DOST CAM İŞÇİLERİ DAYANIŞMA ŞENLİĞİNE YÜZLERCE İZMİRLİ KATILDI

DOST CAM İŞÇİSİ DAYANIŞMA GECESİNE HAZIRLANIYOR

12993477_1004950512885862_5505538549147053291_n
Dost camda direnişlerini sürdüren işçilerimiz 24 Nisan Pazar günü saat 17.30′ da gerçekleştirecekleri Dayanışma gecesine hazırlanıyorlar. Sendikamızın ve Çiğli İşçi Kurultayının birlikte düzenlediği geceye Viyan Kadın Korosu, Grup Yel değirmeni ve İsmet Şengül ezgileri ile destek verecek. Sine vizyon gösterisinin de yapılacağı gece için işçi komitelerimiz çalışmalarını hızlandırdı. İzmir de bulunan tüm sendikaları ve emek örgütlerini dolaşan temsilcilerimiz Dayanışmanın önemine vurgu yaparak geceye çağrıda bulunuyor.

DİSK-AR İŞSİZLİK VERİLERİNİ DEĞERLENDİRME RAPORU

indir
İŞSİZLİK ORANINDA ARTIŞ MAYIS 2015’TEN BERİ SÜRÜYOR
2016 BAŞINDA GENİŞ TANIMLI İŞSİZ SAYISI 6 MİLYONA YAKLAŞTI
İŞÇİ HAKLARINDAN FAYDALANDIRILMAYAN 380 BİN KİŞİ İSTATİSTİKTE İŞÇİ GÖSTERİLDİ

