrikada işveren tensikata (kadro düzenlemeleri) gidebiliyor. Bu toplusözleşmede de iş kanununda da var. ‘Daralma ihtiyacı duydum’ diyerek önce emekliliği gelenlerden, işe yeni girenlerden başlayarak işçileri işten çıkarıyor. Tensikata dayanarak işten atmalar başladı. Ancak bu durumu da fırsata çevirerek ülke çapında, Bahar Eylemleri’nde verilen mücadelelere öncülük eden 200 bin işçiyi işten çıkardılar. Hemen her fabrikadan öncü işçileri işten attılar. İşte bunu Körfez savaşı bahanesiyle yaptılar. ‘Türkiye’de bir savaş durumu var, ekonomi zorda, kriz var’ dediler.”

SÖZLEŞMELERE MÜDAHALE

İşten atılmayan işçiler için de ‘işten atmanın’ sürekli bir tehdit olarak kullanıldığını ifade ediyor Turp: “Toplusözleşmelere müdahale ettiler. Kanunlarla müdahale etmediler ama her işyerinde ‘Savaşın ne getireceği belli değil, işten çıkarırız’ diye baskılayarak süreci fırsata çevirdi patronlar. Örgütlü fabrikalar bunu püskürttü ama etkili oldukları yerler de oldu. İşyeri örgütlülüğü olan, komiteleri olan sendikalı olan işçiler ortak hareket ederek sokaklara çıktılar. Ama yapamayanlar da oldu.”

GREVLER YASAKLANDI

Körfez savaşının tek etkisi işten atma ya da sözleşmelere müdahaleyle sınırlı kalmadı. Hak talep eden ve bunun için greve giden işçilerin grevleri yasaklandı. Turp şöyle aktarıyor: “Körfez krizi döneminde onlarca işyeri için alınan grev kararları milli güvenlik gerekçesiyle 60 gün ertelendi. Bunun bir örneği Zonguldak maden işçilerinin grevidir.”

ÜCRETTE AZALMA VE SENDİKASIZLAŞTIRMA

Emek cephesinde dönük saldırılar işçi ücretlerini ve sendikalaşmayı da etkiledi. “Daha önceki krizlerde olduğu gibi ücretleri yüzde 30 aşağı çekeceğiz demediler ama şöyle bir şey yaptılar diyor Turp: “Körfez savaşından sonra sürekli fabrikalarda taşeronlaştırma başladı. Yemekhaneler, güvenlik, depo sevkiyat bölümleri… Bizim fabrikada taşıma işini yapanlar sendikaya bağlıydı. Kapıdaki güvenlik görevlileri sendikanın üyeleriydi. Yemekhanedekiler sendikanın üyeleriydi. Yemekhaneyi yapamadılar ama güvenliğe müdahale ettiler. Direkt sendika dışı kaldı. Ve ücretlerine karışamadık ondan sonra. Sevkiyat bölümünü taşerona verdiler. Orası da sendika kapsamından çıktı. Birçok yerde eski işçileri atıp daha düşük ücrete yeni işçiler aldılar. O yıllardan sonra sürekli sendikal örgütlülüğe müdahale ettiler aslında. Birçok fabrikada sendikanın yetkisini düşürdüler.”

“Yani” diyor Mehmet Turp: “Körfez savaşı 89 Bahar Eylemleri’nin bütün kazanımlarını yok eden bir olay oldu.”

SINIF SENDİKACILIĞI ÖNEMLİ BİR YER TUTUYOR

Yaşanan bir savaş durumunda fabrikalarda yürütülen tartışmalarda sendikaların önemli bir pozisyonda olduğunu ifade eden Mehmet Turp şunları söylüyor: “Mesela biz akşamları 30-40 işçiyle ülkenin gündemine dair, bizim nasıl müdahale edeceğimize dair tartışmalar yapardık. Biz fabrikada Körfez krizini ve bize yansımalarını çok iyi anlattık. Biz sendika temsilcileriydik. Bir de fabrikamızda 12 bölümden 12 kişinin oluşturduğu işyeri komitesi vardı. Biz de işyeri komitesi de seçimle geldik. Biz komiteyi toplantıya çağırarak anlatıyorduk. Onlar da işçilere anlatıyordu. Biz de her kısmın toplantısına katılıyorduk. Ayrıca şube başkanını da çağırıyorduk. Sendikanın yayınlarında da savaşın getireceği sonuçlara yer verdik. Bu şekilde ikna olmayan arkadaşları da çabuk ikna ettik. Bu gibi tartışmalarda sınıf sendikacılığı önemli bir yer tutuyor.”

‘İŞÇİLER KENDİ HAKLARI İÇİN BARIŞI SAVUNMALI’