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Enstitüsü (DİSK-AR), TÜİK tarafından açıklanan İşgücü Anketi Ocak 2016 dönem sonuçlarını değerlendirdi:
1) Bir önceki aya göre yüzde 0.3 artan resmi işsizlik oranı yüzde 11.1 ile geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre 0.2 puan gerilerken, işsiz sayısı 31 bin kişi artışla 3 milyon 290 bin oldu. Mayıs 2015’te yüzde 9.3 olan resmi işsizlik oranının o tarihten itibaren düzenli olarak yükselmesi dikkat çekiyor.
İşsizlik oranında geçtiğimiz yılın aynı ayına göre göreli azalış, yasalarda “işsiz” kabul edilen yaklaşık 380 bin kişinin, TÜİK tarafından “istihdam ediliyor” olarak kabul etmesiyle sağlandı. Kayıtlı işsizlerin çalışma hayatından uzak kalmaması amacıyla uygulamaya sokulduğu söylenen, ancak “işçi” olarak kabul edilmeyen ve en temel haklar tanınmadan çalıştırılan Toplum Yararına Çalışma Programı (TYÇP) kapsamındaki “işsizler”in istatistikte işçi olarak gösterilmesiyle işsizlik oranı düşük gösterildi. Ocak 2015 döneminde bu kapsamda çalıştırılanların sayısı bin kişinin biraz üzerindeyken, Ocak 2016 itibarıyla 381 bin civarında kişi bu program kapsamında çalıştırılmakta idi. Hakları söz konusu olduğunda işçi kapsamında değerlendirilmeyen ve en temel haklardan yoksun bırakılan bu kişiler en güvencesizler kapsamında yer alıyor. Programın amacı da “istihdamında zorluk çekilen işsizlerin çalışma alışkanlık ve disiplininden uzaklaşmalarını engellenmesi” olarak ortaya konuluyor. Buna karşın işsizlik verilerinde bu kişiler “çalışan” kategorisinde değerlendiriliyor. Söz konusu kişiler işsiz kapsamında değerlendirilseydi resmi işsizlik oran yüzde 11.1’den yüzde 12.4’e yükselecekti. Resmi işsiz sayısı ise 3 milyon 670 bin civarında olacaktı. Bu sayı Cumhuriyet tarihinin en yüksek işsiz sayısıdır.
2) Ocak 2016 dönemi için işsiz sayısı TYÇP’nin etkisine rağmen Ocak 2012 dönemine göre yaklaşık 630 bin kişi artmış durumda. Artış oranı ise yüzde 23. Ocak 2012 döneminde işsiz sayısı 2 milyon 664 bindi.
3) Ocak 2016 döneminde resmi işsizlere, umudu olmadığı için ya da diğer nedenlerle son 4 haftadır iş arama kanallarını kullanmayan ve işe başlamaya hazır olduğu halde bu nedenle işsiz sayılmayanlar da (umutsuzlar ve diğer) dâhil edildiğinde işsizlik oranı yüzde 18.4, işsiz sayısı da 5 milyon 944 bin kişi olarak gerçekleşti. İşinden memnun olmayan ya da daha fazla çalışmak istediği halde düzgün işler bulamadığı için çaresiz kısa süreli işler yapanlar (eksik ve yetersiz istihdam edilenler) ilave edildiğinde işsizler, gizli işsizler ve çaresizlerin toplam sayısı 7 milyon 603 bin kişi oldu. Bunların geniş işgücü içindeki payı ise yüzde 23.6 olarak gerçekleşti.
4) Kadınlar için resmi işsiz sayısı bir önceki yılın aynı dönemine göre 49 bin kişi artarken yüzde 13 olarak gerçekleşti. Kadınlarda geniş tanımlı işsizlik oranı ise yüzde 24.9 oldu.
5) Yükseköğretim mezunu resmi işsiz sayısı 667 bin kişidir. Yükseköğretim mezunları için işsizlik oranı yüzde 10 seviyesindedir. Yükseköğretim mezunu kadınlar için işsizlik ise yüzde 14.7’dir. Yüksek öğretim mezunu kadınlar için resmi işsizlik oranı yükseköğretim mezunu erkeklerin işsizlik oranı olan yüzde 7′nin iki katından fazladır.
6) Suriye’deki savaş sonucunda önemli bir işgücü arzının gerçekleştiği görülmektedir. Göçmen işçilerin emek piyasalarında karşılaştığı olumsuzluklar araştırılmak durumundadır.
7) TÜİK yeni serisinde daha önceki seride olan ve anket soru formunda yer alan işin sürekliliği ile ilgili verileri dinamik sorgulamadan çıkartmıştır. Geçici çalışanların sayısındaki gelişim istihdamın niteliği açısından son derece önemli bir değişkendir. Bu verinin web sitesinde ve dinamik sorgulamada artık paylaşılmaması, daha önce kolayca ulaşılan bir bilgiye ulaşmak için bürokratik süreçlere başvurulması zorunluluğu getirilmesi büyük bir eksikliktir.
SONUÇ
TÜİK İşgücü Anketi Ocak 2015 dönemi verilerine göre de işsizlik rakamları bir önceki döneme göre “Toplum Yararına Çalıştırılan İşsizlerin” istihdamda görünmesi nedeniyle gerçek verilerin altında çıktı. Aylardır tekrarlanan bu durum işsizliğin etkisini azaltmıyor. İşsizlik Mayıs 2015’ten beri yükselmeye devam ediyor. Hükümetin bu programları siyasal amaçları için kullandığı sıklıkla gündeme gelen iddialar arasında. TYÇP programları kapsamında çalıştırılan işsizler bir yandan istihdamda görünürken öbür yanda işçilerin sahip olduğu haklara sahip değiller. Bu kişilerin aracı kurumlar eli ile çalıştırılmaya başlanmaları ise ayrı bir problem. İşsizlik rakamları açısından TYÇP değişkeni de dikkate alındığında kriz derinleşerek sürmektedir. Bu tehlike gençler, kadınlar, geçici çalışanlar açısından ciddi boyutlardadır.
64. Hükümetin hayata geçirmeye çalıştığı eylem programı ise kiralık işçilik uygulaması, taşeron şirketler üzerinden çalıştırılan işçilere verilen sözlerin tutulmaması, yeni güvencesiz çalıştırma biçimlerinin dayatılması ve yaygınlaştırılması, uzun çalışma süreleri, düşük ücret dayatması temelinde şekillenen istihdam politikalarında ısrarın sürdüğünü göstermektedir.
Suriye’deki savaşın sonucunda işgücü piyasalarına önemli oran göçmen işçi dahil olmuştur. Göçmen işçilerin işgücü piyasalarında karşılaştıkları zorluklara ilişkin olarak TÜİK’in özel bir çalışma yapması bir zorunluluk haline gelmiştir.
Türkiye haftalık çalışma sürelerinin emsallerine göre çok daha yüksek olduğu bir ülkedir. Avrupa Birliği ülkeleri ile kıyaslandığında haftalık çalışma sürelerindeki fark 12 saati bulmaktadır. Buna göre Türkiye’de 5 kişinin yapacağı işi 4 kişi yapmaktadır. Bir yandan işgücüne katılım oranlarını yükseltirken, öte yandan işsizlik verileri ile mücadele etmenin yegâne yolu, gelir kaybına yol açmaksızın haftalık çalışma sürelerini azaltmaktan geçmektedir. 64. Hükümetin eylem planı ile ortaya çıkan tabloda emeğin kazanılmış haklarına yönelik kapsamlı bir saldırının hazırlıkları meclis gündemine taşınmıştır. Kıdem tazminatının fona devri ile gaspı, dayıbaşılık sisteminin kurumsallaşması anlamına gelecek olan özel istihdam bürolarının yetkilerini genişletmek için yapılması düşünülen değişiklikler, işverenlerin işçi üzerindeki keyfiyeti anlamına gelen esnekliğin özellikle gençler ve kadınlar üzerinden yaygınlaştırılması ve kamu emekçilerinin iş güvencesinin ortadan kaldırılmasını hedefleyen stratejiler önümüzdeki dönem açısından son derece kritik olacaktır.
İşsizlikle mücadeleyi, çalışma koşullarını kötüleştirerek, ücretleri düşürerek çözmeye çalışan bu anlayışa karşı emeğin taleplerini gündemine alan bir anlayışla çıkılmalıdır. İşsizlikle gerçek mücadele için;
1. Haftalık çalışma süresi gelir kaybı yaşanmaksızın 37,5 saate, fazla mesailer için uygulanan yıllık 270 saat sınırı, 90 saate düşürülmelidir.
2. Herkese en az 1 ay ücretli izin hakkı tanınmalıdır.
3. Herkes için iş güvencesi ayrımsız bir biçimde uygulanmalıdır.
4. Sendikal hak ve özgürlükler güvence altına alınmalı, sendikal barajlar kaldırılmalı, herkesin sendika hakkını özgürce kullanabilmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
5. Tüm taşeronlara kadro verilmelidir.
6. Toplum Yararına Çalışanlar, işçi statüsüne geçirilmelidir.
7. Kamu girişimciliği ve hizmetleri istihdam yaratacak şekilde yeniden ele alınmalıdır.
8. Kamuda personel açığı derhal kapatılmalıdır.
9. Kadın istihdamının artırılması ve işsizliğinin azaltılması için işgücü piyasalarındaki cinsiyetçi uygulamalara son verilmeli, ev içi bakım hizmetleri devletin gereken nitelikli, yaygın ve ücretsiz bakım hizmetlerini sağlaması ile kadının üzerinden alınmalıdır.