Mehmet Turp geçmişte yaşananların unutulmaması gerektiğini söylüyor. Bölgedeki operasyonlara, ölümlere değinen Turp “Geçmişte olduğu gibi bugün de bu savaşın bedelini işçi öder” diyor ve şöyle devam ediyor: “Bugün orada bir savaş yaşanıyorsa bunun bir maliyeti var. Binlerce polis asker gidiyor. Mermisi, topu tankı milyarlarca para ediyor. Bu paralar nereden gidiyor? İşçi sınıfının cebinden çıkıyor. Yani işçiye emekçiye yaşam kalitelerini arttırması için verilmesi gereken bu paralar bugün egemenlerin politikaları uğruna harcanıyor. Ya da ‘Savaş var, ülke zor durumda çalışın’ diyerek koşulları zorlaştırıyorlar. Bir diğer nokta işçi haklarına dönük saldırılar. Bugün tamamıyla bir simsarlık olan kiralık işçi büroları, ek zam talepleri ve en geri sendikalar tarafından bile kırmızı çizgi şeklinde ifade edilen işçilerin tamamının güvence olarak gördüğü kıdem tazminatının fona devredilmesi tartışılıyor. Baktığımız zaman asıl vatan hainliği emek cephesine dönük bu saldırılardır. Ve Bölgedeki savaş sürerken işçiyi fabrikalarda bölüyorlar. Böylece bu saldırılara karşı hak arama mücadelelerini engelliyorlar. Kendi hakları için, işçilerin, emekçilerin, sendikaların, bu savaşa karşı barışı ve kardeşliği savunması gerekiyor. Çünkü bir ülkede bir savaş sürerken işçilerin ve sendikaların hak alması mümkün değil.”

Mar 03

Şubat ayında en az 140 işçi hayatını kaybetti

45103
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), yazılı, görsel ve dijital basından derlenen, emek-meslek örgütlerinden gelen bilgiler ile işçi yakınlarının bildirimleri ışığında tespit edilen Şubat ayı iş cinayetleri raporunu açıkladı.

Türkiye’de fabrikalar, tarlalar, atölyeler, bürolar ve yolların birer işçi mezarlığına dönüldüğüne dikkat çekilen raporda, TBMM’ye sunulan Özel İstihdam Büroları aracılığı ile ucuz, güvencesiz, örgütsüz, “kiralık” işçi çalıştırmanın önünü açan İş Kanunu ile Türkiye İş Kurumu Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın kabul edilmesi eleştirildi.

Rapora göre, Şubat ayında en az 140 işçi yaşamını yitirirken iş cinayetlerinin en çok İstanbul, Ankara ve İzmir’de yaşandığı belirtildi.

Mar 01

OYAK-RENAULT İŞÇİSİ YÜRÜNECEK YOLU GÖSTERİYOR.

Renault yönetiminin işçilerin uzun bir süredir devam ettirdiği Ek Zam eylemlerine cevabı sert oldu ve 10 işçi temsilcisinin iş akitlerini fesh ettiğini açıkladı. Ancak işçilerin cevabı gecikmedi ve arkadaşları işe geri dönünceye kadar üretime başlamayacaklarını söyleyen işçiler eyleme geçti. geçen sene olduğu gibi eylemlerin başka fabrikalara sıçraması bekleniyor. Kıdem Tazminatı ve Kiralık İşçilik yasalarının mecliste tartışıldığı ve işçilerin yaşamının her gün biraz daha cehenneme çevrildiği bu günlerde Renault işçileri gidilecek yolu gösteriyor. işçilere yönelik bu kapsamlı saldırılar ancak GENEL GREV GENEL DİRENİŞ ile püskürtülebilir. Renault işçilerinin yanındayız ve mücadelede kararlıyız.
Genel Başkanımızın konuyla ilgili olarak Basına yaptığı açıklama aşağıdadır.
44920
Bilindiği gibi Bursa Oyak Renault fabrikasında bir ayı aşkın bir süredir devam eden Ek Zam eylemleri, önceki gün temsilci düzeyindeki 10 işçinin işten atılması ve işverenin üretimi durdurduğunu açıklamasıyla yeni bir boyut kazanmıştır. Yine bilindiği gibi Ek Zam talebi sadece Oyak Renault işçilerinin değil tüm işçi sınıfımızın talebidir ve irili ufaklı bir çok işyerinde bir süredir iş bırakmalar yaşanmakta ve sendikalı olsun sendikasız olsun tüm fabrikalarda içten içe kaynama devam etmektedir.
Kırmızı çizgimiz diye tarif ettiğimiz Kıdem Tazminatı ve İstihdam Bürolarına işçi kiralama yetkisi veren yasaların mecliste tartışıldığı bu günlerde Renault işçilerinin öncülük yaptığı bu direniş tarihi bir öneme sahiptir. Geçtiğimiz yıl Mayıs ayında yine Renault işçilerinin öncülüğünde başlayan direniş onlarca fabrikaya yayılmış ve işbirlikçi sendikal anlayışa adeta büyük bir tokat vurmuştur. Bugünde Renault işçilerine yapılan bu saldırı ve işten atmalar, tüm işçilerin sendikal hak ve özgürlüklerine yapılmış bir saldırıdır ve ancak topyekün bir karşı koyuşla püskürtülebilir. Gün Dayanışma günü, Mücadele günüdür.
Başta üyesi olduğumuz konfederasyonumuz DİSK olmak üzere tüm sendika emek örgütlerinin
Renault işçilerini açtığı bu yoldan yürümesi, bu mücadeleyi tüm işyerlerine yayması ve büyütmesi hayati önemdedir. Renault’da alınacak bir yenilgi tüm işçi sınıfımız için büyük bir moral bozukluğuna yol açacak ve kiralık işçilik, kıdem tazminatı saldırılarını püskürtmemiz imkansız hale gelecektir. Bu saldırılara karşı Genel Grev Genel Direnişin örgütlenmesi için tarihi sorumluluk en başta işçi konfederasyonlarındadır. Cam Keramik İş Sendikası olarak tüm gücümüz ve enerjimizle Renault işçilerinin yanında olacak ve mücadelemizin kazanımla sonuçlanması için ne gerekiyorsa yapacağız.

Toplam 12 sayfa, 5. sayfa gösteriliyor.« İlk...34567...10...Son »