SERAPOOL İŞÇİLERİ KAZANDI

12993528_1603729356612797_6633099982040744364_n
Birleşen İşçiler Yenilmezler.
İşçi sınıfının birlik mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ı, emeğin bayramını kutlamaya hazırlandığımız şu günlerde, SeraPool işçilerinin işe iade davasının kazanımla sonuçlanmasının mutluluğunu yaşıyoruz. Sendikamıza üye oldukları ve işten atılan bir arkadaşlarına sahip çıktıkları için işten atılan, 6 ay boyunca gece gündüz demeden fabrika önünde direniş sürdüren işçilerimizin haklı ve kararlı mücadelesi mahkemenin bu kararı ile birlikte tescillenmiş oldu. Yıllarca ağır ve sağlıksız koşulları altında çalışan işçilerimiz sendikamıza üye olduklarının işveren tarafından duyulması ile birlikte çeşitli baskılara maruz kalmış ve sendikamızın tüm görüşme ve uzlaşma taleplerine olumsuz cevap veren serapool patronu tarafından tazminatsız bir şekilde işten atılmıştı. Yasa dışı grev yapıldığı iddiasıyla sendikamız ve 8 işçi arkadaşımız aleyhine dava açan Serapool patronu daha önce bu davayı da kaybetmiş ve temyize götürdüğü karar Yargıtay tarafından da onanmıştı.
Bugün 14 işçi arkadaşımızın işe iade davasının görüldüğü İstanbul Anadolu 3.,14. ve 26. İş mahkemeleri, işçilerimizin işe iadesine ve sendikal tazminata hükmetti. Serapool işçileri mahkeme süreçlerini de aynı kararlılıkla takip etmiş ve haklı mücadelelerini her seferinde adliye koridorlarında da haykırmıştı. Serapool işçilerinin bu onurlu mücadelesi şimdi yeni boyut kazandı. Şimdi işverenin yapması gereken, süreci daha fazla uzatmadan anayasal bir hak olan sendikalı çalışma konusunda işçilerimizin verdiği mücadeleye, emeklerine ve mahkeme kararına saygı göstererek atılan işçileri geri almak ve sendikamızla masaya oturmaktır. Bizler başından beri üretimin devam etmesini, çalışma şartlarının iyileştirilmesini ve huzurlu bir çalışma ortamının sağlanması için bir toplu sözleşmeyle sorunun çözüleceğini savunduk. Bugün de durum farklı değildir. İşçilerimiz işlerine dönmeye ve sendikalı bir şekilde üretime başlamaya hazırdır.
Buradan Serapool işverenine çağrımızı yineliyoruz. İşçilerimizin kayıplarını ve mağduriyetini giderin. İşe dönmek isteyen tüm işçilerimizi geri alın. Sendikamız ve işçi temsilcileriyle toplu sözleşme imzalayarak daha huzurlu ve sağlıklı bir çalışma ortamını hep birlikte oluşturalım.

CAM KERAMİK İŞ SENDİKASI GENEL MERKEZİ

DİSK BAŞKANLAR KURULU SONUÇ BİLDİRGESİ

disk-1-mayis-i-taksim-meydani-nda-kutlayacagiz-6872007

11 Nisan 2016 tarihinde 1 Mayıs 2016 kutlamaları gündemiyle DİSK Genel Merkezinde toplanan DİSK Başkanlar Kurulu aşağıdaki yer alan konuları görüşerek aldığı kararları kamuoyu ile paylaşmayı gerekli görmüştür:
Ülkemiz zor, karanlık bir dönemden geçmektedir.
Baskı, terör, savaş ortamında yıldırılmak istenen milyonların iş güvenliği ve yaşam güvenliği giderek daha da yok edilirken, kendi iktidarlarını ve servetlerini güvence altına almaktan başka bir kaygısı olmayanlar ülkemizi bir yangın yerine çevirmekten en ufak bir rahatsızlık, suçluluk, sorumluluk duymamaktadır.
Sadece ülkemiz değil tüm Ortadoğu halkları emperyalist güçlerce fitili ateşlenen, Türkiye’yi yönetenlerin de aktif biçimde müdahil olduğu savaşların bedelini ödemektedir.
Emperyalist güçler kendi yarattıkları sorunun sonuçlarıyla yüzleşmemek için, Türkiye’yi yönetenlerle pazarlık yürütmekte, evi, yurdu yakılıp yıkılan milyonlarca mülteciyi Türkiye sınırlarında tutmak için milyarlarca avro ödemeyi, Türkiye’deki her türlü antidemokratik politikaya sessiz onay vermeyi kabul etmektedir.
Ülkelerini terk etmek zorunda bırakılan milyonlar, ucuz iş gücü ordusu olarak değerlendirilmek istenmekte, yaşamlarını nerede sürdüreceklerine dair akçeli pazarlıklar yapılmakta, Maraş örneğinde olduğu gibi nüfus yapısını değiştirmek ve ucuz-güvencesiz işgücü havzası yaratmak için de değerlendirilmektedir.
Türkiye’de yasama-yürütme ve yargının tek bir kişiye bağlandığı giderek daha da otoriterleşen bir rejime doğru atılan her adım, en fazla işçi sınıfının çalışma ve yaşam koşullarını olumsuz olarak etkilemektedir.
Özel istihdam büroları ve esnek çalışmanın diğer biçimleriyle işçi sınıfına en güvencesiz kölelik koşulları dayatılırken, kıdem tazminatına göz dikilmişken, milyonlarca taşeron işçiye verilen “kadro” sözü tutulmazken ve yeni güvencesiz çalıştırma statüleri icat edilirken, işçiler lehine alınan mahkeme kararlarına ülkeyi yönetenler tarafından bile saygı gösterilmezken, sendikalaşma ve grev hakları her gün çiğnenirken, sendikacılar ve sendikalar ağır baskılarla susturulmak istenilirken, yılda 1500’ün üzerinde işçi iş cinayetlerinde ölürken işçi sınıfının sessiz, tepkisi bir biçimde tüm bu yaşadıklarını “kader” olarak kabullenmesi istenmektedir. Giderek otoriterleşen bir rejim, işçileri sessiz bir biçimde köleleştirebildiği ölçüde, yerli ve uluslararası sermayeden “sessiz onay” almaktadır.
1 Mayıs Birlik-Mücadele ve Dayanışma Günü’nün yasaklanması ve işçilerin değil yönetenlerin istediği biçimde, yerde ve içerikte kutlanmasına dair tüm dayatmalar işçi sınıfının sesini bastırma çabalarının, bu sayede arzu edilen rejim değişikliğine sermaye desteği sağlama çabalarının bir parçasıdır. 1 Mayıs’ta Taksim meydanının yasaklanması, bahsedilen rejim değişikliğinin sembollerinden biri haline gelmiştir.
Taksim’de 1 Mayıs’ı yasaklamak hukuku, tarihi ve en nihayetinde işçi sınıfını yok saymaktır.
Taksim’de 1 Mayıs’ı yasaklamak hukuku hiçe saymaktır çünkü Taksim’de 1 Mayıs’ın yasaklanmasına dair AİHM’in verdiği karar açıktır. Bu kararda Taksim’de 1 Mayıs kutlama kararımız bir hak ve sorumluluk olarak ifade edilmektedir.
2010-2011 ve 2012 yıllarında tek bir kişinin burnu bile kanamadan Taksim’de kutlanan 1 Mayıs’larda, hükümetin icraatlarının eleştirilmesinin ardından 2013’te getirilen yasak açıkça düşünce ve ifade özgürlüğünün gaspıdır. Bu yıllarda herhangi bir olumsuzluk yaşanmamasına rağmen getirilen yasağın “eleştiriye tahammülsüzlük” dışında bir nedeni yoktur.
2013-2014 ve 2015 yıllarında Taksim’de 1 Mayıs kutlamalarına ilişkin getirilen yasaklamanın da hiçbir hukuki dayanağının olmadığı Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinin her yıl verdiği kararlarla tescillenmiştir.
Taksim 1 Mayıs meydanında işçi sınıfının mücadelede yitirdiği arkadaşlarının anıları vardır. Bu anıları yok saymak, unutturmak kimsenin haddi değildir.
Taksim 1 Mayıs meydanında işçi sınıfının mücadele kazanımları vardır. Bu kazanımlar hukuk tarafından da tanınmıştır. Bu hakları yok saymak kimseye düşmemektedir.
Tüm dünyanın en merkezi meydanlarında işçiler 1 Mayıs’larda kürsülerini kurar iken, işçi sınıfı tarihine mal olmuş Taksim 1 Mayıs meydanında, bir gün için bile işçilerin kürsülerini kurma hakkını yok saymak, işçi sınıfının haklarını yok saymaktır.
Bu hakkın ne biçimde, ne zaman ve nasıl kullanılacağına karar verecek olan kuşkusuz işçi sınıfı olmalıdır.
Bugün mahkeme karalarına rağmen taşeron işçilerine daimi işçi kadrosu vermeyenler, bugün 12 Eylül darbecilerinin getirdiği sendikal barajlara, grev yasaklarına sahip çıkanlar, bugün kıdem tazminatımıza göz dikenler, bugün özel istihdam büroları ile işçileri kölece alıp satma planları yapanlar, bugün her yıl 1500 işçinin öldüğü bir ülkede cinayetlerin asıl sorumlularını, patronları ve siyasi sorumluları koruyup kollayanlar, bugün açlık ve yoksulluk sınırının altında ücreti, kayıtdışı çalışmayı, sendikasızlığı işçi sınıfına dayatanlar sermaye sınıfının çıkarları için kavga vermektedir. Ve hukuk dışı biçimde 1 Mayıs’ta Taksim’i yasaklamak sermaye için iktidarın verdiği bu mücadelenin bir parçasıdır.
Bu koşullar altında gidilen 2016 1 Mayıs’ı işçi sınıfının kölelik dayatmalarına karşı insanca, özgürce ve kardeşçe yaşamı kurma iradesini yansıtmalıdır.
Bu tespitlerden hareketle Başkanlar Kurulumuz şu kararları almıştır:
1. DİSK Başkanlar Kurulu 1 Mayıs Birlik-Mücadele ve Dayanışma gününün merkezi olarak İstanbul Taksim olmak üzere kuzeyden güneye, doğudan batıya Türkiye’nin dört bir yanında yaygın, kitlesel ve coşkulu bir biçimde kutlanması için çalışmaların hızlandırılması, gerekli girişimlerin başlatılması kararını almıştır. Başta KESK, TMMOB ve TTB olmak üzere, 1 Mayıs’ı bugüne kadar beraber örgütlediğimiz emek ve meslek örgütleriyle, 1 Mayıs kutlamalarına katılan bileşenlerle görüşülerek, güvenlik sorunları ve ülkemizin içinden geçtiği koşullar göz önüne alınarak, anlamına uygun biçimde ve en kitlesel şekilde 1 Mayıs’ın kutlanabilmesi ile ilgili yol haritası beraberce belirlenecektir. DİSK üyesi sendikalar, işyerlerinden fabrikalardan başlayarak 1 Mayıs sürecini yaygın bir biçimde örgütlemeye başlayacaklarıdır.
2. Başkanlar Kurulumuz Üçlü Danışma Kurulu toplantısında gündeme getirilecek “Kiralık İşçilik Yasası”nı işçi sınıfını topyekun köleleştirme projesi olarak değerlendirmektedir. Yine aynı toplantıda gündeme gelecek taşeron işçiler konusunda da tüm işçilere ayrımsız, kayıtsız, şartsız daimi işçi kadrosu verilmesi gerektiği doğrultusundaki görüşümüzün altını çizmektedir. Başkanlar Kurulumuz, kiralık işçiliğe karşı yürütülecek mücadeleyi ve taşeron işçilere “ayrımsız, kayıtsız, şartsız daimi işçi kadrosu” mücadelesini işçi sınıfının tamamını kapsayacak biçimde büyütme kararlılığını bir kez daha vurgular.

1 MAYIS BİLDİRİMİZ

cam-keramik

ATILAN İŞÇİLER GERİ ALINSIN, SENDİKALI ÇALIŞMAK ANAYASAL BİR HAKTIR

139841924594869206

Sendikamızın örgütlenme faaliyetini sürdürdüğü, İzmir Çiğli Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulu olan Dostcam fabrikasında, sendikamıza üye 1 işçi arkadaşımız işten atılmıştır. Sendikal örgütlülüğü kırmak üzere işveren tarafından yapılan bu hamleye karşı işçi arkadaşlarımız fiili-meşru haklarını kullanarak üretimi durdurdu. Bunun üzerine işveren yüze yakın üyemizin işine son verdiğini açıkladı.
Şunu belirtmek isteriz ki, Anayasanın 51. maddesi tüm işçilere, ekonomik, sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek amacıyla, kimseden izin almaksızın sendikaya üye olma hak ve özgürlüğünü tanımaktadır. Bu hak ve özgürlük, kimseden izin almadan sendikaya üye olma hakkının yanında, hangi sendikaya üye olunacağının da işçinin serbest iradesiyle seçme hakkını da içermektedir. İşverenin, işçilerin sendikaya üye olmalarını engellemesi Anayasal bir hakkın engellenmesi, kanunlara ve imzalanan uluslararası sözleşmelere aykırıdır. İşverenin sendika karşıtı aldığı bu tutum aynı zamanda iş barışını bozmaktadır.
Sendikamıza üye Şenel Kınık isimli işçi arkadaşımızın “performans düşüklüğü” iddiasıyla işten atılmasının hiçbir gerçekçiliği yoktur. 3 aydır bir sıkıntı olmadan fabrikada çalışan arkadaşımız, sendikamızın çoğunluğu sağlaması ve bunun duyulması ile birlikte işten çıkarılmıştır. İşverenin, tüm işçileri tazminatsız işten attığını açıklaması tamamen direnişimizi bölmeye ve göz korkutmaya yöneliktir. Fakat biz bu oyuna gelmeyeceğiz çünkü Dostcam işçisi ekmekleri için onurlu bir direniş gerçekleştirmektedir.
Fabrika içinde ve dışında direnişte olan işçi arkadaşlarımız kararlı bir şekilde mücadelelerine devam etmektedir. İşten atma kararı geri alınana ve sendikal örgütlülük tanınana kadar mücadelemiz sürecektir.
SENDİKALI İŞÇİ İSTEMİYORLAR

Sendikamızın örgütlenmiş olduğu, İzmir’de bulunan Dostcam Sanayi ve Ticaret A.Ş. İsimli İşletmede bir üyemizin işten atılması üzerine 1Nisan da işyerinde üretimi durdurmak zorunda kaldık. İşveren, işçilerin sendikaya üye olduklarını ve bir Toplu İş Sözleşmesi taslağı hazırladıklarını öğrendiği anda tehditler savurma başlamış ve kararlılığını kanıtlamak adına böyle bir atmıştır.

Çünkü bu işyerinde ve tüm ülkede emek çok ucuzdur ve ucuz kalması istemektedir. Sendikal hak ve özgürlükler sadece kağıt üzerindedir ve öyle kalması istenmektedir. Sendika da örgütlendiği için işçileri cezalandırmanın işverene ağır yaptırımları yoktur hatta destek vardır. Çünkü işçilerin borç içinde zor şartlarda yaşadığını ve fazla direnecek güçleri olmadığını düşünürler.

Ancak İşçilerimiz açlık sınırında ücretlere ve ağır çalışma koşulları altında yaşamlarını sürdürüyorlar. Üyelerimize ölümü gösterip hastalığa razı olmalarını söylüyor işveren. Sendika dan vazgeçmezler ise tüm işçileri tazminatsız atacağını söylüyor. İşçilerimiz de onlara diyor ki; Bizim kaybedecek bir şeyimiz yoktur. İşimiz Ekmeğimiz ve Özgürlüğümüz için sonuna kadar direneceğiz. Sendikal örgütlenmemize saygı göstermenizi istiyoruz. Baskı ve engelleriniz bizleri yıldıramaz. Sınıf dayanışması ile göründüğünden daha güçlü ve kararlı bir direniş sizi bekliyor. Yaşasın sınıf Dayanışması.

DOSTCAM’ DA ÜRETİM DURDU

12919687_1596285354023864_4209433848012827540_n
İzmir Çiğlide bulunan Dostcam Sanayi A.Ş. de sendikamız üyesi bir işçinin işten atılması üzerine işi durduran üyelerimizin kararlı duruşu sürüyor. Sendikamızın görüşme talebine olumsuz cevap veren işverenin işçi temsilcilerimizle yaptığı görüşmeden de bir sonuç çıkmadı. iş yerine kolluk kuvvetlerini çağıran işveren temsilcileri herkesi işten atma tehdidi ile direnişi kırmaya çalışıyor. Sendikamızla masaya oturulmasını ve atılan arkadaşlarının geri dönmesini talep eden üyelerimizin kararlı duruşu ve coşkusuyla mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz.

KİRALIK İŞÇİLİĞE HAYIR! KIDEM TAZMİNATIMA DOKUNMA

dvrgztspdf copy

SERAPOOL DİRENİŞİ YİNE KAZANDI

11081108_1449928721992862_3612216650715483827_n

Sendikamıza üye oldukları için işten atılan ve aylarca fabrika önünde direnen serapool işçileri, patronunun açtığı “yasa dışı grev” davasını kazandı. Yargıtay tarafından da onaylanan karara göre işçilerimizin mücadelesi bir hak mücadelesidir, bir onur mücadelesidir. Sendikamızda örgütlenen ve 11 Haziran 2015 tarihinde bir arkadaşlarının işten atılması ve tehdit edilmesi üzerine iş bırakan üyelerimizin haklı tutumu yüksek mahkeme tarafından da tescillenmiş oldu. İşveren tüm uzlaşma çabalarımıza ve çağrılarımıza kulağını tıkamış, sendikamız ve sekiz işçi arkadaşımız için yasa dışı grevi başlattıkları iddiası ile dava açmıştır. Anayasa’ya ve ILO sözleşmelerine göre yaptığımızın barışçıl bir hak arama eylemi olduğunu hep savunduk ancak işverenin cevabı 123 arkadaşımızı tazminatsız bir şekilde işten atmak olmuştu. İşçilerimizin yaptığı sendikal hak ve özgürlüklerine sahip çıkmaktı. Sendikalı çalışma ve istedikleri sendikaya üye olma haklarını kullanmaktı. Ekmeklerini büyütmek, çocuklarının geleceğine sahip çıkmaktı. İşten atılan ve bir daha çocuğunu görememekle tehdit edilen arkadaşlarına sahip çıkarak onurlu bir duruş sergilemekti.
Bu dava ve kararın Türkiye işçi sınıfı tarihinde birebir örneği yoktur ve emsal niteliği taşımaktadır. Elbette yasalarla sınırlı olmayan, fiili ve meşru mücadelenin ilk örneği değildir ancak bu şekilde açılmış ve kazanılmış bir dava olarak tektir ve bu açıdan çok önemlidir. Bu karar üyelerimizin açtığı işe iade davalarını da direkt olarak etkileyecektir. Artık “kıdem tazminatımız yanar”,”yetki olmadan eylem yapamayız” diyerek mücadeleden geri duran işçilerimiz daha bir cesaretle davranacaklardır. Tıpkı Renault işçilerinin fiili ve meşru mücadelesi gibi Serapool işçilerinin haklı mücadelesi de Türkiye işçi sınıfı tarihindeki şanlı yerini çoktan almıştır. Kendisinden sonraki tüm işçi mücadelelerini olumlu bir şekilde etkileyecek olan bu hukuki mücadele ve hukuki kazanım tüm işçi sınıfımıza hayırlı olsun.
SeraPool Direnişi ile maddi manevi Dayanışma gösteren herkesi, her kurumu ayrı ayrı selamlıyor ve teşekkür ediyoruz. Elbette nerede olursa olsun her direniş, her grev, her emek mücadelesi, her demokrasi mücadelesi aslında aynı mücadelenin, işçi sınıfı mücadelesinin bir parçasıdır ve hepimizin davasıdır. İşçilerimizle birlikte mücadelemizi farklı şekillerde ama aynı kararlılıkla sürdüreceğimizi ilan ediyor ve yine bir kez daha SeraPool patronunu işçilerimizi işe geri almaya ve sendikal haklarına saygı göstermeye çağırıyoruz.

CAM KERAMİK İŞ SENDİKASI GENEL MERKEZİ